• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Adalet Yürüyüşü ve Kutuplaşma

    Adalet yürüyüşü görkemli bir finalle son buldu. Beklendiği gibi yüksek bir katılım oldu mitinge…

    2 milyona yakın insan bir araya gelip her bir ağızdan ‘adalet’ diye haykırıyorsa, dünyanın hiçbir yerinde bunun kriminalize edilerek geçiştirilmesi mümkün değil.  Sosyolojik bir vakadan söz ediyoruz.

    15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü yaklaşıyor.

    Adalet Yürüyüşü’nden hiç haz almayan  iktidar, her fırsatta yürüyüşü gözden düşürmek için kimi zaman alaycı,  kimi zaman tehditkâr açıklamalarda bulundu. Şimdi kamuoyunda 15 Temmuz etkinlikleri, Adalet Yürüyüşü’nün rövanşı olacak gibi bir algı var.

    Ancak burada ciddi bir mantık hatası var.

    Diyelim, Adalet nöbetlerinde milyonlarca kişi Türkiye’nin dört bir yanında meydanlara çıktı, bu Maltepe Meydanı’nda ‘Adalet’  diye haykıran milyonların var olduğu gerçeğini ortadan kaldırır mı?

    Şu anda polarize olmuş, siyasi merkezin hukuksal yapıları maniple ettiği bir süreci yaşıyor Türkiye. O yüzden bugünün olaylarını, meşruiyet ölçütlerinden değil, siyasal hesaplar zaviyesinden okumak gerekir.

    Talihsiz bir durum, ama böyle…

    Peki, biz de bir an öyle bakalım, 15 Temmuz –Adalet mitingi gerilimi kime yarar?

    Kestirmeden söyleyelim; hiç kimseye.

    Ancak benim içten içe gözlemlediğim şu; Türkiye gibi çeşitliliği ve zenginliği olan bir ülke böylesi bir gerilimi ve kutuplaşmayı daha fazla taşıyamıyor.  Her şeye rağmen halk karşı karşıya gelmiyor.  Bu ülke yıllarca Kürt meselesi ile uğraştı; hala kanayan yaramız. 50 bin insanımızı çatışmalarda kaybettik. Ancak bazı kışkırtılmış lokal olaylar dışında yine de etnik bir kavga yaşanmadı bu topraklarda. Bugün sokağa bakın, tüm kaygılara rağmen insanlar arasında öyle belirgin bir kamplaşma ve düşmanlık psikolojisi göremezsiniz. Bu belki de Türkiye’nin düze çıkmak için çıkış yapacağı son zemin…

    Bu kutuplaşma ve ayrışma siyasetin ürettiği ve siyasi çıkarlar için topluma angaje edilen bir şey.  Aslında yaşanan gerilim çoğulcu, demokratik bir anayasaya olan ihtiyacı bir kez daha gösteriyor. Öyle olmadığı için böyle oluyor başka bir deyişle…

    Şu an Türkiye’de hiç kimsenin evinden çıkarken umutlu bir güne başlamanın sevinciyle çıktığını sanmıyorum. Herkes kendini tehdit altında hissediyor, herkes bu psikolojiden bir an evvel kurtulup ‘olağanlaşmak’ beklentisi içinde.  Belki bunu tarif edemiyor, mesele siyasi tartışmalar olunca tarafgirliğini hemen ajite ediyor ama içinde yaşadığı şey böyle…

    İçte içe bir umarsızlık ve tepki birikiyor bu kadar gerilim ve baskı siyasetine. Sürekli birileri bağıra çağıra başka birilerini tehdit ederken kim huzurlu oturabilir ki evinde.

    Her şeyin bir limiti oluyor sonuçta.

    Kısa günün karı gibi baktığınız bir siyaseti,  ilanihaye sürdürürseniz, bir süre sonra gerçekten de kabak tadı vermeye başlar.

    O yüzden diyorum, 15 Temmuz,  Maltepe’nin rövanşı değildir. Nasıl ki Adalet yürüyüşü CHP’nin tekelinde değilse,  darbeye karşı yapılan hiçbir etkinlik de AKP’nin tekelinde değil.

    Bu halk darbe istemiyor ama adalet de istiyor.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları