• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Anadilim memleketimdir

    Lusia Yayamın dizlerine uzanmışım. O yaralı bir dilin keklik kadar ürkek sesiyle saçlarımı tarıyor… Anlamıyorum, ama o kadar güzel ve hazin geliyor ki; dua sanıyorum. Arada yer değiştiriyorum, annem de bir şarkıyla yüzümü öpüyor. Arkada amcamın her zaman dinlediği Yerevan radyosu hazin bir sesle içime işliyor…

    Kamber Ateş nasılsın? Görüş gününde Kürt ananın oğluna her zaman seslendiği şefkatte lâkin daha hazindi. Gazetede ilk okuduğumda gözlerimin yaşına engel olamayışımı anımsıyorum…

    Devlet ne diyordu yıllardır faklı başkaca bir şey söylemeden: “Vatandaş Türkçe konuş! Çok konuş…” Köyde, sokakta, şehirde ve okulda her nerede olursa ol Türkçe konuş! Yıllarca insanlar anadillerinden ötürü ceza aldı, rencide edildi.

    Babam şimdi Ermenistanlı bakıcısı sayesinde yıllardır konuşmadığıdilini hatırladı. Hatırlamakla da kalmadı basbayağı şakımaya başladı. “Ah, anadil nasıl da keyif veriyormuş insana” diye ona buna, bize anlatmaya başladı.

    Ana ile karnındaki yavrusu arasında bulunan ilahi bağ anadili değil mi? Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda çocuğu daha ana karnındayken anne o müzikal sesiyle yavrusuyla ilişki kurabiliyor. Yani dili öğrenme ta o zamandan başlıyor.

    Ah “zimanê zikmakî” ya da “zimanê dayikê” yani anadil… Ah, Mayreni lezu…

    Chomsky, ödüllendirmelerden cezalardan tamamen ayrıksı, yaradılıştan gelen bir dil yetisinden bahsediyor. Annenin çocuğu kucağına alması, emzirmesi kadar doğal ve olağan olan; sonradan öğrenme ile uzak yakın alakası olmayan bir mekanizmadan bahsediyor. Dil, anamızın memesindeki sütü içer gibi edinilen bir mekanizmadır. Bu mekanizmanın temel prensiplerinden biri ve bu yazının konusu Noam Chomsky’nin “evrensel dilbilgisi” hipotezi.

    Chomsky’nin iddiasına göre çocuklar doğru dilbilgisi kurallarına çok nadir maruz kalıyor. Dili duyabilecekleri tek kaynak zaten çevresi; orada da dilbilgisi kurallarına dikkat edilmeden, laf lafı bölerek, “gündelik” dediğimiz tarzda konuşmaya maruz kalabilir. Yani bir çocuğun bu kuralları doğru üretebilmesi kimseden öğrenmesiyle olmuyor. Peki, çocuklar doğru kuralları nasıl bilebiliyor?

    Chomsky bu soruna çocukların bu biyolojik olarak dil edinme yatkınlığını işaret eden mekanizma ile cevap veriyor: Dil Edinim Aygıtı.

    Yalnız bir gereklilik de beraberinde geliyor: Bu aygıtla birlikte çocuk dil edimi için anadiline maruz kalmalıdır. Yani genetik olarak sahip olduğumuz bir dil aygıtı var; fakat yeterli değil; dile maruz bırakılmalıyız. İşte zurnanın Kürtçe mi Türkçe mi Lazca mı dediği yer burası.

    Sonra Chomsky ne diyor: dil dediğin ana memesinden süt içer gibi edinilir. Anadili Kürtçe’yi anasının memesinden içer gibi öğrenen çocukların Kürtçe dilinde eğitim hakkıdır. Kürtçe için ortadaki düğüm uzun süredir çözülmeyi bekliyor. Umut ederiz ki kılıçla ya da silahla değil de, akılla çözülür. Tabi i öyle yaşanmadığını da şu an bu coğrafyada topla tüfekle Kürtlerin yaşadığı şehir ve ilçelere yapılan savaşla anlıyoruz.

    İki Dil Bir Bavul filmine gittiniz mi? Orada anadili Kürtçe olan çocuklara zoraki Türkçe öğretmeye çalışan öğretmenin tirajı komik hallerini izlemedik mi?Anadilde eğitimin neden bir eğitim ve bilim gereği olduğunu bize somut olarak anlatan film, birleştirilmiş sınıflı (beş sınıfın birarada eğitim yaptığı) bir köy okulunda geçiyor.

    Egemen ulusun diliyle zorunlu ilköğretim uygulaması esasen egemen burjuvazinin siyasal ve iktisadi nedenlerle dayattığı bir baskı.

    Türkiye’de bugüne kadar ilk tayini Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun köylerine çıkan öğretmenlerin karşılaştığı “dil” sorunu, öğretmenler arasında anı olarak anlatılan binlerce trajikomik hikâyeden ibaretti. Kapalı bir çevreyle sınırlı kalan “mesleki” zorluk kapsamında ele alınan bir sorundu.

    Niyetleri ne olursa olsun açık seçik olan şu ki, geri kalmışlıktan kurtulmak eğer “geçerli” bir dil öğrenmek ile mümkün olacaksa, bunun sadeceTürkçe eğitimle olması mümkün mü?

    21 Şubat Dünya anadil günü. 15 Mayıs ise Kürtçe Dil Bayramı. Kutlu olsun.

     

    ANADİL

    Düşünse;

    En çok neyi ister insan!

    Düşünse, ölümüne özlemeyi

    Memleketi düşünse, uzaktan uzağa

    En sunturlusundan düşünse;

    Küfrün feriştahını, bütün namussuzlara

    Ya da edinilmiş zevkle düşünse;

    Masis’ten koparılmış

    Dağ kekiğinin yemeğe kattığı lezzette,

    Bir aşk şiirini…

    Ah, düşünüp de söylese

    Sevgiliye olan hasreti,

    Kendi Anadilinde…

    Bedros Dağlıyan

    Altınoluk,04 Temmuz 2009


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları