ABD seçimlerini sürpriz şekilde Cumhuriyetçi aday kazandı. Dünya haliyle Clinton’ın neden kaybettiğini tartışıyor günlerdir. Amerikan kamuoyunda adeta Trump’a Trump’tan başka kimse oy vermeyeceği gibi bir rüzgâr estirildi.
Şimdi Trump seçildi, herkesi yersiz bir endişe sardı. Bu endişelirin bazılarını şöyle sıralamak mümkün: Devlet deneyimi yok… Siyasi bir geleneğe sahip değil… Amerika’yı iş adamı kafasıyla yönetirse vay halimize… “Ben dedim oldu.” zihniyeti güdecek… Amerikan siyaset anlayışından bi haber… “Bu adam büyü!”… Büyük bir dünya devi olan Amerika’yı nasıl yönetebilir?”
Hâlbuki “Kazın ayağı” hiç de öyle değildir.
Amerika dünya liderliğini elinde tutan, hatta dünyaya yön veren, coğrafyaları değiştirmeye çalışan bu ülkenin yönetimini, “ Ne yapalım sen seçildin. Bu ülkeyi artık sen istediğin gibi yönet!” demez elbette Trump’a. Amerikan gücü ülkeyi tesadüflere bırakmaz.
Ayrıca hepimiz biliyoruz ki Amerika’da başkanlık seçimi gününden yaklaşık iki buçuk ay önceden yapılır. Başkan seçilen bu zaman içinde çeşitli kurum ve kuruluşlardan brifingler alır. Yani kulağı çekilir.
Kim başkan seçilirse seçilsin, ulusal politikaların değişiminde pek müdahaleci olmaz, olamaz. Amerika’da politikaları seçilen başkanlar belirlemez. Ancak belirlenmiş politikaları başkanlar uygulamaya sokar. Ancak dünyada gelişen olaylara göre ufak tefek değişiklikler yapar; o da Temsilciler Meclisi, Amerikan Anayasa Mahkemesi, Senato kabul ederse…
Ayrıca Amerika’da seçilen her milletvekili kararları kendi özgür iradeleriyle verirler. Oylamalarda gözleri genel başkanda olmaz. Ve genel başkanlar niye benim istediğim gibi oy kullanmadın ukalalığına girmezler, giremezler.
Yani ülkesine muz cumhuriyeti muamelesi yapmaz, yapamaz. Yaptırmazlar.
Şunu da söyleyeyim, başkanlık yarışına giren adayların, seçmenlerine verdiği vaatlerinin hemen hemen hepsi Amerikan devlet politikalarına uygunluk taşır. Çok önceden belirlenmiş bir çizgiyi ters düz edemez.
Şimdi bazı okurların “Eder mi eder. Kim ne yapabilir ki?” dediğini duyar gibiyim.
Ederse, Kennedy’in akıbetine uğrar. Bir başka yazıda o olayı da konu ederiz.
Dostça kalın!
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ olsun.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”







