• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Ah şu batı demokrasisi…

    İki yüz yılı aşkın süredir yönünün batıya dönmüş Türkiye gibi bir ülkede her zaman göz kamaştırmıştır batı demokrasisi.

    1960’ların başında ilk işçi kafilesi Türkiye’den gittiğinde ne büyük umutlar götürmüşlerdi beraberlerinde. O ilk kuşağın çoğu Almanya madenlerinde o kadar hırpalandılar ki, çoğu 60’nı görmeden göçtü gitti.

    1. Mahmut’tan beri modernizm ordudan başlamak üzere devletin içlerine nüfuz ederken ekonomik durumu kötüye giden Osmanlı her geçen gün batıya biraz daha bağımlı hale geldi. Bakın Türk aydınlanmasının köklerine, Abdülhamit döneminde sürgün edilen gazetecilerin Avrupa metropollerinde çıkarttığı gazeteleri görürsünüz. Hatta Abdülhamit o aydınlara bıyık altı istihzayla, “para göndermesek aç kalırlar” der.

    Şu günlerde Türkiye’de demokrasi bunalımı arttıkça muhalif çevreler yüzünü daha bir batıya döner oldu. Batı yaptırımlarından medet ummak gibi bir şey bu. Umut işte…  Her zaman kendine bir kapı buluyor.

    Oysa batı demokrasisi o kadar da prensiplerden hareket eden bir demokrasi değil. Batının demokrasisi kendine demokrasi… Hatta çoğu zaman kendi krizlerini dünyanın geri kalmış ülkelerine ihraç ederek çözerler. Yönetilebilir kriz tezleri filan…

    Avrupa’nın metropollerinde insan hakları dediğiniz kavram çok önemli. Ama aynı Avrupalı örneğin Afganistan’da her gün ölen çocuklar için aynı hassasiyeti göstermez. Afganistan çok uzaklardadır çünkü. Başka coğrafyaların çocuklarıdır onlar.  Mesela İsrail normlarını batıdan almış bir Ortadoğu ülkesidir. Kendi içinde basbayağı gelişkin bir demokrasisi var. Ama bir de Filistinlilere sorun İsrail demokrasisinin nasıl bir şey olduğunu.

    Türkiye’de demokrasi yanlılarının, batı demokratik muhalefetini devlet yerine koymak gibi bir yanılgısı var. Yeşiller bir açıklama yapınca ardından Avrupa Parlamentosu’nda da aynı doğrultuda karar alınacakmış gibi bir yanılsama bu. Herkes kendine yakın bulduğunu öne çıkartırken aslında büyük resmi kaçırıyor. Oysa bu partiler de batının muhalifleri… İktidar değiller yani… İktidara geldiklerinde de uluslararası dengeler ve ulusal çıkarlar işin içine girince demokrasi seslerinin oktavı düşüyor.

    Evet, Avrupa bir sosyal demokrasi modeli. Bunun tarihsel nedenleri var. Geçmişteki Sovyetler Birliği basıncı, 19. yüzyıl işçi mücadelelerinin sonuçları, krizini üçüncü dünya ülkelerine taşıyarak çözmek imkânı gibi… Ama batının kendi içinde hassas olduğu demokrasi ve insan hakları kriterleri. kendi sınırları dışında ne yazık ki çok fazla önem arz etmiyor.

    Bakın, şimdi Almanya seçim sathına girdi ya, Merkel Türkiye’deki anti demokratik uygulamalar hakkında çok keskin açıklamalar yapıyor. Ama daha geçen yıl aynı Merkel mülteci krizinden dolayı Ankara’yı yol etmişti. O günlerde çok demokratik şeyler yaşamıyorduk herhalde.

    Merkel’in o ağır açıklamaları yaptığı günlerde Avrupa Parlamentosu ise değerleriyle uyuşmamakla birlikte Erdoğan’la işbirliğinden bahsediyor. İkisi de batı, dün de batıydı bugün de batı…

    Hep söylenir, uluslararası ilişkilerde değerler değil, çıkarlar esastır. Batı için de geçerli bu… Yatırım yaptığı ülkede kendi sermayesini güvence altına alan batı için o ülkede demokrasi varmış yokmuş şöyle dil ucuyla dokunup geçilecek şey… Çok çok solcuları, sosyal demokratları, yeşilleri,  sivil topum örgütleri raporlarını yazarlar; o da devlet politikasına dönüşmez. Çoğu kez de bu açıklamalar iktidarlar tarafından ulusal politikanın bir parçası sunulur, zevahir böyle kurtarılır.

    Bir de ne olur? Kendi ülkenizde siyasi nedenlerle yaşayamaz hale gelmişseniz, bir batı ülkesine sığınmacı olarak koşarsınız. Çoğunlukla kabul ederler. Bu kadardır. Çok şey beklemeyin.  Batı dediğin kapitalizmin anavatanıdır. Sermayenin yani…

    Ne güzel sözdür o; “Ne kadar yüksek sırıklara tırmanırsanız tırmanın yine de kendi adımlarınızla yürüyeceksiniz…”

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları