• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    73 Almanyası’nda Türkler

    Haftalık N. Observateuer dergisi Nisan 1973 sayısındaki bir bölüm çok dikkatimi çekti. Bu alıntı aynen şöyle “Türk işçisinden korkulmuyor: Ama Türk işçileri sosyal sorunlarda patronlara dert olmuyor, işçi mücadelesi gelenekleri yok. Başka hiç bir dile benzemeyen dilleri içinde kapanıp kalıyorlar. Sesini kes ve çalış! İlkesine uygundurlar. Gerçekten de bütün fabrikalarda bu tür işçiler çalışsaydı ne iyi olurdu değil mi?” sorusunu düşüneduralım.
    “Türk işçisi çalışkandır, Türk erkeği güçlüdür” sözlerini duyup  koltukları kabaranları ve kendini daha çok çalışmış daha çok güçlü olmaya özen göstermiş Türk işçilerinin Almanya’ya seçilerek yollandığını nedenleri düşünmek gerekiyor. Genç dinamik ve sağlam olan işçilerin ne dil eğitimi var ne de kültürü var. O bir misafirdi ve  yabancıydı. Onlara verilecek her işi yapmayı kabul ettiklerini  belgeleyerek yola çıkartılmışlardı. Dolayısıyla her koşulda çalışmak için gelmişlerdi. Bu koşullar ister istemez onları daha çok çalışmaya zorluyordu. Elinde tek güvencesi gücü ve alınteriydi. Diliyle anlayamadığını, işgücüyle bileğiyle anlatmaya çalışıyordu. İşini kaybetmemek için tüm gücünü ortaya koyuyor ona sıkı sıkıya sarılıyorlardı. Çoğu Türkiye’de evli olduğu için Almanya’da bekar yaşıyorlardı. Bekar yaşamak da zor geliyordu. Düzenli cinsel ilişkinin olmayışı doyumsuz bir görünüm yaratıyor, bu onun güçlü oluşuna yorumlanıyordu.

    Aradan geçen zamanla Türklerin Alman iş arkadaşlarıyla komşularıyla ilişkileri gelişti ve çok iyiydi, ama zaman geçtikçe Türklerden soğuma başlamış çünkü kadınları rahatsız etmeye başlayınca bu ilişkiler de bozulmuş.

     

    Türklerle Almanlar arasında bir başka yaşanılan çatışkı ise iş temposunun bozulması Almanları kızdırıyor. Çünkü Türkçeden başka dil bilmediklerinden uyumsuzluk baş gösteriyor.  Almanca konuşamadıkları için dille sorun yaşıyorlardı. Bu nedenle daha çok çalışıyorlardı, daha çok mal çıkarmaya, daha kapalı bir yaşama sarılıyorlar. Bir Türkün en çalışkan ve en dürüst insan olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlardı. Almanya’ya gelen politikacılar da “Türkler çalışkandır” diyerek Türklerin duygularını okşuyorlardı. İşte bu tempo fabrikalarda ki alışılmış tempoyu alt üst ediyor. Ve Alman işçilerinin tepkisini çekiyordu. Patronun gözüne girmek her türlü emre boyun eğiyorlardı.  1970 yılların sonu teknolojinin gelişmesiyle  randıman baskısını artırdı. Bu gelişmeyle birlikte Almanlar Türkleri sevmemeye başlıyor. Çünkü randıman sistemiyle  Almanların sayısını üretimde azalttı, Türklerin ise daha çok arttığını ortaya çıkartmış.

    Almanya’da Türk işçilerinin nüfusu arttıkça kendi aralarındaki kavgaların sayısı da çoğalmaya başlamış.

    Türk işçileri  birahanelere gitmeye başladıktan sonra birahaneye gelen özellikle yaşlı kadınlarla ilişki kurmanın gayreti içinde olanlarla,  ‘o kadına sen  baktın-bakmadım’ sataşmalarıyla kavgalar oluyordu.  Çünkü birahaneye gelen kadınların da erkek için geldiği biliniyor. Bu durumdan dolayı kadınlara sarkıntılık yapılıyor ve sonuç Türkler arasında ‘sana baktı-bana baktı’ kavgalarına neden oluyor.

     

    Türk işçileri her fırsatta Almanları tehdit ediyor. Bu tehditler Almanları korkutuyor. Dolayısıyla Türkleri gördüklerinde kaçıyorlar.

    New York ve Londra fakir mahallerinin ikinci sınıfı siyahların yerini Almanya’da yabancı işçiler arasında Türkler alıyor.

    Almanların elini sürmekten çekindiği kirli işler çeviren Türk aracılar türüyor.

    Bu göçmen Türklerin yaşamından bir dönemin kesiti oluyor.

    Göçmenlerin  yaşamına dayanan gözlem ve yazılanlar incelendiğinde bu örnekleri daha çok çoğaltmak olanaklıdır.

    Göçmen işçilerin yaptığı her şey fabrikada ve sokakta geçen vb. olaylar gündemi işgal ediyor. Alamancılar Türkiye’dekiler için döviz kaynağı olduğu için yaşanan çatışkılardan da bihaber oluyor. Fotörü ve boynunda asılı olan teybi ile tanımak istiyor.  Yaşananları ne bilmek istiyor ne de  ilgilendiriyor. Varsa yoksa “Mark”ın Türkiye’ye aktarılmasıdır.

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları