Pek çok siyaset bilimci gibi ben de yanıldım; “ ABD seçimlerini Hillary Clinton kazanır” diyordum.
Ayrıca ABD seçimleri iki önemli şeyi öğrenmeme yardımcı oldu.
Şöyle ki… Kazanacağı açık ara belli olan başkan adayı büyükçe bir salonda kutlama programı hazırlıyor. İlginç olan bu değil tabi… İlginç olan, bu kutlama programlarına katılanların bilet alarak yani para ödeyerek salona girebiliyor olması. Ama bizde olduğu gibi katılanlara köfte ekmek, ayran da vermiyorlar. Sevmenin, taraf olmanın bir bedeli var Amerika’da. Tıpkı ibadet edeceksen kiliseye aidat ödemekle mükellef olmak gibi…
Yani beleşçilik yok.
İkincisi, seçim gezilerine katılan gazeteciler akredite edilmiş olsalar bile uçak biletlerini ceplerinden ödüyorlar. Enteresan değil mi? Adam diyor ki “Sen beni izleyerek işini yapmış oluyorsun. Yeri geldiğinde eleştiriyor, yeri geldiğinde beğenilerini yazıyorsun. Bunun karşılığında gazeteden para alıyorsun. Beni takip etmek istiyorsan biletini kendin alacaksın.”
Devletle ekonomik alışverişi olmayan basın, hükümet politikaları karşısında daha şahsiyetli bir gazetecilik yapıyor böylece.
&
Bir önceki yazıda Amerikan derin devletini anlatmıştım. Abarttığımı düşünenler olmuş. O zaman devam edeyim.
Trump Amerika’nın 45. başkanı olacak.
Siyasi suikastlar tarihi zengin olan ABD’de bugüne kadar dört başkan uğradıkları saldırılarda can verirken ikisi yaralı, üçü yara almadan kurtuldu. Bir o kadar da meclis üyesi ve senatör suikasta uğradı.
Abraham Lincoln, 14 Nisan 1865’de John Wilkes Booth’un kurşunlarına hedef oldu, ertesi gün öldü.
James Garfield, 2 Temmuz 1881’de saldırıya uğradı, 19 Eylül’de öldü.
William Mckinley, 6 Eylül 1901’de Buffalo’da kurşunlandı ve 14 Eylül’de öldü.
John F. Kennedy, 22 Kasım 1963’te Dallas’ta makam arabasında öldürüldü.
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 No.lu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“Suriçi dünyanın en büyük açık hava müzesi olsun.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”







