• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Akın Birdal: Birlikte yaşayacaksın! Başka çare var mı?
    Akın Birdal: Birlikte yaşayacaksın! Başka çare var mı?
    6 Nisan 2016 12:38
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Akın Birdal, Türkiye’de insan hakları hareketinin en önde gelen isimlerinden biri. 90’lı yıllarda Türkiye’de ve özellikle de ülkenin Doğusu’nda ağır insan hakları ihlalleri yaşanırken o hep olay yerindeydi. 28 Şubat sürecinde faşist tetikçilerin suikastinden (12 Mayıs 1998) ağır yaralı olarak kurtuldu. Sonrasında Bin Umut Adayları’yla 2007’de milletvekili seçildi ve parlamentoda DTP ve BDP grupları içinde yer aldı.

    Akın Birdal gibi insanlar için parlamentonun içinde ya da dışında olmak önemli değildir. Sokak ile Meclis arasındaki bağı kendi vekillik döneminde hiç unutmayan Akın Birdal, bu kez de eski milletvekilleriyle bir araya gelip yine Meclis’in kapısına dayanıarak yaşam hakkına saygı ve barış talebi ile demokratik eylemlere başladı. Akın Birdal ile buluşup yeni inisiyatiflerini ve çatışma sürecine ilişkin çözüm önerilerini sordum:

     ---2016-04-05 11-06-00

    Siz ve bir grup eski milletvekili çatışmaların durması ve yaşam hakkı talebi ile Meclis’te bir oturma eylemi ve basın açıklaması yaptınız. Bir inisiyatif oluşturdunuz. Çalışmalarınızı anlatır mısınız?

    Evet… Aralık ayında önceki yasama döneminde görev yapmış milletvekillerinden bir grup arkadaş bir araya geldik. Aramızda SHP, CHP, BDP ve HDP’den arkadaşlar yer aldı. Mecliste bir basın toplantısı düzenleyerek, birlikte yaşama ve demokratik çözüm için çağrı yaparak, o gün akşama değin oturma eyleminde bulunduk. Bir araya gelişimizin temel iki nedeni vardı. Birincisi CHP ile HDP arasında barış, özgürlük, adalet konularında bir ortaklaşma sağlamak; ikincisi de sokak ile meclis arasında bir köprü oluşturmaktı. Bu bağlamda bir dizi görüşme ve etkinlikler yapıldı. Ancak bugün çatışma, savaş ve onun yıkıntılarına karşı bir şey yapmak gerekiyordu. Yeniden bir çatışmasızlık sürecine girmek ve yeniden bir diyalog süreci başlatmak için çabalarımız oluyor ve olacak. Bu hafta kamuoyunca bilinen, sözünün gücü ve karşılığı olan bir grup insanla bir araya gelip ne yapılabileceğini konuşacağız.

     

    Meclisin çatışma sürecine ilişkin bir ses çıkaramamasını ve çözüm sürecinin yeniden başlaması için bir adım atamamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Meclis niye çalışamıyor? Sizin vekillik döneminden farkı nedir bu dönemin?

    Meclisin ses çıkaramaması ya da çıkarmaması rastlantı değil. Mecliste toplumun beklenti ve iradesini yansıtacak bir yapı oluşturmalıyız. Gerek siyasi partiler yasası, gerekse seçim yasası bunu engelleyicidir. İktidarın ideolojik hegemonyasına karşı temel hak ve özgürlüklerin korunmasında iki muhalefet partisi kendi içlerinde sorgulanmalıdır. CHP’nin bu konudaki sorumluluğu elbette daha da önceliklidir. Meclis bir tutukluluk içinde… Olup bitenlere karşı toplumda bir kanıksama olabilir ki; bu çok tehlikelidir ama bunun sıradanlaşmasına meclis karşı çıkmalı ve toplum duyarlı kılınmalıdır. Mecliste ne iktidar partisi, ne de muhalefet partileri ne yazık ki süreci değiştirebilecek bir irade ortaya koyamadılar. Bizim 23. dönemde ilk kez bir grup oluşturulmuş olması, ilk kez ezilen emekçi halkların, ötekileştirilmişlerin adına mecliste oluşturulması biz de büyük bir sorumluluk oluşturmuştu. Daha çok kolektif ve birbiriyle ilişkili çalışılıyordu. Şimdi ise biraz faklı, muhalefet partileri ne kendi içlerinde ne de birbirleriyle uyum sağlayamadılar.

     

    Siz uzun yıllar İnsan Hakları Derneği başkanlığı yaptınız. İHD onursal başkanı oldunuz. Bir insan hakları mücadelecisi olarak bugün Kürt il ve ilçelerindeki insan hakları ihlalleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

    Biz İHD olarak, insan hakları mücadelesine bir bütünlük içinde baktık. Referansımız uluslararası hukuk normları ve insan hakları standartları oldu. Ancak, bölgede yaptığımız tanıklıklar ve yaşananlar sonucu Kürt sorunu ve çözümü önceliğimizi oluşturdu. Ne var ki; bölgede şimdi çok ağır insan hakları ihlalleri yaşanıyor. İnsan hakları, başta yaşam hakkı olmak üzere temel haklar ve özgürlükler yerle bir edildi. İnsanlığa karşı savaş suçları ve soykırım suçu işlenmektedir. Kürt il ve ilçelerinde sadece temel hak ve özgürlükler ihlal edilmedi. Ekonomik, sosyal haklar ve kültür mirasları da yok edildi. Avrupa ve dünya buna seyirci kaldı. Bu çıkarsal sessizlik devleti cesaretlendirdi ve her hukuksuzluğa yöneltti. İfade ve basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve gücü ortadan kaldırıldı. Barış isteyen herkes terörist ilan edildi. Suriye sorununun çözümsüzlüğü, göçmenler sorunu ve uluslararası ekonomik kriz Türkiye tarafından koz olarak kullanıldı.

     

    Sizce toplum ülkedeki insan hakları ihlallerine karşı neden bu kadar sessiz? Barış Bloğu neden genişleyemiyor?

    Aslında tüm dünyada taşlar yerinden oynadı. Dünyanın tek kutuplu oluşuna karşı kimi ülkelerde direniş varsa da, bu insan haklarına, demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe dayanmadığı için halklar nezdinde bir karşılığı olmuyor. Ayrıca insan hakları ve barış mücadelesinde uluslararası bir dayanışma sağlanamaması bizde de bir itici ve moral güç yaratamadı. Barış, adalet ve özgürlük için gösterilen çabalar bu çalışmaların başlatıldığı sokaklarda kaldı. Sorun bu! Sokaklardaki akış alanlarda toplanamadı.

     ---2016-04-05 11-02-56

    HDP bu dönemde ne yapabilir ve hangi siyasi kurumlarla yan yana durabilir?

    Evet… Bugün yapılanlar, yapılacakların en iyisi ve en geçerlisi olarak görülemez. HDP’nin hem uluslararası, hem bölgesel, hem de yerel ve konjonktürel duruma bakışı yeniden değerlendirilebilir. Öncelikle “Ne yapmalı, nasıl yapmalı?” sorusuna karşılığı hem kendi içinde, hem de kendi dışında aramalıdır. Ana muhalefet ve parlamento dışı parti ve güçlerle tam bir diyalog kurulamadı. Barış, adalet ve özgürlük mücadelesi istenildiği gibi toplumsallaşamadı.

    HDP, öncelikle BDP döneminde oluşturulan danışma kurulunu yeniden toplamalı ve “Ne yapmalı?” sorusunun karşılığını birlikte aramalıdır. Kuşkusuz yapılmak istenilenlerin toplumda karşılık bulabilmesi için, toplumun bilgi ve haber alma özgürlüğünü engellenmemeli. Ama ne yazık ki bugün medyanın durumu ortada.

     

    Ana muhalefet partisi olan CHP’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Evet… Sorun biraz da ana muhalefet partisinin tutumunda. Sadece iktidarın ekonomi politikalarına, ideolojik baskıcı tutumlarına bağlı. Burada, buna karşı gücü oluşturacak ve yeni demokrasi cephesinin genişletilmesini sağlayacak olan da başta ana muhalefet partisidir. Ne yazık ki ana muhalefet partisi, bence sıradan bir söylem ve zaman zaman da iktidarla yan yana düşme içine giriyor. Ne var ki, bölgede yaşananlara karşı yapacağı tanıklık ve yaklaşım çok önemlidir. Fakat ana muhalefet partisi bence öncelikle sürece yaklaşım dilini doğru bulmalıdır.

    İktidarın demokrasiye, barışa, yargıya, insan haklarına yönelik daraltıcı, baskıcı, saldırgan politikalarına karşı, ana muhalefet partisinin caydırıcı, itirazları mobilize edici ve heyecan verici bugüne değin hiçbir adımı olmadı. Sanılıyor ki Kürt sorunu sadece HDP’nin ya da demokrasi güçlerinin sorunu gibi algılanıyor. Kürt sorunu bugün Türkiye’nin, hatta bölgenin ve insanlığın ortak bir sorununa dönüşmüş. Ama soruna çözümün aranması ve çevresinde de dayanışma halkalarının oluşturulması sorunun çözümünü kolaylaştırır. Fakat bu konuda CHP bugüne değin heyecanı verici bir aktivite gösterememiştir.

     

    Çözüm sürecine dönmenin şartları sizce nedir?

    Çözüm sürecine dönmenin koşulları; birincisi uluslararası toplulukların bu süreçteki ısrardan vazgeçmesidir. Öncelikle elbette burada uluslararası toplulukların bölgedeki tehlikenin tüm dünyayı tehdit edebileceğini görmeleri gerekir. Ayrıca Kürt sorunun çözümsüzlüğü Ortadoğu bataklığını kurutamayacaktır. Bu iyi anlatılmalı ve en önemlisidir. Rojava devriminin kalıcılığı yolunda bir irade ve hukuk oluşturulması sağlanmalıdır. Suriye’nin barışçıl bir çözüme hızla kavuşturulması gerekir. İkincisi de toplumsal muhalefetin demokratik ve radikal kararlarını sivil bir itaatsizliğe dönüştürmelidir. Çünkü çözümsüzlük bölgedeki yangını her yere taşıyacak ve bugün çözüm için yapılabilecekleri de yapılamaz hale getirecektir.

     

    Siz bundan sonra ne gibi çalışmalar yapacaksınız?

    Evet… Bu kör gidişi nasıl durdurulabiliriz ve yeniden bir diyalog ve müzakere süreci nasıl başlatılabilir? Herkesin birinci sorusu bu olmalı. Bunun için biz her türlü çabayı göstereceğiz. Her türlü kanalları açmaya çalışacağım.

     

    Birlikte yaşayacaksın! Başka çare var mı? Şimdi herkesin bir şeyler yapması gerekiyor. Bizde ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya çalışacağız ve tüm demokrasi ve barış güçlerinin, eylem ve mücadele birliğini sağlamaya çalışacağız.

     

    Çok teşekkür ederim.

     

    Ben teşekkür ederim.

    2016-04-05 11-02-44


    Yorumlar



    İlgili Haberler