• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ABD, Türkiye’yi defterden sildi mi?

    Serdar Turgut, komplo teorisini sevmediğini beyan ettiği Habertürk’teki yazısında, komplo teorisi olmadığı iması veren bir yaklaşımla ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisine ilişkin tartışmaları değerlendiriyor. Yorumu şöyle: Amerika aslında ‘teröre yardım eden, hukukun işlemediği, dış politikasında tehlikeli oyunlar oynanan bir ülke’ olduğu iddialarıyla ilerde Türkiye’ye davalar açmaya çalışacak ve Türkiye’yi daha da zorlayabilmek için kimi yaptırımlara yasal temel sağlamaya uğraşacak gibi görünüyor.

     

    Bu yaklaşımı destekler tarzda bir diğer yazı yine aynı gün Hürriyet’te yayınlandı. Cansu Çamlıbel de ABD yönetiminin Erdoğan iktidarına bakışının pek hayra alamet olmadığını belirtiyor yazısında.

     

    Yazıyı hazırlarken, henüz ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisi açıklanmamıştı. Ancak tüm işaretler, Türkiye’nin, özellikle de Erdoğan yönetiminin önümüzdeki dönemde ABD’nin hedefinde olacağına dair.

     

    Erdoğan da bunu biliyor olacak ki o da çıtayı yükseğe taşıdı. Hep Afrin’i, ara sıra da Kobani’yi hedefe koyan Erdoğan bu kez Afrin ve Kobani’nin yanı sıra Mınbiç, Tel Abyad ve Kamışlı’yı da ‘terörist’ yuvası ilan edip “Buraların tümünü teröristlerden temizleyeceğiz” dedi. Erdoğan, AKP Karaman İl Kongresi’nde bu açıklamayı yaparken ABD’ye de çattı. ABD’nin tutumuna ilişkin “4 bin tırı aşkın silah ABD’den bunlara ulaştırılıyor. Bunların içinde zırhlı taşıyıcılardan tank, top çok çeşitli ağır silahlara varıncaya kadar hepsi var” diyen Erdoğan, sadece YPG ve YPJ’nin ya da SDG’nin değil IŞİD’dekiler de dahil Suriye’deki tüm silahların menşeinin ABD olduğunu iddia ediyor.

     

    Türkiye’nin Rojava’yı işgal edeceği iddiaları bir yana. Elbet bu iddialar yabana atılmamalı. Ancak Suriye’deki tüm silahların menşeinin ABD olduğunu iddia etmesi, üstünde durulmayacak bir yaklaşım değil. Görünen o, ABD’nin olası girişimlerine karşı Erdoğan da ön alıyor.

     

    Türkiye’nin gelecekte karşılaşması muhtemel suçlamaların başta geleni, Suriye’de cihatçı örgütlere gönderilen silahlar ile bu örgütlerin zaman zaman gerçekleştirdiği kimyasal saldırılardaki hammaddelerin menşeidir. Elbet IŞİD dahil bu örgütlerin hakim olduğu alanlarda yürütülen ticari ilişkiler de önemli ancak ondan da önemlisi, bu örgütlerin askeri ve ekonomik olarak beslenmesidir. Buna ilişkin Türkiye’ye dönük ciddi suçlamalar var.

     

    AKP yönetimi bu suçlamaların farkında. Sonunun nereye gideceğini de biliyor. Bu nedenle olacak ki IŞİD’e destek verdiklerine ilişkin suçlamaların önünü kesmek için Rakka’nın özgürleştirilmesinden sonra karşı hamleye geçti. Erdoğan, “Cerablus operasyonu ile IŞİD’in 3 bin elemanını etkisizleştirdik. IŞİD’i bitiren hamle budur” dedi. AKP’liler peşinden, BBC’nin PYD ile IŞİD arasında gizli bir anlaşma yapıldığını iddia eden habere sarıldılar.

     

    Bu söylemlere, işin aslını bilenler, sahayı iyi takip edenler elbet inanmadı ama Türkiye’deki birçok AKP’li, “kişi kendi yalanına inanırmış” sözünü doğrularcasına hemen bu iddialara sarıldı. IŞİD Kobani’ye saldırırken ona dua edenler, IŞİD Kürtleri öldürüyor diye zil takıp oynayanlar birden IŞİD karşıtı olup SDG ile IŞİD’i aynı kefeye koymaya başladılar.

     

    Kolay değil tabi. 2011’de başlayıp 3-5 ayda biteceği, akabinde de Ortadoğu’nun yeni hakimi olunacağı hesaplanırken işlerin hiçbiri hesaplandığı gibi gitmedi. Üstüne üstlük en çok engellenen Kürtler ile hangi güce sığınırsa sığınsın sonuçta Suriye rejimi, sahanın en karlıları olarak öne çıktılar.

     

    ABD gibi devletler, süreçten kolay sıyrılır. Bir de suç söz konusu olduğunda dosyaları öyle kabarık ki sıra Suriye’deki suçlarına bile gelmeyebilir. İran ve Rusya’ya gelince; onlar tüm hesaplarını en ince detayına kadar yapıp öyle daldılar sürece. Suudi Arabistan, ABD’nin yanında saf tutarak kendini sağlama aldı. Geriye kaldı Türkiye. Sürece balıklama dalan ve gelinen noktada da hesapları tutmayınca içinde boğulan, bir tek Türkiye var.

     

    Sorun da burada. Türkiye bu girdabın içinden nasıl çıkacak?

     

    Türkiye’yi yönetenler ya tüm yaptıklarının tersini yapacak ki bu AKP iktidarı ile mümkün değil. Ya Türkiye’de yeni bir iktidar iş başına gelecek ve her şeyi sil baştan ele alacak. Doğrusu bunun da nasıl olacağı belli değil. Geriye kalıyor, Türkiye’nin Tel Abyad’dan girip Kamışlı’ya uzanıp oradan yönünü Kobani, Mınbiç ve Afrin’e vermesi ki bu da hiç mi hiç mümkün değil. Maceranın zirvesidir.

     

    Diyelim AKP iktidarı kendini kurtarmak ya da en azından ömrünü biraz daha uzatmak için bu sonuncu seçeneği denedi. Ancak sonuncu seçenek sonun başlangıcı değil sonun ta kendisi olur.

     

    Hülasa, AKP’nin ve lideri Erdoğan’ın işi zor…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları