• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    AŞK ÖZGÜRLÜĞÜ ARAF”TA BEKLER

    Günümüz insanlarının özgürlük arayışını dinsel, düşünsel, siyasal öğretiler neden karşılayamıyor! Çünkü insanın kendisinden bile özgürlük ruhunu kurtarması sanıldığı kadar kolay değildir de ondan.

    Düşünsel, dinsel, siyasal hegemonya insanlardan çok şeyler çalmış ruhsuz metalik bir robota çevirerek sakatlamıştır; adeta soyutlaştırarak insani olanı dondurmuştur.

    Vicdanın özgürlük ahlakını kapitalist düzenbazlık çok fena yaralamıştır, bireyi aralıksız dönen bir dönme dolabın sersem kısırlığında yaşam monotonluğuna hapis etmiştir.

    Özgür düşünme iradesini yitiren birey, sistemin bağımlı kölesi haline getirilmiştir. Toplumsallığa dair tüm insani duygular kayıtsızlık sendromuyla körelmiş ve özünden boşaltılmıştır; yazık ki anti yaşam kutsanmıştır.

    Bilinir, bağımlılık özgürlüğü öldürür. İnsanın kendisine karşı işlediği günahın ise telafisi oldukça zordur. İçsel özgürlük korunamıyorsa dışsal-toplumsal özgürlük nasıl korunsun ve gelişsin?!

    Özgürlükle ilişkilenme yetkinliği ve arayışı büyük korku salmış yüreklere… Herkesin özgürlüğü özel mülkiyeti olmuş; yine de hatırlatalım, sevgi özgürlük arayışının kilididir ve bizi toplumsal özgürlüğe götürür.

    Mazoşist çağın ruhsuz yaşamı insanı sonsuz bir çöl fırtınasına sürüklemiştir. Özgürlük firarilerini bekleyen, aşktan yoksun çöl ruhlu çorak toplumdur. Bir türlü özgürlük için bedeli göze alamıyoruz, o doğuşsal yeteneğimizi bir türlü harekete geçiremiyoruz.

    Mülkleştirilen insanın ahlaki-politik duyguları değersiz kılınmış haset, bencillik, rekabet hırsı, ahlak, aşk ve sevgiye dair olan tüm duyguları yaralamış, komaya sokmuştur. Bir türlü özgürlük, aşk ve sevgiyle birbirimizi tedavi-terapi edemedik.

    Mideolojik açlık çekenler birazda ideolojik açlık çekseydi, belki de bu kadar makas açılmazdı. Meta aşkı özgürlüğü ticarileştirdi ve düşünsel körleşmeyi de beraberinde getirdi.

    Final özgürlük için mücadele etme yürekliliğini göstermiş olanların kararlılığına kalmış durumda … O kadar köle ruhlular var ki, dost dilini kullanır ve eylemine sırt çevirir. Özgürlük kaçkınlarının bunca çelmesine rağmen yine de özgür bir barış umudu vardır.

    Özgürlük insan ruhunun ve gelecek umutlarının eskimeyen ütopyasıdır. Fakat ne yazık ki hala içgüdüsel bir yordamla tanımlanır, yaşamda karşılığı muğlaktır ve Araf”a sürgündür. Oysa özgürlük toplumun etik ruhunda hep diridir; onu soyut teoriyle düşlemek ve geleceğe ertelemek yaşamın doğasına aykırıdır.

    Özgürlüğü düşünsel bir düş olmaktan çıkarıp yaşama yansıtma mücadelesi verirsek, yeryüzü özlenen barışçıl çehresine kavuşacaktır. Çünkü özgürlük, aşk ve sevgiyle bir bütünsellik içindedir; bölen değil, birleştirendir.

    Özgürlük bazen iradeli ve kararlı kopuşlar da gerektirir, bedeli dışlanmış bir yalnızlık olsa da! Herkes sahte bir dışsal özgürlük peşinde… Oysa kurtarmamız gereken, kendi içsel iradi özgürlüğümüzdür.

    Özgürlük hiçlik arayışı değildir. Bilakis varlığı anlamlandırma eylemidir. Bencil bir mantığın tekil dayatmasını aşacak, çoğulcu coşkuyu özünde taşır. “Aşk”a gelince; yaşama esnek temas ederek özgürlüğü tatma eylemidir!

    Ruhu yaralayan tekdüze pişmanlığa inat, iyimserlikle yüreğe ışıyan politik duyguların içsel özgürlüğünü duyumsayalım ve ona asla güvenimizi yitirmeyelim…  Son kertede “özgürlük” yine de içsel bir barış eylemidir.

    Ve özgürlük barışın aşk acısıdır, Aslı Erdoğan”a adanan!

    “Bakıp görmeyenlerden, konuşup dinlemeyenlerden, dokunup hissetmeyenlerden uzak durun…” Leonardo Da Vinci


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları