• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Apoletli alkış!
    Apoletli alkış!
    8 Haziran 2018 09:43
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdo- ğan, 31 Mayıs’ta Malatya’da dü- zenlenen mitingden sonra Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) tarafından organize edilen “Esnaf buluşmasına” katılıyor. Erdoğan kürsüde CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’yi hedef alarak “Çırağa dükkan teslim edilmez. Siyasetin çıraklarına da Türkiye emanet edilmez. Siyasette hiçbir başarısı, hiçbir tecrübesi olmayanlara ülkenin yönetimini asla veremeyiz. Kardeşlerim; girdiği her yarışı kaybedenlerin ne kendilerine, ne de milletimize verebilecekleri bir şey yoktur” diyor. Bu sözlerin ardından, kameraya salonun ön sıralarında bulunan TESK ve TOBB gibi patron örgütü baş- kanlarından büyük alkış alırken, alkışlayanlar arasında 2. Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel’in bulunuyor ! AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’yi hedef aldığı sözlerini, 2. Ordu Komutanı İsmail Metin üzerindeki üniformasıyla Temel alkışlıyor ve gülüyor ! Tarihe, “Apoletli Alkış” olarak geçecek, TSK bir skandala daha imza atı- yor. Getirilen, Türkiye modeli (!) başkanlık sisteminde, partili baş- kana yürütme yetkisinin yanı sıra yasama ve yargı üzerinde güç- lü bir denetim imkânı veriliyor. Buna karşılık, başkanda toplanan yetkileri ve gücü dengeleyecek ve denetleyecek kurallar, kurumlar ve mekanizmalar alabildiğine zayıflatılıyor. Başkan, parlamenter modeldeki cumhurbaşkanının ve başbakanın toplam gücünden daha fazlasına sahip oluyor. Böylece, hükümetle birlikte devlet de başkanın ve partisinin denetimi altına girmiş oluyor. Türkiye, devletin partizan çıkarlara ve politikalara hizmet eden bir parti devletine dönüştüğü açıktır. AKP ve AKP öncesi İslami siyasi partiler ve oluşumlar kendileri için en büyük tehlikeyi “vesayet rejimi” olarak görmüşlerdir. Yalnız onlar değil, Türkiye’de özgürlükçü demokrasinin gelişmesini arzulayan tüm siyasi ve entelektüel çevreler, ordu üzerinde sivil denetim sağ- lanması konusunda ortak görüş birliğindedir. Çünkü askeri vesayet, demokrasinin en vazgeçilmez unsurunun, yani ülkeyi halkın seçtiği kimselerin yönetmesi ilkesinin çiğnenmesi demektir. Aslında, 2003’ten beri AKP-TSK ilişkileri, çok iniş çıkışlı geçti. Genelkurmay, özellikle ilk yıllarında Ak Parti’yi bu kadar hırpalamasa, sıkıştırmasa, son derece sert uyarılar yapmasa, Cumhurbaşkanlı- ğı seçimleri ve sonrasındaki kavgaya bizzat katılmasaydı, bugünkü noktaya gelinmezdi. Ak Parti, asker ile sürtüşmek, kavga etmek istemiyordu. Kafasında bir hesaplaşma vardı. Anayasa Mahkemesi’ nin Ak Parti’yi kapatmayı reddetmesinden sonra, bu parti kolları sıvadı ve hesaplaşma süreci başladı. Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık yerine Savunma Bakanlığı’na bağlandı. Jandarma’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Dö- nemin AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, “TSK eğitimi demokratikleş- tirilmeli” , “35. madde (Askere müdahale hakkı verdiği ileri sü- rülen iç hizmet yasası) kaldırılmalı” dedi. Sonunda, ordu içinde FETÖ unsurları oluştu ve 15 Temmuz darbe girişimi meydana geldi… Nitekim 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da, askeri vesayete karşı çıkma konusunda siyaset dünyasında ve toplumda geniş bir uzlaşma zemini oluşmuştur. Oysa Anayasa deği- şikliğinin getirdiği tek adam yö- netimi, toplumun “kazananlar” ve “kaybedenler” ekseninde ikiye bölünmesine neden oldu. Mevcut kutuplaşma ortamını daha da derinleştirdi. Askeri vesayete son vermek, toplumu kutuplaştırarak ve otoriterleşerek değil, uzlaşmayı ve demokratikleşmeyi sağlayarak gerçekleştirilebilir. Askeri vesayet sadece dindarlara karşı olduğu için değil, demokrasiye kar- şı olduğu için kötüydü. Ordunun bir siyasi partinin kontrolüne girmesi de aynı şekilde kötü ve tehlikelidir. Ordu, parti siyasetinin dışında, demokratik kurumların kontrolünde olmalıdır. Temel’in o alkışı üstünde üniforma varken siyasi bir taraf belirtme anlamına gelmektedir. Halbuki, TSK İç Hizmet Kanunu Madde 664 çok açık bir şekilde subaylara “siyasi konuşma yapmalarını, siyasi telkin ve öneride bulunmalarını, yasal ve yasa dışı kurulmuş bulunan siyasi amaçlı parti, kuruluş, dernek ve örgütlerden herhangi biri hakkında propaganda yapmaları- nı” yasaklamıştır. Nisan, “Anayasa değişikliği” oylamasının ardından YSK’da da birçok değişiklik meydana geldi. Bunlardan biri, YSK’nın 30 Nisan 2018 tarihli 331 numaralı seçim yasakları konulu kararında, “… Aday olması durumunda Cumhurbaşkanı ve diğer adayların seçim propagandası ile ilgili olarak yapacakları gezilere hiçbir memurun katılmayacağı- na ( 298/66, EK 6 )…. ” İç Hizmet Kanunu, bu duruma uygun daha pek çok madde yazıyor. Yıllarca askeri vesayet diye sağa sola yırtı- nan AKP’nin derdi meğer paşaları yanlarında istiyor olmalarıymış. Kullanılması daha keyifli olduğunu anlayınca, onlarda bu enstrü- manı çalmaya başlıyorlar. Bugün bir general, Muharrem İnce tarafından düzenlenen bir programda resmi üniformasıyla katılıp Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine sarf edilen sözleri alışlasa sonucu akıbeti ne olurdu ? İktidar medyasında “darbeci, vesayetçi” diye suçlanmaz mıydı ? Ordunun , 24 Haziran yarışı adına bu propagandalarının yoluna açan Hulusi Akar’dır. Hulusi Akar’ın nikah şahitliğiyle ve AKP icraatının açılışını yapmasıyla TSK vahim yolun içerisine girmiştir. Üniformalarıyla camide namaz kılan, molla karşılayan, Nuri Pakdil’i ziyaret eden, Cubbeli Ahmet’le poz veren komutanlar… FETÖ’den boşalan yerlere başka tarikatların yerleşmesini izleyen komutanlar… Sonunda, Erdoğan’ın bir başka cumhurbaşkanı adayını eleştirmesini coşkuyla alkışlayan komutanlar… Otoriter rejimin, TSK üzerinde yarattığı vesayetin resmidir. AKP’nin vesayet sıkıntı- sı, hukuk devleti hatta demokrasiyle de doğrudan ilgilidir. Siyasi iktidar yetkilileri, kuvvetler ayrılı- ğını bir engel olarak gördüklerini açıkça ve defalarca dile getirmiş- lerdir. Burada söz konusu olan, siyasi iktidar üzerindeki Meclis ve yargı denetiminin kaldırılmasıdır. Anayasa değişiklikleri yasama ve yargıyı başkanın denetimi altına alarak siyasi iktidarın üzerindeki denge ve denetleme mekanizmalarını, kısaca hukuk devletini askıya almaktadır. Anayasa değişikliğini savunan bazı iktidar yanlısı yazarlara göre, Türkiye’nin bekası, “asırlık vesayetten” kurtulmasına bağlıdır. Görüldüğü gibi hedefe oturtulan ve kaldırılması öngö- rülen vesayet doğrudan doğruya cumhuriyet rejimidir. Güçler ayrılığının yok olduğu bu sistemde, hukuk devleti de sarsıldı. Bireylerin ve muhalefetin siyasi hakları- nı ve temel hak ve özgürlüklerini korumak neredeyse imkânsız hale getirildi. Referandumda oylanan anayasa değişiklikleriyle Türkiye’yi siyasi birikiminden ve siyasi kültüründen kopartmıştır. Hukuk devleti ve demokrasiden uzaklaşmıştır. Bu nedenle söz konusu olan, eksik demokrasinin yerini otoriterliğe bıraktığı köklü bir rejim değişikliğini 24 Haziran’da oylayacak. 24 Haziran TSK’deki bu vahim gidişatı da düzeltmek için bir fırsattır.


    Yorumlar



    İlgili Haberler