• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Afili Cümleler

    Bazen düşünüyorum. Hatta son zamanlarda çok fazla düşünüyorum.
    Bu yazdıklarımız, evrenin derinliklerine gömülüp giden bu afili cümleler, işte onları kimse okumuyor, kimsenin gözüne çarpmıyor, kısacası “kimse seni görmüyor oğlum, neden yazıyorsun” diye soruyorum…
    Kendimi anlatmak yerine anlamak için yazıyorum diye geçiştiriyorum. Oysa hangi konuyu anlamak istediğimin de bilincinde değilim.
    Aytül’ü özledim. Kafamın içindeki en efendi, en oturaklı konudur Aytül mevzusu. Hatalar, pişmanlıklar, ama’lar, ayıplar ve bir sürü terbiyesizlikler. Berbat hayatımın fragmanı gibidir.
    İşte bu sırada en büyük kurtarıcım Ahmet Kaya giriyor devreye; “olsun gözüm olsun…” diyor. Yine kurtardı beni en sapık düşüncelerden.
    Bir denizkestanesi olsaydım düşünmeye vaktim olmazdı. Balık yumurtalarını korumak için denizin dibinde sarf ettiğim eforla, yosunlara hapsolmamak için uğraşım beni her konuyu düşünmekten alıkoyardı. Sudaki oksijenin bitme ihtimali olmadığına ve ölümün er yada geç geleceğini bilerek usul usul yaşamak beni memnun ederdi. Denizkestanesi geniş bir anlam içeriyor, diğerlerinden farklı ve havalı bir ismi var. Vatandaşlık numarası gibi bir anlamı var adının. Belirtiyor, kafamıza vura vura, ben kestaneyim ama denizin kestanesi diye. Benim en büyük sorunum da bu, ne yaparsam yapayım kendimi anlatamamak, bu kadar net olamamak. Zaten bir süre sonra da kendimi anlatmaktan vazgeçtim. Baktım dinleyen yok, çok konuşmanın manası kalmamış deyip vazgeçtim.
    Bir denizkestanesi olsaydım, dünyadaki cinayetlerin ve intiharların büyük bir kısmına tanık olurdum. Ve bu konu beni çok heyecanlandırırdı. Gece yarısı “lak” diye aşağı atılan bir ceset, henüz ölmemiş olanına usulca yaklaşırdım, can çekişene. İncelerdim. Genç veya yaşlı bir kadının kusursuz bedenini incelerdim, bilirsiniz, bu ülkede ölümün en aşağılık olanına kadınlar maruz kalıyor. Onun için üzülürdüm. Ve muhtemelen diğer denizkestanelerinden beni ayıran özelliğim beliriverirdi, “üzülmek”. Bir belgeselde izledim, cinayet ve intiharların %32’si denizlerde oluyormuş. Muazzam bir rakam!Pos bıyıklı yasal mermili amirlerin katil kim diye kafayı yedikleri anda, ben suyun altında her şeyi biliyorum. Beyaz gömlekli, Pierre Cardin ceketli, parlak ve sivri burunlu ayakkabısı olan adam! Spor arabasının bagajından çıkardı ve “lak” işte yanımda, ölüyor. Öldü!..
    Bir denizkestanesi olsaydım, İzmir körfezinde yaşamak isterdim. Bir gün Aytül gelir, gözyaşlarını körfeze bırakırsa, denizden çıkıp vücuda gelerek onu teselli etmek için. Gece 12 olunca, ben denizkestanesine dönüşmeden hemen önce sihirli dokunuşumla onu denizkızına çevirip, bu kokuşmuş düzenden, pişmemiş duyguların hezeyanından ve doğamızı alaşağı eden düşüncelerden kurtararak onu yanıma alırdım.
    Yok!
    Gelmesini istemem.
    Üzülmesini hiç istemem.
    Ağlamasını hiç ama hiç istemem…
    Belki de isterim. Bak, yine net olamadım…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları