• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Ahmed Arif’imiz var çünkü…

    Bazen akıp giden zamanın içinde kendine bir anlam ararsın. Yaşam çizgisi kareler halinde geçer gider şöyle gözlerini çizgisinden. Çocukluğun, yoksulluk acısıyla geçip gitmiş içe kapanık ilk gençlik yılların, üniversite kampusunda boy atan ve seni   tutkulu serüvenlere yolculayan mücadele ateşi, mahpuslukların, firari  zamanların, hayatın ortasında yönsüz ve tanımsız yalnızlıkların, kırılan aşkların, titreyen ve geçmişe sarılarak kendini korumaya almış  yorgun ama vahşi inatların… Nerede başlayıp nereye evrileceği artık bir merak konusu halinde kendini cevaplardan çok sorularla var eden öylesine hayat…

     

    Rüzgarları karmaşık bir iklimdeyiz yıllar var ki. Yine yıllar var ki, Ahmed Arif şiiridir en sıcak sığınak. Memleket hallerine ekler seni, acılarını toplumsallaştırır. Kitabını ezbere bilirdim de mahpusta kendi sesinden dinlemeye yine de doyamazdım. Bir sesin edası böyle mi güzel yakışırmış şiirine. Parmaklıklara lapa  lapa vururken kar elimde kitabım, uzandığım ranzamda  beni “Sus kimseler duymasın ölürüm ölürüm ha” diyecek  insan hallerine götürürdü.  Anadolu’nun, Altındağ göklerinin, Diyarbakır kalesinin, Adiloş bebenin, manda pazarlarının, volta söylenen Kürdün gelininin  yazgısına eklerdim yazgımızı. O yalın, o sade dil mimarisinin ışıltısında zamandan sonsuzluğa , sonsuzluktan gürül gürül dünyaya akan o özgürlük kapısına çağırırdı bizi.

     

    Bazı kavramların kendini yıpratmamak adına kıyıya çekildiği kahırlı bir çağdayız. Tekrar dönecek o kavramlar… Ahmed Arif şiirini  doğuran hayat , o enerjisini  elbet bir gün salacak kenar mahalle çocuklarının avuçlarına sıcacık bir  nefes gibi.  Çünkü Hamravat suyu donuyor hala ve kar altında varoşlar.

     

    Zamanın çelik halatları inişli çıkışlı. Her şey haraç mezat para ve siyaset pazarının yok edici hesaplarında tükenirken,  tarihten birikenler kendi vaktini bekliyor. Eğer bir anlamı olacaksa ‘toplum ve insan’ denen şu hikayenin öyle olmalı bu serüven… Ahmed Arif şiirini yaratan bilince ve yüreğe bakmalı…  “Dövüşenler de var bu havalara” diyen sese…

     

    Unutturmaya çalışıyorlar. En insan yerimize nişan alıyorlar. “Cellat nişangahlar aynasında…” Olabilir, olsun. Bu tarih hep böyle yazılmadı mı sanki? Sen insan teki olarak kendini duyumsamadın mı  tarih ve coğrafyanın yüzünde sanki. Şu uğursuz gece de yaşanacak ve geçecek. Görüşmecinin gönderdiği yeşil soğan gibi taze kokacak elbet  geleceğe yürüyen düşler. İnişleri ve çıkışları var bu hikayenin. İniş vakitlerindeyiz, kendi içinde yarının tırmanışlarını hazırlayan. Nefes nefese yaşanıyor aslında her şey. Biliyorum, şiirimiz çok umutlu şeylerden söz etmiyor.  Bir yaraya tanıklık etmek düşüyor imgelere. Şiir pazarlarında dosyalar uçuşuyor. Kaçışını plastik imgelerle makyajlayan, her şiii kapışmasında birbirinin şairliğine ateş eden sanatsevicileri  bir hayli kalabalık ödül törenlerinde. Her şeye bir matematik karışıyor. Ama kimin gücü yeter, itten aç yılandan çıplak vurgun ve bela olanların yüreğine…

     

    Elbet rast gidecek Ahmet’in işi. İlk olacak dost elinin hançersizliği. Hayatın yeşili ağlayacak. Çünkü Ahmed Arif’imiz var bizim. Hep var. Olacak.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları