• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    200. sayı için

    200 hafta önce bunu kendimize bile söylemeye cesaret edemezdik herhalde. O ilk sayıyı elimize alıp sokaklara çıktığımızda sadece bir yola çıktığımızı biliyorduk. Gücümüz yettiğince adım atacaktık. Bir haftadan diğer haftaya.

    Halkın Nabzı kısa sürede biyoritmimizin dinamosu oldu. Şimdi böyle teknolojiyi çağrıştıran iki sözcük kullandım ama işin teknik kısmı en kolayıydı aslında. Dediğim gibi kısa sürede iş programımız oluşmuştu. Haftalık zaman ajandamızı gazetenin zamanına, çarşamba sabahları okuruyla buluşmasına endekslemiştik. Kar da yağsa, hastalık da olsa bir şekilde yetiştiriyorduk. Disiplin olunca oluyordu.

    Bizi asıl zorlayan duygulardı. Bazen umutsuzluk, bazen korku, hadi korku demeyelim de tedirginlik, bazen de kırgınlık, ancak bıkkınlık asla.

    Her hafta okurlarımıza karşı sorumluluğumuz artıyordu. Öyle alıştırıp, güven verip sonra da kaybolmak olmazdı. Bunu yapmayacaktık.

    Umutsuzluğun sebebi çoğunca finansal oluyordu. Halkın Nabzı satılmıyor, ücretsiz dağıtılıyordu ve ilan veren denilen kesim maalesef rüzgar gülü gibi desteğini, ilanını siyasi konjonktüre göre sunuyordu bize. Türkiye’nin bugünkü durumuna baktığınızda ilan desteği almanın bizimki gibi bir gazete için ne kadar zor olduğunu takdir edersiniz. Ama bazen bir başka işten elimize geçen bir parayla, bazen de borç harç getirdik bugünlere işte Halkın Nabzı’nı.

    Korku değil de daha çok tedirginlik dedim ya, bu da daha çok gazetemizi koruma çabamız sırasında hissettiğimiz bir şeydi. Kendimizden bile korumak zorundaydık gazeteyi. Türkiye medyasının en zor dönemindeyiz belki de. İlkelerimizden, yayın politikamızdan taviz vermeden yayınımızı sürdürecek temkinliliği kazanmalıydık. Özellikle köşe yazarlarımızı kırmadan, incitmeden uyarmak zorunda kaldığımız oldu.

     

    ahmet yazı görsel

    Kırgınlıkları, tartışmaları es geçelim isterseniz. Arkadaşlık eğer sağlamsa, bunlar besleyip geçiyor arkadaşlığı. Benimle İshak’ın arkadaşlığında bu böyle oldu. Zaten hep bu yukarıda saydığım iki meseleden çıkıyordu tartışmalarımız.

    Evet, böyle böyle 200 hafta geçti. 200 haftadır sektirmeden yayındayız. Müthiş bir döneme denk geldi Halkın Nabzı’nın ilk yılları. Burada uzun uzun bahsetmeye gerek yok. Biliyorsunuz. Türkiye’nin durumu.

    Deleuze, Michel Foucault için “şehre yeni bir arşivci geldi” demişti, sahiden de Foucault’nun arşivlerdeki çağlar öncesinin gazetelerini, siyasi bildirilerini tarayarak o dönemlerin düşünce tarihine dair ne çok şey çıkarsadığını hayranlıkla okumuştum ben de yıllar içinde. Gelecekte, bir gün genç kuşaklardan bir arşivci böylesi zor bir dönemde doğru yerde durmaya çabalamış yayın organlarından biri olarak bizi de keşfedecekse, gelecek için şimdiden önemli bir işlevi olmuş demektir Halkın Nabzı’nın. Bugünü ise bir şekilde kurtarıyor işte.

    Neyse, 200. sayı elinizde ve ben bir kez daha İshak’a buradan teşekkür ediyorum. İyi ki beraber bu işe kalkışmışız.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları