• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Anne olmak

    Bir erkeğin hiçbir zaman algılayamayacağı şeydir anne olmak. Bir erkek olarak çok zor bir yazıya giriştiğimin farkındayım. Ama anneler gününü geride bıraktığımız bir haftada yazmasam kendimi eksik hissederdim.

    Yaşamın en güçlü güdüsü sanırım annelik.  Hiç kimse bir başkasına, annesinin evladına baktığı sevgi gözüyle bakamaz. Dünyaya bir can getirirken kendinden çoğaltmaktır annelik biraz.

    İki çocuğu olan bir erkek arkadaşım söylemişti; “Önder, annelik bambaşka bir duygu. Bunu çocuğum olduğunda fark ettim. Hiçbir zaman annelerinin yerine dolduramayacağımı… Eğer bir gün birimizden birine bir şey olacaksa, ölüm gibi, eşime değil bana gelsin. Çünkü çocuklarım için onun yanında ben bir hiçim!”

    Anne olmanın ne muhteşem, ne harikulade bir şey olduğunu Çerkez sürgünlerindeki bir örnek kadar sarsıcı anlatan bir şey var mı? Rusya’dan Osmanlı’ya sürgün gelen bir annenin gemide çocuğu ölüyor. Anne, cesedini Karadeniz’e atmasınlar  diye süt içiriyormuş gibi haftalarca göğsünde taşıyor ölü çocuğunu. Bunu bir erkeğe yaptıramazsınız. Anlamayız, anlayamayız.

    Ya da Cumartesi anneleri…

    30 yıl boyunca belki oğlum Zafer döner diye evinin kapısını açık bırakan, hayattan tek beklentisi çocuğunun kemiklerine sarılmak olan Berfo Ana…  Berfo Ana çocuğunun cesedini bulmak için o kadar uzun yaşadı belki de. Acı, sadece annelerde ömrü uzatır.

    Bazen de kısaltır.

    Erkut Direkçi’nin annesi geliyor aklıma hemen. Erkut genç bir üniversite öğrencisi iken tutuklanmış, Ulucanlar cezaevinde girdiği açlık grevi sonrası ölümcül bir hastalığa yakalanarak göçmüştü bu dünyadan. Anne yüreği kaldıramadı bu dehşetli acıyı. Oğlunun ardından genç yaşında göçüp gitti kısa sürede Erkut’un annesi.  Mutlu bir aile idi aslında Direkçi ailesi… Evlat acısı yıktı.

    Anneliğin sadece ölümle değil, yaşamla sınanan halleri de var. Anneler için fedakârlık sözünün bir anlamı olmaz mesela. Feda etmez anneler. Bizim fedakârlık dediğimiz aslında anneler için varoluş sebebidir. Öylesine içsel bir durum. Annelik hakkı dediğiniz şeyi, hak gibi görmezler. Beklentileri yoktur. Hak tanımını yaparsa, evlat yapar. Ve annelerin yeri o kadar ayrıcalıklıdır ki çocuk dünyasında, en asık suratlı erkek bile karısında birazcık anne şefkatini arar.

    Yaşam annelik duygusunun döngüsü içinde anlam bulan bir şey. Ne var ki, en çok dışlanan, ezilen, savaşlarda öldürülen, tecavüzlere uğrayan da anneler ya da anne olacak olanlardır. Arzın merkezindeki kötülüklerin ilk hedefi hep anneler olmuştur. Bakın şu sistemde sömürünün, baskısını en katmerlisini yaşayan kimler; kadınlar. Bu da erkek egemen dünyanın gaddarlığı işte…

    Bazen diyorum, dünyayı sadece anneler yönetseydi nasıl bir yer olurdu?  Petrol ihtirası için evlatlarının binlerle ölüme gitmesine göz yuman anne olur muydu mesela…  Savaşlar ve yıkımlarda ölenin evlat olduğunu bile bile dünyayı savaş cehennemine çeviren bir ‘anneler konseyi’ mümkün olabilir miydi? Valla ne zaman bir annenin çocuğuna bakarken gözlerindeki ışıltıyı görsem, bu iyiliğin yanına yaklaşamaz o canavarlık, o kutsal sevgini ateşinde yanar kül olur derim.  Annelik saf iyiliktir çünkü…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları