• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    80’lerde bayram çocuğu olmak…

    Yaşını almış kuşakların dilinde pelesenktir; “Nerede o eski bayramlar…” Bayramlar mı bozuldu, biz mi yaşlandık!  Bence her ikisi de…  Bu sözde hep nostaljik bir tat, hep bir yitip gidene özlem vardır.

    Çocukluğumuz, yaşamın en tatlı çağları. Her şeyle yeni tanışmak, her şeydeki güzelliğin yeni keşfi…

    Gerçekten de güzeldi bizim bayramlarımız, özeldi. Bayramın heyecanı kendinden birkaç gün önce gelirdi.  Bayram demek yeni ayakkabı, yeni tişört, yeni pantolon demekti. Tabii bolca da harçlık… Bizim için iple çektiğimiz bayramların babalarımız için o kadar da keyifli olmadığını bilirdik belki ama kimin umurundaki?!  Hele de yoksul bir aile efradıysanız, 5 çocuğu bayramda sevindirmek kolay iş değil…

    Bayram günü geldiğinde gıcır gıcır elbiselerimizi kuşanır kendimizi sokağa dar atardık. Herkeste aynı heyecan, aynı neşe… Haylaz çeteler gibi örgütlerdik birbirimizi. Cebimize doluşturduğumuz harçlıklarımızla şunu alalım, bunu yapalım, elvan içelim, çıtır pıtır patlatalım…

    Evde oturmayı sevmezdik bayramlarda. Ama biraz uyanıklık da vardı. Eve gelen misafirden bayram harçlığı kopartabilir miyiz, serseriliği… Biri mi geliyor bayramlaşmaya eve; koşa koşa gider elini öper, ciğerci kedisi gibi bakardık gözünün ta içine. Sıkıysa vermesin. Sonra doğru sokağa.

    Bir de mahalle gezmelerimiz vardı. Derdimiz kimseyi bayramda sevindirmek değildi elbette. Çocuk olan biz değil miyiz, herhalde onlar sevindirecekler bizi… Vahşiydik sanırım bu konuda biraz.  On on beş kişilik gruplar halinde dolaşırdık komşuları. Aslında akıllı bir iş değil bu. Tek başına gitsen bayram harçlığı koparmak daha olası. Ama sürü gibi bir eve dalmanın da başka bir çekiciliği vardı demek ki. Maddi durumu iyi olan komşular üç kuruş, beş kuruş harçlıkları hazırlamış olurlardı. Büyük paralar değildi elbette bunlar ama yine de paraydı. Harçlık yoksa, şeker tesellisi… Tabi parayı veren düdüğü bayramda da çalar. Harçlık verenlere sevgimiz biraz daha artardı. Gelecek bayrama kadar pazar dönüşü poşetler mi var elinde, hemen koşar alırdık. Çok fenaydık çok.  Gelecek bayramda harçlık kesilmişse,  kimsenin poşet taşıyası gelmezdi tabi…

    Şimdiki çocuklar bırakın ev ziyaretini, kendinden büyükleriyle yanında annesi babası yoksa konuşamıyorlar bile. Haksız da sayılmazlar, çocuk istismarının bu kadar revaç olduğu bir ülkede   “Aman çocuğum, kimsenin elinden bi şey alma” korkutmacasıyla büyümek zorunda kalan çocuklar onlar.

    Çocukluğumun bayramları benim için bol bol kola içmek demekti. Kola büyülü bir içecekti o zamanlar. Şimdiki gibi bir litre,  bir buçuk litre, iki buçuk litre plastiklere girmemişti. Teneke kutular da yoktu o zamanlar. Şimdi kimse o kalın camlı kola şişelerin yüzüne dönüp de bakmıyor bile. O zamanlar ne muhteşem bir şeydi oysa.

    Apartman aralarında en canımızı sıkan ve en sevdiğimiz şey harçlıklarımızı yarıştırmaktı. Bak oğlum “babam bana 10 lira verdi, dayımdan 5 lira, teyzeden 2.5 lira… Sen de ne var?” Varsa iyi yoksa kötü tabii.

    Bayramların vazgeçilmezi çıtır pıtır patlatmaktı. Balonlar kızlara göreydi daha çok. Taşın altına kâğıda damla damla sıralanmış barutu koyup üstüne zıplayınca, patttt!!!  Daha kallavisi mantar tabancasıydı. Tehlikeliydi ama anlamazdık biz. Şimdi düşünüyorum da militarist bir kafayla büyümüşüz aslında. E, 80’lerde çocuk olmak kolay mı? Tabancanın kutsallığı ondandı ve sünnet elbiselerimiz genelde asker üniformasıydı.

    Bazı temiz aile çocukları büyük büyük plastik arabalarıyla dolaşırdı kucaklarında. Bizimse üstüne tel bağlayıp kaldırımlarda uçurduğumuz naylon reno’larımız vardı. Kahraman bakkalın süpermarket karşısındaki onurlu ve takmayan hali gibi bir şey…

    En canımızı sıkan şey, yeni ayakkabılarımıza basılmasıydı. Ama biz de basardık tabii, intikamı mutlaka alınmalıydı. Bu konuda uzlaşmazdı çocuk aklı.

    Bir de hepimizin içinde sakladığı bir çocukluk aşkı mutlaka vardı. Elbiselerimiz tiril tiril ya,  bayramda onun evinin önünde dolaşmak biraz daha az cesaret isterdi. Elbiselerimizi göstermek kadar onun ne giyindiğini de merak ederdik tabii.

    Güzeldi bizim bayramlarımız, o gün daha çok sevgi doluyduk sanırım, mahallede daha az kavga olurdu. Ve en çok annemizin tatlılarını aşırmayı severdik. Onlar da her zamankinden daha hoş görülüydüler bize…

    Üç gün sürerdi bu cümbüş. Üç günün sonunda bayramlık elbiseler yıkanır, katlanır dolaplara kaldırılırdı.

    Biz o yaşlarda bir sonraki bayramı iple çekerdik.  Çocuk aklı işte. Şimdi “Nerede o eski bayramlar?” demeye başladık bizde. Yaşlanıyoruz galiba…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları