• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Asansör 8

     

    Asansör’ün yapımıyla ilgili artık son aşamaya gelinmişti. Halatlar çekilmiş, kabin oturtulmuş, su buharının mekanizması birkaç kez denenmiş ve olumlu sonuçlar alınmıştı. Mimarisini çizdiği bu yapının çalışacağı ilk günü belirlemek için Vali, mühendisler ve Asansör’ün yapımını sağlayan aileyle birlikte Vali Konağı’nda buluşmuşlardı. Tarih belirlenmiş, Vali ilk çalışmasında kabin içinde Murteza’ya da yer verilmesini rica etmişti. Toplantı sonrası olan biteni anlatmak için Terzi Şükrü’nün işyerine gitmeye karar vermişti Murteza. Vali Konağı’ndan çıkıp ağır aksak adımlarla 155 basamaklı merdivene yöneldi, hiç vakit kaybetmeden 2. Karantina’ya bir solukta çıktı. Terzi Şükrü’nün tezgâhında iki kadın müşterisi vardı. Ses çıkarmadan onların gitmesini bekledi. Konuşulan her şeyi anlatıp, büyük bir gururla Asansör’ün ilk denemesinde kendisinin de kabinde olacağını söyledi. Sözü dönüp dolaştırıp Aybike’ye getirmeye çalıştı. Terzi Şükrü, babası yaşasaydı onunla gurur duyacağını, onun yolundan gitmeyip tüccar olmasa da insanlık için nasıl büyük bir hizmet yaptığını anlattı. Ardından annesinin nerelerde olduğunu sordu, Murteza’nın bu soruya tepkisi olmayınca vazgeçti. Cesaretini toplayıp, Terzi Şükrü’ye kızı Aybike hakkında soru sormaya karar vermişti. Soracağı ilk soru, onun ilgilendiğini düşündürtecek cinsten olmamalıydı, diye düşündü. Geçen günlerde kendisinin olmadığını, buraya bakan genç bir kızın olduğunu uygun bir dille söyleyiverdi. Terzi Şükrü gülümseyip, küçük kızı Aybike olduğunu, kendisini hasta veya yorgun hissettiği günlerde onun yerine tuhafiyeye baktığını anlattı. Murteza, bunları daha önceden bildiğini, duymak istediklerinin bunlar olmadığını söyleyemedi. Yuvarladı dilinin altında, kocaman bir sevgiyi ve yaşanmadan kapıldığı sonsuz bir aşkı…

    Dışarı çıktı, tütün sarmak için mahallenin başındaki ağaca yaslandı. Önünden geçen her insanın hürmeti olduğu kadar değişik bir canlı görüyormuş gibi çekingen gözlerle ona baktıklarını hissetti. Asansör’ün projesini çizdikten sonra, yıkıldı dediği algıların hiçbiri aslında yıkılmamış gibiydi. Soramadığı soruların hepsi özgüvensizliğe yol açmıştı. Kendi kendine söylenmeye başladı. Asansör’deki son durumu kontrol etmek yerine evine gitmeye karar verdi. Ne de olsa Fransız ve İtalyan mühendisler vardı. Onlar yoksa yerlerine bakacak olan ustabaşıları, onlar da yoksa “Vali zahmet etsin de yerinden kalkıp bir göz atıversin,” diye içinden geçirdi. Babasının evlendikten hemen sonra yaptırdığı şarap mahzenine doğru indi, evin bodrum katını bu şekilde değerlendiren Münir Bey’in, ev yapımı şaraplardaki ustalığı dillere destandı. Bütün gece acıdan kıvranarak içti. Düşünürken korktu, kimsenin ona bakışlarını yadırgamasa da, Aybike’nin onu görünce hakkında ne düşündüğünü merak etti. Aynanın karşısına geçti, ürkütücü görüntüsünden kendi bile çekinmişti. Omuzlarını çekti, göğüs boşluğuna yumruklar indirmeye başladı. Göğüs bölgesinin normalden fazla dışarıda, bir ayağının diğerinden kısa olmasıyla herkesi korkutan görüntüsüyle baş başa kalmıştı. Toplum içinde onu nitelikli kılabilecek tek değeri, zeki ve eşsiz bir resim sanatçısı olmasaydı. Bu, Aybike’ye yetecek bir değer miydi, diye düşünürken mahzene inip bir kadeh şarap daha doldurdu.

     

    Sabah uyandığında ilk işi Aybike’yi düşünmek oldu. Ayna karşısında kusurlu görüntüsüne bakarken, bu düşüncelerin onu yıpratacağını, içten içe Aybike’ye öfke duyabileceğini gözlerinin içine bakarak anlamıştı. Yeni bir günün neler getireceğini bilmeden hesap yapmanın anlamsızlığıyla dışarı çıkmaya karar verdi. Terzi Şükrü’nün iş yerinden geçerken kafasını kaldıramadı, hızla Asansör’e doğru ilerledi. Çalışmaların büyük bir bölümü bitmek üzereyken, etrafa saçılan neşeye ortak olmak için çabaladı. Tutkulu ve takıntılı Aybike sevdası onu bu zevkten mahrum bırakmıştı; odaklanamıyordu. Hiçbir işe eskisi gibi konsantre olamıyordu.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları