• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Adios Fidel

     

    Bazı hayatlar vardır, var olduğunu bilmek size yaşama sevinci verir. “İyi ki böyle insanların yaşadığı dünyaya ben de geldim,” dersiniz. Yaşamın değerli ve yaşanılası bir şey olduğunu, bunca kirin pasın içinde size kıpkızıl ışıltısı, insanlık abidesi duruşuyla hatırlatıverirler.

    Bir hayat “İşte böyle yaşanmalı,” dediğiniz insanlardır onlar.

    Onun var olmuş olması, yaşamış olması, kendinizi onunla aynı kulvarda hissetmek tarifsiz bir histir.  Hiç tanımasanız da,  o sizin ruhunuza değen sımsıcak bir eldir. Bazen bir öğretmen sevecenliği, bazen baba şefkati, bazen önünde yürüdüğü insanlık kervanına gıptayla baktığınız bir lider…

    Bu duyguyu çok az insan yaşatır size. En son Yaşar Kemal ve Vedat Türkali’nin cenazesinde yaşamıştım. Ne güzel insanlarımız var bizim… Ölümleri bile umut yüklü… Böyle düşünmüştüm.

    Böyleydi Fidel benim için… 90’larda üniversite öğrencisiyken dünya devrim tarihini maymun iştahıyla hatmetmeye çalıştığımız zamanlarda, uzun cezaevi yıllarında anlamaya çalıştım onu. Onun öncülük ettiği 26 Temmuz Hareketi’nin devrim yürüyüşünü… Fidel Küba’nın aklıysa, Che devrimin kalbiydi benim imgelemimde. İkisinin de çok daha fazlası olduğunu biliyorum elbette.

    Granma gemisiyle çıktıkları devrim yolculuğunda, küçücük bir ada ülkesinden dünyanın kanlı kapitalist gerçeğine kafa tutan sırılsıklam vicdandı onlar. Dehşetli bir romantizm… Küba devriminin doğduğu Sierra Maestra dağları, başında devrim yellerinin esen biz gençler için ulaşılmaz bir özgürlük zirvesiydi.  Bütün kötücül şeylerden uzak, sosyalist dünyanın kurtarılmış bölgesi…

    Batista diktatörlüğünü yıkarken bir ülkede devrim yapmanın ötesinde bir anlamı vardı Fidel ve yoldaşlarının yürüyüşünün. Bunu 1980’lerin sonunda sosyalist blok kâğıttan kuleler gibi çöktüğünde anladık. Sosyalizmin bu küçük adası, dünyaya hükmeden emperyal devin, hemen yanı başında diş geçirmekten ürktüğü demir leblebi gibiydi.

    Fabrikalarında klasik müzik çalan, yoksul ama mutlu insanların ülkesiydi Küba… Şeker kamışı, ıstakoz, Havana purosu ve turizmden başka doğru düzgün geliri olmayan bu ada ülkesinde, bütün o yoksulluğa rağmen nasıl bir eşitlik ve özgürlük hikâyesi yazıldığını kabul etmemek ne mümkün! Elbet iflah olmaz bir teori hastasıysanız, eleştirilecek bir şeyler bulursunuz. Ama yaşamın o çıplak gerçeği içinde Küba tek kutuplu dünyada ölümüne şampanya patlatılan sosyalizmin, bir gün mutlaka çıkıp geleceğinin simgesi gibidir.

    Bunları yazarken Fidel’in BM toplantılarındaki konuşmasını anımsadım bir an… Kürsü saatini mendiliyle kapatıp “Anlatacak çok şey var efendiler, dinleyeceksiniz,” diyen bakışlarını…  O kükreyen sesi ile bütün bir dünyanın efendilerini tarih adına sorgularken nasıl devleştiğini.

    Hep şöyle olur… Yıllarca yok etmek için suikastlar, komplolar tertiplerler; tutmaz. Yıkmak istedikçe attıkları yumruklarla kendileri dengelerini kaybedip düşerler. Çok güçlülerdir ama o gücün bir türlü işlemediği bir şeyler vardır; hissederler, ürperirler. Emperyalist dünyada yarınların özgürlük bilinci gibi ışıldayan bu kararlı sosyalist temsilciler, zamanla ‘fikirlerine katılmasalar da!’ saygı duyulan kişilikler haline gelirler. Başka bir büyü, başka bir tılsımdır o… Sosyalizmin tılsımıdır… Böyledir Fidel…

    Artık Fidel yok.  Ama geride bıraktığı çok değerli, yaşayan bir sosyalizm var. Tarih sadece beraat ettirmedi onu. En güzel sayfalarında ölümsüz kıldı bir de. Eğer insanlık, içinden bir Fidel’i çıkarmışsa, bakmayın siz bugünün kanlı kışına… Bir gün özgür bir bahara uyanacağız, demektir.

    Adios Fidel…

    ÖNDER YAZI GÖRSEL


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları