• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Ada sahillerinde beklemek…

    Bilirsiniz, hicaz makamında meşhur şarkıdır, “Ada sahillerinde bekliyorum…” İnsanı alır götürür dünyanın kasvetinden uzak ada sahillerinde bir aşkı yaşamaya. Aşk ada güzelliğine yakışır.

    Sonra Sait Faik’in Burgazada’sı geliverir aklıma. Ada bir içim edebiyattır.  Sözcüklerin en güzeli ada rüzgârlarına karışıp gider. Ada serin gelir, iyi gelir edebiyata.

    Bir ülkenin adaları büyük varsıllıktır o ülkenin insanı için… Ada kıymetini bileni alır, bağrına basar. Kıymetini bilmeyene küser. Vefalıdır ada. Ne zaman içiniz bunalsa bir duyum şarap gibi denizin ortasında yıllanan arif hallerine ortak eder sizi…

    Ada insanı sever de insan adayı sever mi, onu bilmiyorum işte. Ama bir şey biliyorum, bizim insanımıza fazla geliyor ada güzelliği…

    Adaların kıyıları imara açılacakmış. İstanbul’un anakarasının betonu az geliyor bize demek ki… Bir parça doğa, siyaha kesmiş ruhlarımızı huzursuz ediyor.  İki bina dikecek bir boşluk görmeye dursun, müteahhitlerin iştahı kabarıveriyor birden. Siyasilerle al takke ver külah masalarında,  yeşil dolar hesaplarıyla kârlı yatırımlardan söz ediyorlar, ada ıstakozlarını meze yapıp… Hoş, ıstakozları da tükettiler epeydir.

    Bakıyorum İstanbul’a şöyle bir… Gözlerimiz kapalı dinleyecek bir İstanbul mu kaldı? Gözlerinizi kapattığınızda duyacağız dalga sesleri değil artık, kuş cıvıltıları değil. Korna sesleri, mutsuz ve patlamaya amade insan bağırış çağırışları, vinç sesleri… Dalgaların sesi bile bozuldu içine attığımız plastik pet şişelerinin, çöp yığınlarının serseriliğinden.

    Şimdi Adalar’a göz dikmişler. Kuzey Ormanları üçüncü köprü sevdasına yok ediliyor gün be gün… Emin olun, çok yakında otoban boyu,  işletmeler,  amorf binalar, finans merkezleri göreceksiniz o kesik ağaçların topraklarında. Beykoz ormanları çoktan villaların akçeli yasasına teslim oldu.

    Bir Ada’mız vardı onu da alacaklar İstanbul’un güzelliğinden. Ne diyeyim şimdi,  nereye baksa yeşil dolan gören zevata ormanın yeşilini anlatmak ne mümkün…

    Bakın, her ülkenin korunması gereken doğal ve tarihi mirası vardır. O mirasla gönenir kentler ve ülkeler. Bugün Roma diye bir şehir varsa, o tarihsel dokuyu bugüne ulaştıran hassasiyetin suyu gözü hürmetinedir.  Viyana dediğiniz kentin ruhunda yankılanır o muhteşem oda müziklerinin tınısı. Ona tarihi binaları eşlik eder.

    Biz de ise nereye bir beton yükseltebilirim derdinde iktidarın dar görüşlü sahipleri… Hayata para sayma makinelerinin tıkırtısından bakıyorlar sanki.
    Siz Adaları imara açtığınızda ne olacak biliyor musunuz?

    Arap sermayesi aç tavuklar gibi üşüşecek adaların o güzelim sahillerine. Marmara’nın ortasında birbirinin üstüne devrilen beton yığınlarının bet görüntüsü ile huzurunuz kaçacak Bostancı sahilinden Adalar’a bakarken.

    Sahillerinde bekleyeceğimiz bir sevgilimiz olmayacak o kirlenmişlikle. Sait Faik hepimizden utanacak. Çorak bir mezarlığa bakar gibi bakacağız o hoş bakışlı Adalar’a. Çok sürmez, 10-15 yıl kadar sonra…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları