• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    15 TEMMUZ MİLADI VE KAYGI

    Bir gecede dört yüz insanın can verdiği darbeye milat demek iyi bir şey midir?

    Değil elbette…

    Milat insanoğlunun çağrışımında hep olumlu başlangıçları canlandırır. Ancak bizim gibi demokrasisini inşa edememiş, yarını muamma ülkede gücün şehvetine kapılan odakların darbelerle kendine bir milat yaratma sevdası her zaman bakidir.

    Oysa Latin Amerika’ya bakın, uzak Asya’ya bakın, kendi geçmişimize bakın darbeler topluma, kan, gözyaşı ve acıdan başka bir şey getirmemiş.  Kendi diktatörlerine bile hayrı olmamış darbelerin… Pinochet’e, Evren’e, Saddam’a ne kadar yaradı ki yaptıkları darbeler. Hepsi insanlığa suç karşı suç işlemiş yeryüzünün lanetlileri olarak göçüp gittiler yeryüzünden.  Adresine bakılmaksızın teline muhtaçtır darbeler.

    Ama daha önemlisi darbelerin hangi puslu havalarda kurtağzını açtığıdır.  Eğer bir ülkede gücü eline geçiren iktidarı kendine yontuyorsa, hukukun kendisini oyun hamuruna dönüştürüyorsa,  barış, demokrasi gibi kavramları savunmak meczup işi görülüyorsa; kusura bakmayın o ülke her zaman darbe kasırgasına kapılabilecek iklime sahiptir.

    Aynen bizde olduğu gibi… Nitekim Öcalan söylemişti, barış süreci biterse darbe mekaniği devreye girer, diye… Hayat onu doğruladı. Şimdi bu acı gerçekle yüzleşiyoruz.

    Neyse, geçelim bunu…

    15 Temmuz darbesine ilişkin herkes haklı olarak bir yorum yapıyor. Ben de kendi yorumumu paylaşayım izninizle… 15 Temmuz darbesi devlet içinde 30 yıldır mayalanan Gülen tarikatının son barutuydu. Patladı ve bitti. Darbenin öncelikle genelkurmay ve ordu kademesine yönelik bir darbe olduğu anlaşılıyor. Sanırım şöyle bir hesap yapılmış, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları rehin alınıp darbeye ikna edilecek ve ondan sonra emir-komuta zinciri içinde yönetime el konulacak.  Onun için medyayı önemsemediler, gerçek güçleri çok daha fazla olduğu halde Türkiye’nin her yerinde harekete geçmediler. Rehin aldıkları ordu komutasında aradıkları desteği bulamayınca ortada kaldılar.  Eğer genelkurmay başkanını ikna edebilmiş olsalardı, Gülen marifetiyle ABD’nin de desteğini alacaklarına inanmış olmalılar… Neticede evdeki hesapları çarşıya uymadı ve bozguna uğradılar. İyi ki de uğradılar.

    Ama asıl sorun da bundan sonra başlıyor.

    15 Temmuz başarısız darbe girişimiyle AKP ve Erdoğan kendini resetledi, iyice güçlendi elleri…

    Aslında bu iktidar partisi için de bir yol ayrımı…

    Darbeleri besleyen ortamın ne kadar tehlikeli olduğunu, otoriter ve baskıcı sistem derinleştikçe kimsenin güvende olmayacağını anlayıp çözüm sürecine dönmek bir yol. Ancak AKP’nin de Erdoğan’ın da bu yolda yürüyeceklerini gösteren küçücük işaret göremiyoruz ne yazık ki.

    Baksanıza, darbenin hemen ardından sokaklar tekbir seslerinden, idam naralarından geçilmiyor. Tam bir kendinden geçmişlik ve zafer sarhoşluğu içinde intikam naraları kaplıyor meydanları. Şurada burada Alevi mahallelerine, HDP binalarına saldırılıyor. Sivil halkın silahlanmasından söz ediyorlar.

    Her şeyden kötüsü de Asya’yı Avrupa’ya bağlayan Boğaziçi Köprüsü’nde, İstanbul’un kalbinde, neden orada olduğunu dahi bilmeyen 20 yaşındaki gariban erin IŞİD kılıklı adamlar tarafından boğazı kesilip başı gövdesinden ayrılırken iktidar sahipleri ağzına bile almıyor bu barbarlığı. Tüyler ürperten bir hal bu…

    Kaygılı mıyım, evet Türkiye’nin barış ve demokrasiden başka bir geleceği olmadığına inanan herkes gibi kaygılıyım. Bunun da çok insani bir hal olduğunun farkındayım.  Ama kaygının geleceğe bir faydası yok.

    Kalbi demokratik ve özgürlükçü bir toplumdan yana atanların her zamankinden daha cesaretli ve savunduğu özgürlük değerlerinin erdeminden güç alması gereken bir zaman bu. Bundan büyük güç de hala icat edilmedi şu yeryüzünde…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları