• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Nedim Dağdeviren göçeli…

    “Canın sağolsun gurbet / İşte çağrısız geldik / Dokunaklı bir yırla / Bizi de anan bulunur”

    Nedim Dağdeviren, “Dokunaklı”

     

    Uzak ve soğuk ülkenin insanı bedeninden, ruhundan, benliğinden koparıp tekleştiren, yalnızlaştıran yapısına inat, sürgünlüğünü önemli kazanımlara dönüştüren bir arkadaşımızı genç denebilecek yaşında yitirişimizin üzerinden on yıl geçmiş. Kaşla göz arası mesafe kadar sanki!

    Nedim Dağdeviren 2 Mart 2007 Cuma günü Stockholm’de bir hastane odasında onulmaz illet, kanser yüzünden öte yakaya göçüvermişti…

    Nedim Dağdeviren edebiyatçıydı, şairdi. Edebiyatı kendine dert edinenlerdendi. Her duyarlı aydın gibi uzun yıllar yaşadığı şehrinin ve topraklarının sorunları edebiyatının yanında onun derdiydi. Sırça köşke sığınıp sadece edebiyat yapmak onun kuşağının harcı değildi ki zaten…

    Bu nedenle Nedim daha Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nde (sonra fakülte oldu) öğrenciyken şehirde düzenlenen hemen tüm mitinglerde uzun boyu, edebi ve edepli gür sesiyle şairce seslenişlerle bilcümle kitleyi heyecana getirirdi.

    Sonrası malumunuz, ayan beyan dosta düşmana karşı… İşte 12 Eylüllü günler, her duyarlı insanı perişan kılıp yerinden yurdundan sürgünlüklere yollayan/yollatan, ölümlerle, acılarla tanıştıran kara yıllar…

     

    Nedim Dağdeviren 25 yıllık İsveç sürgünlüğünden sonra 2006 yazında Diyarbakır’a geldiğinde kendisi ile 2007’de yayınlanan “Amidalılar-Sürgündeki Diyarbekirliler”* kitabım için yaptığım görüşmede sürgüne gidişini nasıl anlatıyor.

     

    “O zamanlar yurtdışına çıkanların büyük bölümü önce Suriye’ye gidiyorlardı. Ben de aynı yolla çıktım. Biz beş kişilik bir gruptuk. Ama dur istersen sana çıkmadan önce Diyarbakır’dan ayrılırken Diyarbakır’ın belleğimde kalan son resmini anlatayım: Sabah çok erken saatte birileriyle buluşacağım. Bir arabaya atlayıp gideceğiz. Bu gidişin nasıl bir gidiş olacağı konusunda belirgin bir düşüncem yok. Çünkü her gidiş aslında dönüş amaçlı bir gidiş oluyor. Yani deyim uygun düşerse, bir süre için kendimizi korumaya alıp bir süre sonra dönmek için gidiyoruz. Düşünce tümüyle bu…

    Surların dibinde sabah saatinde bir kahvede oturuyorsun. Gideceğim zaman bir Diyarbakır resmi aldım. Bir kamera objektifine değil, gözlerime ve belleğime kaydettim. Çocukların okula gitme saatiydi. Öğretmen lisesinin öğrencileri formalarıyla okula gidiyorlardı. İki öğrencimi profilden gördüm; kimler olduklarını bilmeksizin… Caddeler sabahın köründe belediyenin araçları tarafından sulanmıştı. Kahvehaneler güne hazırdı. Yeni Mardin yolu henüz tam olarak trafiğe açılmamıştı. O yola vurduk. Şehitlik’ten, Mardin Yolu’ndan, Alipar’dan görüntülerimi alıp Kırklar Dağı’na şöyle bir yukarıdan bakıp çıktık.”

     

    İki yıl kadar Suriye’de bekleyiş… Acaba ülkeye geri dönüşün koşulları olgunlaşır mı? Anlar ki bu darbe öyle kolay kolay “gidici” değil. Ol sebepten daha uzak ve uzun bir sürgünlüktür sonrası. İsveçli ilk yılların diğer tüm Kürt sürgünlerinde olduğu gibi, Nedim’de de yarattığı politik çalışmalardır. Ama bir yandan da Zülfü Livaneli’nin Bertolt Brecht’ten uyarladığı “Bir çiviyi bile çakma duvara” yıllarıdır o yıllar.

    Çünkü ülkeden uzak da olsan, sürgün de olsan hâlâ dönme umudun vardır. Ama askeri cuntanın daha da kökleştiğinin izlenimi ve politik çalışmaların kendini tekrarı Nedim’i kendi alanı ile yani edebiyat ve kitaplarla ilgili çalışmalara yönlendirecektir. Bu, Nedim Dağdeviren’e de bu uygun düşecektir. Neredeyse 10 yıl süren ve İsveç’te duvara bir çivi bile çakmadan yaşanan günler geride kalacaktır. Artık hedefte, oluşturulmak istenen, diasporada bir Kürt kütüphanesidir.

    “Kürt Kütüphanesi, bugünkü ve o günkü Türkiye’nin koşullarında gerçekleştirme olanağı olmayan bir projeydi. İnsanlar ülkedeki kendi evlerinde 10 adet kitap bulunduramıyorlardı. Polis, asker baskınlarında ilk giden o kitaplar oluyordu. Notlar gidiyordu. O notlarımızı kendi ellerimizle yakıyor, imha ediyorduk.”

    Yaklaşık 10 yıllık bir uğraşı sonucu dünyanın neresinde ve hangi dilde olursa olsun Kürtlere dair yazılmış sayısı sekiz bini aşan bir kütüphaneyi Stockholm’de oluşturur. Bunun içinde, müzik alanında bayağı geniş bir arşiv de vardır. İki binin üzerinde kaset, CD ve plak. Sayıları 600’ü geçen, Kürtçe ya da Kürtler tarafından yayınlanan dergilerden oluşan benzersiz bir dergi arşivi… Bunların içinde Ermenistan’da yayınlanan Rêya Teze, Suriye’de yayınlanan Hawar, Ronahî, Roja Nû…

     

    İtiraf edeyim ki, 2000 yılında yaşadığım coğrafyanın tarihi ve kültürel değerleri ile ilgili bir konferans vermek üzere Stockholm’e gittiğimde Nedim’in çabasıyla oluşan Kürt Kütüphanesini gördüğümde gözlerim dolmuş ve gurur duymuştum. Böyle bir kütüphaneyi hem de sürgünlükte halkına kazandırdığı için kutlamıştım. Kendisi yasaklı olduğu için gelemiyordu.

     

    Ama İsveç’ten kim gelirse, ya da İsveç’e kim giderse kitap isterdi Nedim. Bir defasında sevgili eşi Gül, üç koli kitap götürmüştü dönüşünde. Bu denli işini önemseyen ve iyi yapan bir tutkulu ehli kitap adamıydı Nedim Dağdeviren.

     

    Nedim Dağdeviren 25 yıllık sürgünlükten sonra 2006’da Diyarbekir’e dönebilmişti. “Çıkarken karadan çıkmıştık. Gelirken havadan iniyorduk. Ve ilk olarak o büyüyen Diyarbakır’ın resmini aldım. İndiğimizde yarı düş yarı gerçek gibi geldi. Düşlerimde çok kez inmiştim Diyarbakır’a. Düşlerinde Diyarbakır’ı o kadar çok yaşamışsın ki! İnsan, bir an o düşlerden biri mi, diye kendine soramadan edemiyor.

    Diyarbakır’dan çıkarken bir kaygıyla çıkmıştım. Kaçak olma kaygısıyla. Dönerken o kaygılardan arınmış olarak dönüyorsun ama tümüyle değil! Ve şehre ilk ayak bastığından itibaren sanki o 25 yıl, birdenbire küçülüyor. Sanki sen dün de Diyarbakır’daymışsın gibi oluyor. Bunda arkadaşlarımın dostlarının büyük katkısı oluyor. Diyarbakır’da yeniden izleri sürmek için Diyarbakır’ı yeniden keşfetmek için dostların, senin rehberlerin oluyor. İşte Şeyhmus’la görüşüyorsun, 70’lerden beri süregelen ve Şeyhmus’ta somutlaşan, onunla birlikte gelen izi sürüyorsun. Ve Şeyhmus’la kol kola Diyarbekir Küçeleri’ni yeniden keşfediyoruz.”

    “Her gece başucumda / Düşlerine yorulduğum / Ey sokaklarına yazılar yazdığımız şehir / Ama kirleten / Biz olmadık tarihini” dediği şehri Diyarbekir’in koynunda yatıyor Nedim. İşin acı tarafı, içinde Nedim Dağdeviren’in edebi anlatısının da yer aldığı 21 şahsiyetin kitabı “Amidalılar” onun vefatından iki ay sonra yayınlandı. Nedim kitabı göremeden öte tarafa göçüp gitti. Nedim’in vefatının da, kitabın(ın) yayınının da onuncu yılı. Ruhu şad olsun…

     

    *Şeyhmus Diken, Amidalılar,3.baskı 2015, İletişim Yayınları.

     

    3 Mart 2017 Diyarbekir

    şeyhmus diken yazı görsel


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları