• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    100 sayı

    Net olmayı severim. Yakın çevremdeki insanlar bilirler, neysem oyumdur. Her insan gibi benim de etrafımdakileri üzmemek, yormamak için derdimi içime attığım olur ama siyasi görüşlerimi, siyasi tavrımı her ortamda, her koşulda ortaya koyarım. “Politik olmak” diye bir tabir vardır, mecazi anlamda “şartlara göre uzlaşma, taviz verme” kastedilir bununla, bunu hiç yapamam işte, oportünistlik hiç bana göre değildir, ben kelime anlamında “politikim”dir. Bundan da geri adım atmam.

    Biz politik Kürtler’in yakın tarihi biraz da kendini saklama, net ortaya koyamama, şartlara ayak uydurma tarihi oldu. Bu yakın tarihi kimliğini gizlemeden yaşamış olmanın gururu ise başkadır. Ben bu gururu bolca tadıyorum epeydir.

    Oturduğum semtte, arkadaşlarla, komşularla bir arada olduğumda, sabah sporunda, iş çevremde, her ortamda, her dönemde siyasi tavrımı, fikrimi sakınmadan ifade ettiğim için olsa gerek, seneler içinde belli bir güven tesis etmişim onlarda. Sabahları dostlarım bekler  beni sahilde, sabah sporu boyunca birlikte gündemi değerlendirelim diye. Her cenahtan, her görüşten dostum. Kendinizi net olarak ortaya koyarsanız, iletişim çok daha sağlıklı oluyor. Hiç olmadık insanlara bir konuda kolayca ikna edebiliyorsunuz.

    Geçen yıl, Öcalan’a özgürlük kampanyası sırasında bir saat içinde sabah sporunda sahilde 75 kişiden imza aldım ki, aralarında emekli askerler, eski belediye başkanları filan vardı. Siyasi görüşleri farklıydı ama bana da güveniyorlardı.

    İnsan politikliğinin belli bir aşamasında bunu daha büyük kalabalıklarla paylaşmak istiyor. Önemli bir dönemden geçiyorduk ve ben de fikirlerimle müdahil olmak istiyordum sürece. Birkaç yıl önce Günlük, sonra Özgür Gündem’e düzenli olarak yazılarımı göndermeye başladım, her hafta yayımlandılar, böylelikle özgür medyamızda görüşlerimi çok geniş bir okur kitlesine özgürce ifade ettim.

    Ancak 2013’te kararımı verdim. Sevgili yoldaşım Ahmet Tulgar ile özgür medyaya kendi yayınımızla katkıda bulunmak için hazırlıklara başladık. Yerel gazetecilik konusunda eleştirilerimiz vardı. Kürtler, bulundukları mahallelerde halk meclisleri kuruyor, demokrasiyi yerelden inşa ediyorlardı. Gezi Direnişi’nin ardından toplumun çok farklı kesimleri de semt forumları ile bu yerelden demokratikleşme sürecine dahil olmuşlardı. Fakat yerel medya bu demokratik gelişimi karşılamaktan imtina ediyor, uzak duruyor, mali ve siyasi kaygılardan ötürü aynı ana akım medyanın büyük bir kısmının merkezi iktidara tabiyeti gibi o da yerel iktidarların sözcüsü olmaktan bir türlü çıkamıyordu.

    Maltepe’nin Nabzı adıyla ilk sayımızı çıkardığımızda biz ne yapmak istediğimizi çoktan biliyorduk ve kararlıydık. Siyasi çizgimizi daha başından okurumuza net olarak açıklayacak, taraflı ama objektif olacaktık.

    Siyasi çizgimize güveniyor, halkın haber alma hakkına saygımızı tarafımızı açıkça ortaya koyarak da sürdürebileceğimizi biliyorduk. Nitekim de sonraki sayılarımızda tam da böyle oldu.

    Her zaman taraflı kaldık, halkın tarafında kaldık, seçim süreçlerinde bile desteklediğimiz, oy vereceğimiz parti ve adayları okurumuzdan saklamadık ama gazetemizin binlerle ifade edilen okurlarından ufak bir eleştiri bile gelmedi bu açıdan. Uğradığımız tek tük saldırılar ise bu işin tuzu biberi olmalı herhalde.

    7 sayı sonra Maltepe sınırlarının dışından bize yönelen ilgi yayın sahamızı genişletmemizi gerektirdi ve Halkın Nabzı adıyla devam ettirmeye karar verdik gazetemizi.

    Ve işte 100. sayımıza geldik.

    Bu kolay olmadı.

    Tabii ki büyük emek ve fedakârlık var bu 100 sayının arkasında. Ama helal olsun okurlarımıza. Türkiye halkları her şeye rağmen bugün yine de demokrasi ve barışta direniyor. HDP’nin son seçim başarısı bunun önemli bir işareti mesala. Bu demokrasi ve barış mücadelesine katkımız olduysa bu 100 sayı ile, ne mutlu bize.

    Bütün zorluklara rağmen Halkın Nabzı’nı her hafta okurlarımıza ulaştırma konusunda kararlıyız. Yine yorulacağız, yine yayına hazırlık ve matbaa masraflarını denkleştirmek için çabalayacağız, yine özgür bir yayını okurlara ücretsiz ulaştırmanın mali yükünü taşıyacağız ama vazgeçmeyeceğiz.

    Hiçbir ücret talep etmeden bize katkıda sunan dostlarımız ve okurlarımızın ilgisi bize cesaretlendiriyor.

    Orta ve uzun vadede planlarımız var. Zamanı geldikçe bunları size önceden haber vereceğiz.

    Ağustos 2013’te yayına başladığımızda bize ömür biçenler de artık kararlılığımız konusunda ikna olmuş durumda. Kurumlaşmış olmanın rehavetine kapılmasak da rahatlığı içindeyiz.

    Bir hafta bile teklemedik. Her ihtimale hazırlıklı ama iyimserdik.

    Öyle kalacağız.

    Herkese teşekkür ederim.

    Köşe yazarlarımızı zaten sayfalarında görüyor, okuyorsunuz. Hepsine, yazmaya devam edenlere de, çeşitli sebeplerle devam edemeyenlere de teşekkür ediyorum. Ebru Tulgar ve Nesrin Nas’ı köşelerine dönmeye davet etmeye devam edeceğiz.

    Ama bütün bu süreçte, haber merkezine ve teknik olarak bize katkı sunmuş dostlarımıza, yolumuzun kesiştiği çalışma arkadaşlarımıza da tek tek teşekkür etmek istiyorum.

    Aze Ayşe Gökkaya, Hatice Altınışık, Lale, Ayşenur Aksoy, Lale Duman, Yeliz Doğan’a

    Hakan Yıldırım, İsmail Doğan, Kazım Çınar, Ayda Araz ve şimdiki grafikerimiz Erdal Bektaş’a, nazımızı çeken ve her salı gecesi karda kışta da olsa gazetemizin size ulaşması için gerektiğinde mesaiye de kalan Gün Matbaası ustalarına da matbaa müdürü Kasım Zengin ve ofset hazırlık ustası Cemal Tunç şahsında teşekkür ediyorum.

    Haftaya görüşmek üzere.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları