• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Açık Yara

     

    Hep yüzeydeler. Biraz olsun derinlere indikleri yok. Salt başkalarını değil, kendilerini de yorumlayamıyorlar. Bakışları, düşünceleri, duyarlılıkları daracık yerlere sıkışmış. Işıksız kalmış sözleri. Baktıklarını sanıyorlar, sevdiklerini sanıyorlar. Yanıldıklarının farkında değiller. İnsana olduğu gibi doğaya bakışları da dıştan. Bir rengin akışı, bir kuşun devinimleri, bir yaprağın bakışları onları ilgilendirmiyor. Günlük sorunları yemek, içmek, yatmak, uyumak…

    Yaşamak için elbet bunların olması gerekir. Ama insan olmanın gereksinimleri bunlarla biter mi? İlk başta bir sevgi ışıması olmadan nereye gidilir? Eğer bu yönden bir körlüğümüz varsa yaşam anlamını yitirecektir. George Chapman, “Sevgi doğanın ikinci güneşidir.” sözünü nasıl da yerinde söylemiş. Böyle bir güneşten yoksun kalmak ne kadar acı. Varlığımız ona bağlı. Onsuz geçen bir dakika bile özümüzden neler alır götürür. Ben sevgisiz kişilerden ele avuca sığmayan kötülükler beklerim. Öylelerinin başkalarına sunacakları yoktur. Olsa olsa hep almayı düşünürler; bozarlar, kırarlar, dağıtırlar; yokluk onları katılaştırmıştır. Bir yandan da donuk ve acımasızdırlar. Elbet bu boşluk kişiyi zarara sokar.

     

    Sevgi körlüğünün yaygınlaştığı yerde olumsuzluklar alır gider başını. İşte o zaman gerçeklere, güzelliğe uzanmanın engelleriyle karşılaşırız. Sevgi dediğimiz güç, sevinci doğuracağına göre, bundan yoksun kalınca karanlıklar biner sırtımıza. O zaman da inciniriz. En değerli yerlerimiz yanmış gibi olur. Çevremizdeki güzelliklerin, inceliklerin hiçbiri ilgilendirmez bizi. Yaşadığımız dünya bir çöle dönüşür. Kururuz, azalırız, yiteriz. Özverimiz, gücümüz ve umudumuz azalır. Başkalarına yaklaşamayız. Tek başına sevmek de bir sevgi körlüğüdür. Çünkü bu denli sevgilerin içinde bencilliklerin yattığını görürüz.

    Bir çocuk gördüm, ağlıyordu. Apartmanlarındaki görevlinin oğlu ölmüştü. Anne babası önce bıraktılar, ağlasın diye. Sonra da sıkıldılar bundan. “Niye ağlıyorsun?” dediler. “Senin kardeşin değil ki o!” Çocuk gözyaşlarını sildi. Korkunç bir şey öğrenmişti; yabancı bir çocuk için ağlamak gereksizdi. Peki, ama kardeşi için niye ağlayacaktı? Onun için de ağlamayabilirdi. Kadın, “Sus.” dedi. “Çizmeyi aşma. Senin aklın ermez böyle işlere…” Üstüne yürümeye çalışan kocasını engelledi. Adam yatıştı. Bir süre sonra kadın kocasını yanına çağırdı. “Üşüyorum, gel.” Yalnızlığa gömülen adam karısına baktı. Düşündü içinden; “Bane ne üşüyorsan?”

     

     

    Sanırım bu konu sevginin insana yönelmesi hakkında bizi fikir sahibi yapmıştır. Bu yargımla kişileri ayrı ayrı suçlama davranışımdan vazgeçiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki; bir ot bile su almadan, güneş ışığı görmeden yetişmez. İnsan ise daha özlü besinler ister.

    Etrafınıza bakın. Toplumdaki kişilerin birçoğu kuru sözlerle sevgiyi önemli tutmaya çalışır nitelikte davranışlar sergiliyor. Sonra da insan adına yapılması gerekenler unutulup gidiyor. Daha doğrusu iyileştirme, yenileştirme, kurtarma yönünden hiçbir eylemde bulunulmuyor. İş böyle olunca da olduğumuz yerde donup kalıyoruz. Çevreniz ne yaparsa, ne söylerse söylesin, yaşamak ve yaşatmak için ilk önce sevgi körlüğünden kurtulmak gerekir.

     

    Şüphesiz sevgi, her yarayı kapatır.

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları