Siyah, mendebur suratlı bir duvar bize bakıyordu. Eşim ve elini tutuverdiğim oğlumla birlik bana… Sivas’ın o kötücül düşüncelerle bezeli rüsva yüzüne şer düşeli iki yıl olmuş. Her kime sorar oldu isem yüzü al olur idi… Ya nasıl hâsıl oluvermiştir böyle bir zillet ki sorduklarımın kimi benden öte kaçar? Sivas’ın o bildik, dört mevsimin bir günde değiştiği o kavak tohumlarının göğünde dolaştığı havası neden bana böyle yaban gelir?
İşte o otel bura dediler, yüzü pembeden karaya çalmış yüzüyle bir utanç abidesi gibi duran Madımak Oteline baktım! Baktım da ben utandım o kapkara sessiz duvardan,o utanmadı. Sessiz mi ki? Peki, nedir böyle kulağıma habire gelip duran sesler… Aman dilemeyen, haktan vazgeçmeyen tanıdık sesler değil mi ki bu kulağıma çalınanlar… O yüzden değil midir, başını öne eğer de utancından saklanır kimileri.
Çocukluğumun geçtiği Sivas’ın o bildik sabi sübyan zamanlarına dudaklarımda o aşina türküyle uzadım gittim bir yol…
“Sarardım Ben Sarardım,
Senin İçin Sarardım.
Baş Yastıkta Göz Yolda,
Her Geçene Sorardım.
O güzel türkülerin söylendiği, Karacaoğlan’ın dillendiği eller bura değil miydi yoksa? Yıldız dağı nasıl hayra yorar bu eşkıyalığı, bu el-edep-erkân bilmezliği… Nasıl bir din bu ki insanlarını gaddar yapmış, cana kıyar yapmış…
Yürüyüp vardım çocukluğumda da çok gitmişliğimin olduğu Ali Baba Mahallesine… Her kime sorduysam; Maraş’ta, Çorum’da ne cevap verdilerse öyle hınçlı, öyle ağlamaklı baktı yine yüzüme insanlar…
Biz ki karıncayı bile incitmemişiz, ya nasıl kıyar oldular bu güzel insanlara Sivas’ın tam ortasında…Bu bezirgânlar, bu haramiler daha neçe saltanat sürecekler Anadolu’da… Daha ne kadar evladını katledecek, yakacak bu caniler, bu dini kendilerine örtü diye örtenler…
Al dağlar yeşil Dağlar, gurbette yârim Ağlar
Açtı m’ola Şu Sivas’ın gülü yaprağı,
Çekti bizi gurbet elin suyu toprağı.
Duvarlardan Nesimi Çimen’in, Hasret Gültekin’in, Behçet Aysan’ın, Metin Altıok’un, Muhlis Akarsu’nun sesleri gelip dolanıyor bir yol çepeçevre etrafımızda… Ah canlar diye inliyoruz hep birlikte… Kimi derviş “Hu” çekiyor peşi sıra “Hu canlar”
Elbet bir gün ölürüm
Ömrüm ömrüm
Ve yanan mum
Kara bir fitil bırakır ardında
Ne kadar benzeşiyor birbirine
Zifiri karanlıktı gece
Mum bitti, yanmadı tersine
Beyaz mürekkeple yazdım
Bu şiiri karanlığın üstüne
Diye, ünlüyor koca şehirde Metin Altıok’un dizeleri… Nesimi Çimen’in sazı dökülüyor “Barış Güvercini” gibi üstümüze…
“Dostluklar Kurulsun İnsanlar Gülsün
“Barış güvercini uçsun Dünyada
Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun Dünyada
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin”







