• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Asansör -2-

     

    Yolda yürüyorduk. Uzun ve dönemeçli bir yoldu, sağlı sollu büyük çam ağaçları sıralanmıştı. Az önce içinde bulunduğumuz durumdan çok farklıydı. Zafer kutluyorduk. Bu senin mi yoksa benim zaferim mi bilmiyordum. Gözlerimizin içi öylesine gülüyordu ki, o zafer pek de umurumuzda değildi. Belirgin ve planlanmış bir buluşma değildi bu. Karşılaşmıştık. Birbirimize anlatacak milyon konu varmış gibi bakışıyorduk. Ancak konuşmaktan çekiniyorduk. İkimiz de zarar görmekten çok, zarar vermekten korkuyorduk. Sürprizleri sevdiğin kadar, yansımaların hiç birinden haz duymuyordun. Beş dakikayı bulan bir yürüyüş olmuştu. Hala konuşmamıştık. Hızlıydık, başladığımız yerden iki otobüs durağı kadar uzaklaşmıştık. Her yürüyüşte uyardığın gibi yine uyarmanı bekliyordum, “ben hızlı yürürüm, arada durdur beni” diye. Bu da çıkmıyordu ağzından. Yoldan çıkıp kurumuş otların üstüne doğru yürümeye başladık. Mevsimin Sonbahar olduğunu anımsıyordum. Sağa sola göz gezdirip çevrede kelebek arıyordum. Seni mutlu edebilir diye. Sonra vazgeçiyordum. İlk verdiğim hediyeden bahsetmek, onun yenisinin zamanı gelmiştir diye kafanı şişirmek istiyordum. Yine vazgeçiyordum. Bunca zaman ne yaptın diye düşünüyordum. Bu da önemli değildi. En azından şu an yanımdaydın, yürüyordun, arada bir bakıp gülümsüyordun. Çınar ağacının yanından geçerken tam topa ayağımı koymak istiyordum. Halet-iruhiyemiz hakkında iki kelam ederiz diye düşünüyordum. Çok basit bir yoldu. Bunu da sevmezdin diye aklım, dudaklarımı ve dilimi frenliyordu. 

    Senin geçmişinin büyük bir kısmı ada hapishanelerinin zindanlarından daha sağlam korunaklarda saklıydı. Kendin bile ulaşamıyordun çoğu zaman. Korkuyordun. Masumiyetinin gizlediği ve kendinin bile bilmediği hislere sahiptin içinde. Senin bu hisleri bilmemen, haberdar olmaman ve bilmeden kullanmaya kalkman, her defasında içimi acıtıyordu. Hayatımda tanıdığım zeki insanları gelecek korkuturken, sen geçmişinden korkup geleceğine kucak açmayı yeğliyordun. Bunu her zaman yadırgamıştım. Bilmediğin, sonunun iyi olup olmayacağı hakkında fikir bile üretemediğin bir hadisenin nesi seni heyecanlandırıyordu. Yaşananlara saygı olmalıydı, yaşanılacaklara değil. 

    Bunların hepsini yürürken düşünüyordum.
    Konuşmuyorduk.)

    Şimdiye dönmüştüm. Devamında ne olur diye hayal etmeye başlıyordum. Hislerimi böylesine heba edemezdim. Seni unutarak, adını silerek, hafızamı tazeleyerek yeni bir hayat istemiyordum. Kimseye karşı bu kadar çıplak duramazdım, kimseye karşı bu kadar açamazdım tüm kapılarımı.

    Gelmeni bekliyordum. Gelmeni beklerken, geçmişin ağırlığı sırtımda geziniyordum. Elimde bir zafer vardı. Unutmaya karşı, aklıma ve zihnime karşı kazandığım bir zaferdi. Kimilerine göre budalalık, kimilerine göre ahmaklıktı. Oysa ne dinleyecek vaatlere, ne de yeni bir vücut çizecek sadeliğe hakim olmak istemiyordum. Sakindim. Zıt duyguları hissetmekten hoşlanan ve hissettikçe de uzaktakine gülümseyen bir neşe ile senibekliyordum.
    Hayır.
    Delirmemiştim.
    Tutkuyla sarıldığım geçmişin bir parçasını, sana anlatmak, şu an anlamsızca bakan gözlerinin önüne sermek istiyordum. Anlatmaya başladığım bu öykünün içinde önce isteksiz, sonra gönüllü bir şekilde gezinmeye başlıyordun. “Yirmi yedi” adım sonra yatağına ulaşmak aklına gelmiyordu.

    Ve hiçbir hediyeye bu kadar emek harcanmamıştı.

    Devam edecek…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları