• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Ahmedo

     

    Ahmet Kaya, özgün müziğin, devrimcisi, piri, yaratıcısı olan o dahi’den söz edeceğim. Ben ki, müziğin ‘m’ sini bile bilmezken onun söylediği şarkıların tutkunu olmuştum -tabii bu arada Şivan Perwer’i de unutmamak gerek- arabada, evde, televizyonlarda, her yerde onları dinlerken tabiri caizse mest oluyordum. Düşünüyordum, düşünürken de bu ülkenin başka bir dili ve rengi olduğunu da müziğe harmanlayıp söylemesini de istiyordum, nihayetinde Şıvan Perwer söylüyordu işte, Sevgili Ahmedo da söylenmeye yeltendi. Evet, yeltendi yeltenmesine ama keşke yeltenmez olsaydı. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh Sevgili Ahmedo’nun “Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum” sözlerini hep bir ağızdan uluyarak saldırmak, küfür ve hakaret, sahnede bir onur ve cesaret abidesi gibi yükselen, büyüyen bir sanatçıya aç karınlarını doyurdukları çatal bıçakları fırlatmak, resmi ideoloji kırıntılarıyla beslenen ilkel duygularını tatmin etmek için bir fırsat bildiler. Hadi onlar şoven kültürün bombardımanı yüzünden Kürt adına karşı tahamulsüzlerdi ya diğerlerine ne demeli ? Kürt toplumunun içinden çıkan ama şimdi “Şöhretin yolu sahibinin sesi olmaktan geçer” diyen o sanatçıların yardakçılığına ne demeli ? Onlar ki o geride bıraktıkları köylerini, mahallelerini, halklarını, evladı olarak dünyaya geldikleri halklarını, bağrından koptukları kültürü ne çabuk unutular da linçi güruha karışıp olanlara, Ahmedo’ya yapılanlara alkış tuttular? Bu hepimizi daha çok üzmüştü o gece. Hangi özürle affedilebilir bu işbirlikçilik? Şimdi bakıyorum da ‘son pişmanlık’ içindeler ama son pişmanlığın fayda etmediğini atalarımızdan biliyoruz. Eh, ne de olsa, Can Yücel Baba’ya saygılarımla söylüyorum “Hava döndü. Kürtler’den ve özgürlükten esiyor yel.”

     

    İsim vermek istemezdim ama kim oldukları unutulmasın diye vereceğim: Çetebaşı, Japon kabare sanatçısı Serdar Ortaç, yardımcısı ‘acısız’ Reha Muhtar , çetenin çığırtkanlığını yapan ne idüğü belirsiz, ismini de son anda, bu yazıyı yazarken öğrendiğim, “Beyler aranızda adam yok mu bunun haddini bildirsin” diyen Kanal 9 genel yayın yönetmeni Nezihe Kazancı , “Kürt yok, Kürt yok” diye isteri krizleri geçiren ve Erdal Acar denilen zatın sevgilisi olarak geceye katılan, ismini şu anda hatırlayamadığım, ama çok da önemli olmayan bir diğeri. Ve Adnan Şenses, Mahsun Kırmızıgül, Ajda Pekkan Emel Sayın gibi Yurttan Nefret Şakıları korosu mensupları. Yine baş provokatörlerden Şenay Düdek ve onlarcası var.

     

    Tabii kötülük ve nefret hiçbir zaman muzaffer olamaz. Bu sefillerin yanında adam gibi adamlar da vardı. Mehmet Aslantuğ, Savaş Ay ve gururlu, onurlu halk çocukları olan garsonlar, emekçiler yani. Kürt halkı onları da unutmadı, unutmayacak, hep bağrına basacak.

     

    Şimdi gel gelelim onsuz geçen on yıla bir göz atalım. Sevgili Ahmet Kaya’nın Fransa’ya sürgüne gittiği ilk aylar Türk burjuva medyasının yalanlarını deşifre etmeye çalışmakla geçti . Onlarca gazeteci ve köşe yazarının hakaretlerine maruz kalmak, sürmanşet ve maşetlerden harita fotomontajları ile hedef gösterilmek, bu yolda birbiriyle yarışan, baştaki elbette Türk burjuva medayasını amiral gemisi, devletin ideolojik aygıtı Hürriyet, sonra Miliyet, Posta, Akşam, Star, Sabah ve tüm basının asparagasları, onun, bu duyarlı insanın ruhunda derin yaralar açıyordu. Şimdi düşünüyorum da, Aman Allahım, o neydi öyle?

     

    Bu zor zamanlarda elbette Kürtler, diyasporadaki kardeşlerimiz onu yalnız bırakmadı, şarkılarına eşlik etti ama işte Ahmet Kaya da bu coğrafyanın dağından,tepesinden, suyundan, havasından besleniyordu.

     

    Gıdasız kalan, milyonlarca hayranının alkışından ayrı düşen Sevgili Ahmedo’nun kalp krızi geçirmesine ve aramızda ayrılmasına neden oldular. Bugün her zamankinden daha sık onun katillerini afişe etmeliyiz. Çünkü zor zamanlarda bırakınız Kürtler’in yanında durmak, bu halka açıkça saldıranlar bugün ekranlarda demokrasiden söz ediyor. Ahmedo hayatı pahasına da olsa büyürken, anıtlaşırken, onlar bu geçen on sene zarfında bastırılmış kişilikler olarak yaşamaya devam ettiler. Özgürlük hareketi büyüdükçe onlar daha da küçüldü. Açıkçası ben onları hiç kaale almadım, almam da, sanatçı da saymam, gazeteci de, konserlerine gitmem, şarkılarını dinlemem, bu benim kişisel protestom, ölene kadar da devam edecek. Siz değerli okurlar, dostlar, boykot bizim günlük ekmeğimizdir, destek verin.

     

    Diğer tarafta tam da bu 10 yıl içinde, bu sanatçı ve gazeteci müseveddeleri egemenlere hizmet yolunda küçülmeye devam ederken, Kürt özgürlük hareketi kazandığı ivme ile gerçek bireyler yetiştirmeyi, halkını onur ve demokrasi yönünde dönüştürmeyi başardı. Şimdi bu özgür Kürt bireylerinin karşısında linç güruhu çark etmeye çalışırken, halkımız “Kürt yok” diye haykıranlara “asıl siz yoksunuz, siz inkarcı şovenler” cevabını verme anının geldiğini biliyor.

     

    Bu inkarcılara hem Kürt halkı hem de Türk demokratları adına verilecek en iyi cevap, Ahmedo’yu andığımız o muhteşem gecede salonu dolduran kalabalıktaki çeşitlilikti. O gece, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde ışıklar söndüğünde gözyaşlarımı kalbim gibi özgür bıraktım.

     

    Ahmedo’nun kadim dostları, iyi ki varsınız, renkliliğimize renk, canımıza can kattınız, İstanbul’un orta yerinde ‘bilinmeyen diller’de şarkılar söyleyip, Amed’deki mahkeme heyetinin kulağına kar suyu kaçırdınız, bu halkı inkâr edenlerin, onların ve köhneleşmiş ideolojilerinin miadını doldurduğunu gösterdiniz. An gelmiştir.

     

    Sevgili Gülten, Ahmedo’nun aramızda ayrılışının onuncu yılında düzenlemiş olduğun o muhteşem gece için kendim ve ailem adına çok teşekkür ederim. Senin de söylediğin gibi, siz üç kişiydiniz, hep öyle kalacaksınız, üçünüz de sizi seven milyonların kalbinde hep var olacak ve yaşayacaksınız. Halkımızla. Onurla. Özgürce. An gelmiştir.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları