• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    16 Ağustos 2017 12:07
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    İshak Karakaş- Tülin Ünal bir mimar. Fakat dört yıldır kendisini glutensiz beslenmeye adamış. Kızı Yağmur’un çölayak hastası olduğunu öğrenmesiyle başlayan süreçte çölyak hastalarının glutensiz gıda bulmakta ne kadar zorlandıklarını keşfeden Tülin Ünal, Maltepe’de Türkiye’nin ilk glutensiz lokantasını açmış. Aynı zamanda Glutensiz Hayat Derneği’nin kurucu başkanı da olan Tülin Ünal ile buluştum ve kendisiyle hem glutensiz beslenmeyi hem de çölyak hastalarının sorunlarını konuştum…

     

    -Öncelikle şuradan başlayalım, İstanbul’da ilk ve tek glutensiz lokantayı siz açtınız, doğru mu?

    Şöyle…Yalnızca glutensiz üretim yapan, aynı zaman da fabrikası da olan tek yeriz. Tabii başka yerler var glutensiz yapan.Ama onlar karma aynı zamanda. Türkiye’nin başka yerlerinde Ankara’da, İzmir’de sadece glutensiz yapanlar var. Ama konsept olarak ilk diyebiliriz. Aralık 2011’de açıldık.

     -Glutensiz yemek ne demektir? Okurlarımıza kısaca anlatabilir misiniz?

    Tabii… Gluten buğday, arpa, çavdar ve yulafın içerisindeki bir proteindir. Bu protein bazı bünyelerde ne yazık ki zararlı etki yapmaktadır.

    Ne gibi?

    İnce bağırsaklarda villus denilen çıkıntılar vardır. Bunlar besinlerin emilimini sağlar. Ancak çölyak hastası olan kişilerde bu villuslar yok olmaktadır. Yani gluten denilen madde villusları yok etmekte ve hasar vermektedir. Bağırsaklarda birtakım yaralar açılmaktadır. Bu birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. En önemlisi besin emilemediği için vücut zayıf düşmektedir. Çok etkisi vardır. Mesela çocuklarda boy kısalığı, gelişme geriliği, aşırı kabızlık, aşırı ishal, karın ağrısı… Mesela benim kızım Ağustos 2007’de Çölyak tanısı aldı, tam on sene oldu. Ama çok zor şartlarda aldı. Günümüzde özellikle son bir iki yıldır gluten ve glutensiz hayat biliniyor. Ama 2007 ve öncesinde hiç bilinmiyordu.  Çünkü insanlar evlerinde bu rahatsızlığı devam ettiriyordu. Ne kamuoyu biliyordu, ne insanlar bilinçliydi, ne de restoranlar bilinçliydi. Fakat son yıllarda bilinç biraz daha artmaya başladı. Teşhis koyması çok zor. Doktorlar pek çok şeyle karıştırabiliyor. Hastalığın en kötü özelliği diyetinize dikkat etmezseniz bağırsak kanserine çevirme ihtimali var. Ondan dolayı çok dikkat edilmesi gereken bir rahatsızlık aslında. Bir de çölyakın dışında gluten duyarlılığı var. Çölyakla aynı belirtileri veriyor ama ince bağırsaklarda hasar yaratmıyor. Vücutta yine karın ağrısı, ishal, kabızlık, şişkinlik gibi rahatsızlıklar oluşuyor. Onların da glutensiz besin kullanması gerekiyor. Gluten duyarlılığı bir müddet sonra geçebiliyor ama çölyak şimdilik bildiğimiz kadarıyla ömür boyu süren bir ince bağırsak rahatsızlığı.

     

    -Glutensiz lokanta açma fikri nereden aklınıza geldi?

    Şöyle, ben mimarım. 2005 yılında küçük kızım dünyaya geldi. Çok tombul ve güzel bir bebekti. 18 ay anne sütü aldı, hiçbir sıkıntısı yoktu. Büyük kızım 7 yaşına kadar çok ciddi sıkıntılar yaşadı; alerjik astım, nezleler, bronşitler… Küçük kızımda hiçbir sıkıntı yaşamadık biz. Fakat anne sütünden kesildikten sonra çocuk yavaş yavaş zayıflamaya başladı. Profesör doktorumuz şunu söyledi bize “Çocuk normal büyüyor. Ablası da zaten hep zayıftı. Koşuyor, oynuyor, o yüzden zayıflaması normal. Boyu uzuyor çünkü.” Mesela çölyakın bir numaralı belirtisi boy kısalığı iken benim kızımın boyu uzamaya devam etti. Babası da uzun boylu. Ondan kaynaklı belki de… Boyu uzamaya devam etti. Bundan dolayı doktorumuzun hiç aklına gelmedi. Bir de aşırı ishal çölyakın en bariz belirtisi. Bizimkinde aşırı kabızlık vardı, uzun süren karın ağrıları vardı, sürekli halsizdi. Biz nisanda ikinci yaş gününü kutladık, sonrasında 3 ay kadar bu sıkıntılar devam etti ve giderek zayıflamaya başladı.  Gören kişiler, “Ne yaptınız bu çocuğa? Bakamıyorsunuz,” demeye başladı. Deri altı yağ dokusu erimeye başladı, karnında çok ciddi bir şişlik vardı. Şimdi ben o zamanlar o çocuğun halini görseydim, “Aaa çölyak” derdim. Ama o zamanlar bilmediğim için, ben ve çevrem bu konuda bilgisiz olduğumuz için o yüzden biz de farkında değildik. Çünkü o zamanlar hiçbir röportajda ve yerde çölyaktan bu kadar bahsedilmiyordu.  En son 10 Ağustos 2007’de bir arkadaşımla havuza gittik. Çocuğa baktı ve “Tülin bu çocukta çok ciddi rahatsızlık var. Siz farkında değilsiniz. Yarın benim doktoruma gidiyoruz” dedi. Ebru Sözer diye bir arkadaşım… Derken beni doktoruna götürdü, Yasemin Hanım diye bir doktordu. Çocuğu soydu, baktı. Sonra dedi ki bu çocuk “Yüzde 90 çölyak…” Hayatımda ilk kez çölyak ismini o zaman durdum.” Nasıl yani?” dedim. “Çölyak nedir?” Sabaha kadar araştırdım. O zaman yerli kaynaklar çok azdı. Sonra bizi Cerrahpaşa’da başka bir doktora yönlendirdi. Bu konunun uzmanıymış. O da baktı. Tahlillerimizi yaptırdı bu arada. Tahlillerden bir tanesi pozitif çıktı. “Ama bu yeterli değil” dedi. “Sadece kan tahlili değil, başka tahlillerde yapmamız gerekiyor, çocuk yüzde 90 çölyak ama… Siz sakın şimdi glutensiz beslemeye başlamayın” dedi. Çünkü glutensiz besleyince çocuklarda hemen iyileşme görülebilir. Bir hafta daha bizi glutenli beslemeye zorladı. O bir hafta geçmedi. Hayatımda 10 Ağustos-17 Ağustos arası hiç yaşamak istemediğim bir andır. Ben bile beş kilo verdim, hiç diyet yapamayan ben hiçbir şey yiyemedim.  Boğazımdan geçmiyordu. Çünkü çocuğa,çölyaksa bilerek zehir yediriyorsunuz. Neyse, biz 17 Ağustos’a kadar gluten yemeye devam ettik. Endoskopimizi yapıldı, o zaman o kadar zayıftı ki, kucağımızda minik bir kuş gibi taşıyorduk. Korkunç zayıf… Saçlar halsiz, uçları uzamıyor zaten.   Saç telleri son derece zayıf. Sonra doktor dedi “Glutensiz beslemeye başlıyorsunuz!” O zamana kadar nasıl glutensiz besleneceğimizin farkında bile değildik. Şöyle sanıyorduk,  gideceğiz hemen bir restoran bulacağız, orada glutensiz besleyeceğiz. Evet,  bulduk. Bakırköy’de bir restoran var. Hemen gittik. Biz de açız zaten; saat 11:00… Gittik, restoran kapanmış. Niye kapandı? Kimse gelmedi ilgisizlikten kapandı! Bir arkadaşımız açmış orayı iki sene önce. Kafe Karamel adında bir yer… Fakat kapanmış. Çünkü glutensiz beslenmeye çok fazla rağbet yok. Bundan dolayı kapanmak zorunda kalmış. O an ilk şokumuzu yaşadık. O zamana kadar zor bir dönem geçirdik ya… Teşhisten sonra glutensiz restoran bulamıyorsunuz. Nasıl yapacağız? Düşünebiliyor musunuz, sudan çıkmış balık gibisiniz. Zaten dünyada bir tek siz varsınız sanıyorsunuz. Kime sorsanız bilmiyor “Glutensiz nedir?”  diyor. Sonra bir dernek varmış, İstanbul Çölyakla Yaşam Derneği… Hemen oraya gittik. Bir beyefendi çıktı, o rahatlattı. “Aramıza hoş geliniz. Bundan sonra şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız…” “Ne yapacağız?” diye sorduk. İşte, “İkbal marketlere gidin. Orada glutensiz ürünler var.” Bazı şeyleri çocuk sevmedi. İştahı yok, bir şey yiyecek hali yok. O gün makarnayı aldık, makarnanın kokusu biraz tuhaf geldi. Bu arada fiyatlar korkunçtu. O zaman, on sene önce bir makarna 9 liraydı.  İnanamadık ilk önce, nasıl bir şey bu hani? Sonra işte, annem Antalya’daydı. Dedi ki “Ben burada sizlerin ürünlerini buldum.” Orada birkaç firma un çıkartmış. Un o zaman da pahalıydı. Hemen atlayıp Antalya’ya gittik. Annem orada on gün boyunca çocuğu çok güzel bir biçimde besledi. On günde, bir anda solan çiçek açmaya başladı. İnanılmaz bir şey yani; tam bir mucizeydi. Glutensiz beslenmek bir mucizeymiş. Ben o zaman dedim ki, “Bizim yaşadıklarımızı kimse yaşamasın, hiçbir anne baba bunu yaşamasın, diye her yerde, her ortamda çölyakı anlatacağım.”  Ben bilmiyordum, bilmediğim için de neredeyse çocuğumu kaybediyordum. Kimse bu duruma düşmesin. Önce yüklenmek istediğim misyon buydu. İkincisi, bir gün bir kafe olacak ve o kafede sadece glutensiz ürünler olacak! Çünkü ailecek yemek de yiyemiyorsun; öyle bir sıkıntı… Çünkü aynı ortamda pişmemesi gerekiyor yemeklerin. İşte ona kestiğim ekmek tahtasında kesemezsin. Ya da glutenli bir ürün yediniz, onu yedikleriyle yan yana getiremezsiniz. Bakın, bu restorana dışarıdan glutenli bir ürün getiremezsin. Çünkü onun ekmek kırıntısı ona geçebilir. Glutenli bir şeye dokunabilir, biri glutensiz ekmeği elleyebilir. Çünkü dokunmayla bile geçiyor. Çünkü dokunduğun zaman elini ağzına götürüyorsun. Bazı hassas çölyaklılar için diş macunlarında, kozmetik, ürünlerde, saç boyasında vs. her şeyde gluten olabilir ve onlar zarar verebiliyor. Bundan dolayı bu çok hassas bir konu. Bir gün bir restoran olacak, diye hayal ettim hep. Sonra çalışmakta olduğum bir iş yeri vardı. Oradan ayrıldım ben. Yayla Grup’a geçtim. Hayatımın dönüm noktasıydı o zaman. Daha önce çalıştığım iş yerini bir anda bıraktım. Dedim ki “Hayat elden gidiyor! Sonra ben Yayla Grup’a geçiş yaptım. Orada üç dört sene kadar patronun asistanlığını ve mimarlığını yaptım. Fakat hep kafamın köşesinde o restoran fikri devam ediyordu. Sonra öyle bir şey oldu ki, ben burada AVM’nin mimarı olarak ve patronun asistanı olarak çalışmaya başladım. Burada tadilatlar yapılıyordu, küçük dükkânlar yapılacaktı. Ben dedim ki, “20 metrekare yerimiz olsa ve burada glutensiz yapsak…” Sonra yine öyle bir şey gelişti ki,  üst katta bir pastane bölümü yapıldı; her şeyi hazır…Kiralanmak üzere. Böyle bir kiracıya rastlanmadı. Bunun üzerine patrona “Böyle bir şey yapsak onay verir misiniz?” dedim. “Başla bakalım, nasıl bir şey? Başlayın…” dedi. O zaman yanımda üç dört çölyaklı arkadaş daha vardı. Böylece başladık. Birkaç ay sonra onlar baktılar ki çok kâr getiren ticari bir iş değil. Müşterisi çok sınırlı. Ürünleri yapmak zaten çok zor. O dönemde artık eşimde tecrübeliydi. Bir iki aşçımız da bu işi yapmaya başladı ama bu iş para kazanmak için yapılacak bir iş değil. O yüzden kimse girmiyor. Çünkü sağlık için riskli bir şey. Ürünlere yanlışlıkla bir şeyi karıştırsanız sorun olur. Böyle bir işe girmek ister misiniz? İster istemez sorun oluyor. Sonra öyle bir duruma geldi ki,  böyle bir sene filan geçti. Ben öyle çok bu işe kendimi kaptırdım ki, patron “Tamam, sen her şeyi bırak. Asistanlığı bırak, mimarlığı bırak. Sen git, bu glutensiz işini yap,” dedi.  Ve bizim glutensiz restoran sürecimiz bu şekilde başlamış oldu. Ben de işi gücü, her şeyi bıraktım; son dört yıldır sadece ve sadece glutensize kendimi adadım. Ne oldu? Evet, tanınmaya başladık.İnsanlar buraya gelmeye başladılar. Bir sürü “Allah razı olsun” diye gelenler, burayı çok sevenler, çok mutlu olanlar oldu.

    -Glutensiz diyeti yapmayan kişiler de buraya geliyor mu?

    Geliyor geliyor. Glutenle beslenen insanlar da geliyor.

    -Tadını beğeniyorlar mı?

    Şöyle diyeyim…  Mısır, pirinç bazlı ürünler bunlar.  Yani bir ilaç değil. İçinde mısır var, pirinç var. Glutensiz tahıllarla yapılıyor. Mercimek, nohut gibi şeylerle yapılıyor. İşte, şekerinde şununda bununda bir farklılık olmadığı için lezzet olarak da çok ciddi bir farklılık olmuyor. Hatta daha lezzetli olduğu söyleniyor.  Sadece gluten kıvam artırıcı bir madde olduğu için ürünün içine katılıyor, raf ömrünü uzatmak için… O yüzden glutensiz ürünler biraz daha çabuk bayatlıyor. Ondan kaynaklı olarak da insanlar bu işe çok fazla girmek istemiyor. Ama bu restorana herkes geliyor. Geçen sene Yayla Grubu’nun patronu Yavuz Bey baktı ki burası insanlar için iyi bir yer… Biraz sosyal sorumluluk olarak başlamıştı. “Biz bunun bir de fabrikasını yapalım, bütün Türkiye’ye ulaşalım” diyerek Sultanbeyli’de bir fabrika açtı. Sonra satış ağı kuruldu. Yeni yeni büyük marketlere giriş yapılmaya başlandı. Ben de bu dönemde danışmanlık görevine devam ediyorum. Ben bu işe sosyal yönden baktığım için bir de bu işin derneğini kuralım, dedik glutensiz beslenenler için. Çölyaklı Yaşam Derneği var zaten. Diğer glutensiz beslenmesi gereken insanlar var; otistikler,down sendromu olan insanlar, meme kanseri olan insanlar, sedef hastalığı olanlar… Biz bu insanların da gelip faydalanabileceği, bizden bilgi alabileceği, tecrübemizden faydalanacağı bir dernek kuralım, dedik. İki doktorumuz, bir diyetisyenimizin olduğu… Yine kendisi çölyak hastası olan veya eşi ya da çocuğu çölyak olan arkadaşlarla bir dernek kurduk;Glutensiz Hayat Derneği… Şu anda dernek çalışmalarımız devam ediyor. Faaliyetler yapıyoruz. Ben burada danışmanlık yapmaya devam ediyorum. Çünkü biliyorum ki, ilk teşhisi alan anne babalar sudan çıkmış balık gibi oluyorlar. Benim gibi yani… Onlar buraya geliyorlar, 1-1.5 saat kadar oturup resmen terapi yapıyorum onlara. Evet, hayatım bundan sonra çok zor. Çünkü bazıları o kadar kötü ki, “Vah! Benim çocuğumun başına bu mu geldi? Hayatım karardı. Biz bundan sonra ne yapacağız?” diyorlar. Dışarıdan gören insanlar için çok basit geliyor. “Ne olacak canım, onu da yemeyiversin,” diyorlar. Ama öyle değil ki! Baktığınızda aslında sosyal hayat yemek içmekten ibaret ne yazık ki. Düğünü var, nişanı var, doğum günü var. Hepsi yeme içmeyle alakalı. Bir yere gideceksin, biriyle buluşacaksın “Şurada bir şey yiyelim” diyorsun ama çölyaklı bunu yapamıyor. Gittiği yerde yiyecek bir şey bulamıyor.Şu anda biz her şeyi çok iyiymiş gibi görüyoruz ama değil aslında. Bir çölyaklı açısından bakacak olursanız, okulda çocuk ne yiyecek? Glutensiz bir menü çıkamaz ki. Ha, istenirse çıkar aslında. Mesela bengeçen hafta tatildeydim. Tatil köyüne gittik, oradaki aşçı bilinçliydi. Bin 600 kişinin arasında kızımın yemeğini özel hazırladı. Bir tane bilinçli aşçı yeterli aslında ve o kadar kişinin arasında kızıma kalkıp servisi bile masaya getirdi. Çünkü başka birisi karıştırabilir, bulaştırabilir, diye. İnanamadım yani. Bunlar çok güzel gelişmeler. Sonra TBMM’nde şu anda bir Çölyak Araştırma Komisyonu kuruldu. Eşref Fakıbaba, Tarım Bakanımız çölyakla çok ilgileniyor. Biz 28 dernek başkanı olarak geçenlerde meclisteydik. Şimdi ekim ayından sonra bu komisyon üç ay boyunca çalışacak. Bu üç ayın sonunda 28 tane madde hazırlandı. Bu maddelerden, inşallah uygun olanı geçecek. Benim çok istediğim gıda mevzuatının değişmesi. Yani bir ürünün içinde gluten varsa, arkasında yazsın istiyoruz. Bununla ilgili bir kanun çıksın, diye mücadele edeceğiz.

     

    Sizce çölyak hastalığı ile yeterince mücadele yapılıyor mu Türkiye’de?

    Eh! Derneklerin ve birtakım önemli insanların çabalarıyla yeni yeni yürümeye başladı. Daha önce yürümüyordu ama… Emeklemiyordu bile. İnsanlar kendi kişisel çabaları ile mücadele etmeye çalışıyor. Bir sürü etkinlikler düzenleniyor. Mesela Ege Çölyakla Yaşam Derneği kurulmuş Sema Hoca tarafından. O birtakım güzel çalışmalar yapmış. İstanbul Çölyakla Yaşam Derneği, Ankara Çölyakla Yaşam Derneği var. Üç ilde kurulmuş. Bunlar çalışmalar yapmışlar ama hep sınırlı kalmış, bütün Türkiye’ye yayılmamış. Türkiye genelinde daha fazla dernek var; daha fazla sivil toplum örgütü bu işle ilgileniyor. Bunların çalışmalarıyla biraz daha hareketlenme başladı. Dediğim gibi, şimdi medyada da glutensiz haberlerle ilgili birtakım haberler başlayınca biraz daha duyarlılık gelişti. Ama damdan düşenin halini damdan düşen anlıyor. Mesela siz de dinliyorsunuz; tamam, empati kuruyorsunuz falan ama üç saat sonra karnınız acıktığında çölyak çok da sizin aklına gelmiyor. Gidiyorsunuz, herhangi bir yerden ekmek arası bir şey alıp yiyorsunuz. Ama o sırada sokakta karnı acıkan bir çölyaklı bir şey yapamıyor. En kötüsü hastane mesela… Bir ay önce bir çölyaklı arkadaşımız beyin kanaması geçirdi. Apar topar hastaneye yattı.  Çok şükür, atlattı. Ameliyat olacak ama doktor ona şunu söyledi “Şimdi ben seni hastaneye yatıracağım ama ben sana ne yedireceğim? Sana uygun yemek hazırlayamam!” Düşünün, bir devlet hastanesi hastasını besleyemiyor. Ne yaptık biz?Birkaç arkadaş bir araya geldik, imece usulüyle her gün birimiz ona yemek götürdük. Dört kişilik bir odada kalıyordu, etrafındaki hastalar onu kıskanmışlar “Keşke biz de çölyak olsaydık. Bak işte, dışarıdan hergün sana mis gibi yemek getiriyorlar, seninle ilgileniyorlar,” demişler. Böyle güzel şeyler de yaşanıyor. Yine de tabii, zor. Çocuklar açısından başka zorluğu var; işte ilk gittiğimiz doğum gününde yaş pasta yapmışlardı, o zaman tabii glutensizyoktu. Ben kızım Yağmur’u kaçırmaya çalıştım, pastayı görüp imrenmesin diye… Ondan sonra bir arkadaşı “Yağmur gel, pasta ne güzel” dedi. Ben onun çekiştirirken, ”Senin yüzünden… Beni çölyaklı doğurdun. Senin yüzünden bırak pastanın tanıdan bakmayı, resmine bile bakamıyorum” dedi. Böyle duygusal şeyler yaşıyorsunuz ama sonra bakıyorsunuz ki, çözüm bekleyen bir sürü dert var, ondan dolayı ben de çok şey yapmadım. Evet, çok duygusal zamanlar geçirdim, ben de çok üzüldüm, ben de çok isyan ettim. Ama dedim ki “Çok şükür bizim derdimizin bir çaresi var.” İnşallah zaman geçtikçe çözümü de bulunacak, diyorum.

    -Maltepe Belediyesi ile de çalışmalar yapıyorsunuz, değil mi?

    7 Mayıs’ta güzel bir şenlik yaptık. Bu arada, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’dür. Türkiye’de her ilde dernekler her yıl kendi etkinliklerini yaparlar. Bizim de Maltepe Belediyesi ile ilk yaptığımız şey, aslında şuydu; Maltepe Belediyesi’nin bir çölyak dostu belediye olması nedeniyle bizimle birlikte 2 yıl önce kurmuş oldukları bir platform vardı Glutensiz Hayat diye… O platformla birlikte doktorlarımız ve diyetisyenlerimiz eşliğinde halkı bilinçlendiren çalışmalar yaptık. Bu arada Türkiye’nin her yerinden otobüslerle çölyaklı insanlar geldi. Bir etkinlik düzenledik Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde. 2015’te… Burada halkı bilinçlendirmeye çalıştık. Aslında bizim çölyakı bilenleri değil, bilmeyenleri bilinçlendirmemiz çok daha önemli. Bu etkinliklere, seminerlere bilmeyen insanların gelmesi önemli. Ama şenliklere çölyaklıların gelmesi güzel tabii ki. Çünkü orada hastalıktan çok değil, bir arada olmanın keyfini yaşıyoruz aslında. Özgürce glutensiz beslenmenin keyfini yaşıyoruz. Maltepe Belediyesi bize bir yer verdi; Kamuran Kumkumoğlu Parkı’nda. 7 Mayıs’ta bir şenlik yaptık; sanatçılar da geldi. Halkın bilinçlendirilmesi ile ilgili bir çalışmaydı. Daha sonra bir iftar yemekleri verdik. Yine Üsküdar Belediyesi çölyak dostu belediye olma yolunda ilerliyor. Onlar bize glutensiz iftar yaptılar, hazırlıklara destek oldular. Bu arada biz kendi aşçılarımızı gönderdik. Onlar verdi malzemeyi ama biz glutensiz olan her şeyi kendimiz hazırladık. Çölyaklı anneler de bize destek oldular. Birlikte iftar yemeği düzenledik. Şimdi 26 Ağustos’ta bir çölyak derneği kurulacak, Avrasya Çölyak Derneği diye… Onun etkinliğine davetliyiz. İşte Tekirdağ’daki Çölyak Derneği’ni ziyarete gittik. Onun dışında bilinçlendirme çalışmalarına devam edeceğiz.

     

    -Girişte askıda ekmek köşesi gördüm. Bunu açıklar mısınız?

    Ülkenin dört bir yanındaki ihtiyaç sahibi çölyaklı insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Geçenlerde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden Filiz Hanım adında bir bayan geldi. Mardin’de çölyaklı bir çocukla tanışmış. Çocuk 11 yaşında ama 6 yaşında gösteriyor. Hiç diyet yapmamış ve dolayısıyla büyüyememiş. Ona çok güzel paket hazırladık derneğimiz adına; kendisi aldı ve götürdü. Çocuğun yaş pastasını da uçakla buradan gönderdik.  Kaç yıl sonra ilk kez bir doğum gününü kendi pastasıyla beraber özgürce kutladı. Bunlar çok güzel şeyler. Yine ihtiyaç sahibi bazı çölyaklılarımız güzelce yemeklerini yerler, ürün paketlerini alırlar. Bu tarz desteklerimiz var.

     

     

    -Son olarak okurlarımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

    Glutensiz hayatı ve çölyakı herkesin bilmesini istiyoruz. Bizle empati yapmalarını… Etraflarında bu tarz insanlar olabilir, buraya yönlendirsinler. Ben bu çağrıyı yaptığımda herkes diyor ki “A, bende de şu rahatsızlık var. Acaba bundan dolayı olabilir mi?” Teşhis çok önemli. Şu anda Türkiye’de gizli kalmış çok fazla çölyak hastası var. Normalde nüfusun yüzde 1’inden bahsediliyor. Fakat Türkiye’de tanı konulabilmiş, SağlıkBakanlığı’na kaydedilmiş 70 bin çölyaklı var, aslında 700 bin olması gerekiyor. Daha ortaya çıkmamış. Buz dağının altında kalan çok çölyaklı hastamız var. Bunların ortaya çıkması için herkesin etrafındakilere dikkat etmesi lazım.

     

    Nereye başvuracaklar?

    Hastanelerin Gastroenteroloji bölümüne gidecekler, baktıracaklar çölyak olabilir mi, diye. Çünkü bir sürü hastalığın sebebi çölyak olabilir.

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler