• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Aslı’nın hiç de sesini kısamadılar”      

     

     

    Ayşegül Tözeren bir tıp doktoru, aynı zamanda bir edebiyat eleştirmeni ve elbette bu iki alanda da sağlam bir aktivist. Ayşegül Tözeren şu sıralar yine sokaklarda, meydanlarda, cezaevi önlerinde, adliye koridorlarında. Türkçe edebiyatın en parlak yazarlarından biri olan arkadaşı Aslı Erdoğan’ın Özgür Gündem Gazetesi yayın danışmanlığı görevi nedeni ile tutuklanıp cezaevine konulmasından sonra geniş katılımlı bir özgürlük nöbeti faaliyetinin öncülerinden oldu. Özgürlük Nöbeti’ne bir çok başka eylem biçimi eklendi. Ayşegül Tözeren’le buluştum ve ona Aslı Erdoğan’ın durumunu sordum:

     

    İlk olarak Aslı’nın (Erdoğan) şu andaki durumundan başlamak istiyorum. Aslı cezaevinde ne durumda?

    Aslı’nın durumuna ilişkin bilgiyi 3 kaynaktan alıyoruz. Birincisi, annesinden, birinci derecede yakınları Aslı’yı görebiliyor. Birinci derece yakını olan da Aslı’nın kardeşi olmadığı için, eşi de olmadığı için annesinden bilgi alabiliyoruz. Bunun dışında avukatlar girdiği takdirde avukatlardan bilgi alabiliyoruz. Bir de milletvekilleri girdiğinde savcılık izniyle, milletvekillerinden bilgi alabiliyoruz. Bunun dışında “siz neden gidip göremiyorsunuz” diye sorarsanız eğer, OHAL’de bizim görüşçülüğümüz yasak. Normalde 3 tane arkadaş görüşü olabilecekken arkadaş görüşçülük maalesef yasak. Bundan dolayı.

    Savcılık izni mi gerekiyor?

    Arkadaş görüşçülük maalesef yasak, belli suçlarda, suç addettiklerinde, daha doğrusu arkadaş görüşçülük yasak. Size Aslı’nın son notundan bahsetmek istiyorum.

    Buyrun.

    Dün (Cumartesi) gelen notundan bahsetmek istiyorum. Aslı şöyle diyor: “Cezaevlerinin en şenlikli havalandırması bizde” diyor. ” siz özgürlük nöbeti tutuyorsunuz, sizin özgürlük nöbetleriniz bizim havalandırmamız oluyor” diyor. Aslı da Necmiye de (Alpay) moral olarak gayet iyiler. Aslı’nın bir cümlesi var, o cümleyi çok seviyorum ben, “Ben edebiyatçılığı seçerek insan sesinin sözcüsü oldum” diyor, O insan sesinin sözcüsü ve onun sesi kısıldığı zaman aslında hepimizin sesi kısılıyor ama bence hapishaneye atmakla Aslı’nın hiç de sesini kısamadılar. Kitapları daha çok satıyor, daha çok okunuyor, satıyor yanlış bir sözcük, Aslı da bunların farkında, daha fazla okura ulaştığının da farkında. Aslı aslında ilk kez yalnız olmadığını hissediyor, mücadelesinde yaşarken ve yazarken Aslı hep kendinin hissederdi. İlk kez yalnız olmadığını hissediyor ki bence bu çok değerli, Aslı’nın yalnız olmadığını hissettiriyor. Çünkü Aslı okuruyla daha çok buluşabiliyor ve özgürlük nöbetinde dostları sizler de gelmiştiniz, dostlarıyla dolup taşıyor cezaevi bahçesi. Aslı bunların hepsini duyup, hissediyor.

    -Peki Aslı’nın sağlık durumu nasıl?

     Evet, Aslı’nın sağlık durumundan bahsedebiliriz. Ben hekim olduğum için sağlık durumunu da yakından izliyordum. Aslı’nın iki tane sağlık sorunu var. Bir tanesi, boyun fıtığı. Zaten ameliyat da oldu Aslı, ciddi bir boyun fıtığı sorunu var. Bununla ilgili cezaevi şartlarını düşündüğünüzde cezaevi şartları yalnız Aslı’ya özel olarak değil Türkiye’de sert ve insani bulmadığımız şartlar var. Tabii bir boyun fıtığı hastasını düşünün, belli yatakta yatması lazım, belli hareketleri her gün yapması lazım, cezaevinde bu koşulları bulması aslında çok zor. Bu bir problem. İkincisi ise, Aslı’nın pankreas enzim yetersizliği var. Bundan dolayı belirli ilaçları alması lazım, bu ilaçları temin edebiliyoruz. Belirli bir beslenme ihtiyacı var ama bütün uğraşmalarımıza rağmen henüz beslenme biçimini Aslı’ya sunamadık ama Aslı’nın koğuş arkadaşları, hasta tutuklular da var koğuşta. Hasta tutuklular kendi yemeklerinden Aslı’ya vererek, diğer koğuştaki kadınlar ona yemekleri biraz daha değiştirerek, Aslı’yı koğuş arkadaşları besliyorlar. Bundan dolayı Aslı’nın sağlık durumunu normal koşullarda tutabiliyoruz ama bu hem dışarının dayanışmasıyla oluyor hem de koğuş arkadaşlarının, içerinin dayanışması ile oluyor.

     –Peki hasta tutuklular listesine girmek için bir başvuruda bulunmadılar mı?

    Şunu da son bir bilgi olarak ileteyim. Aslı’nın gördüğünüz gibi iki tane hastalığı var. “Hasta tutuklular arasında adın geçmeli mi Aslı” diye soruldu, bir telefon hakkı verildi Aslı’ya, annesi sordu ve Aslı dedi ki “çok daha ciddi hastalıkları olan var, onlar bile cezaevinde kalmak zorunda kalıyorlar” dedi “bundan dolayı ben hasta tutuklu listesinde olmayı istemiyorum” dedi. Bilinen hastalıkları olmasına rağmen bunu Aslı reddetti çünkü biliyoruz ki son dönem kanser hastaları var, onlar bile cezaevi koşullarında tutuluyor, tutulmaması gerekirken. Aslı böyle bir tercih kullandı.

    Hasta tutuklular konusunda yurtiçinden de, yurtdışından da çok tepkiler geliyor. Sivil toplum olarak harekete geçip neler yapılabilir? 

    Aslı 16 Ağustos’ta gözaltına alındı. 19 Ağustos’ta saat 20.00 gibi gözaltına alındı. Aslında Aslı 16 Ağustos’ta gözaltına alınmasının ardından sivil toplum harekete geçti, işte bu noktadan itibaren Aslı için harekete geçme olmadı. Herkes Aslı’nın gözaltına alındığı günden sonra Aslı’nın yakın arkadaşı oldu ve ne yapabilirim diye sormaya başladılar. Zaten sosyal medyadaki arkadaşları çok aktif olarak Aslı’nın gözaltına alınmasını protesto etmeye başladılar. Ardından 19 Ağustos günü, savcılığa ifade vermeye gittiği gün Cezayir salonunda Aslı’nın yazar arkadaşları biraraya gelerek bir basın toplantısı düzenlediler. Burada da divanda 3 kişi buluştu, Sema Kaygusuz, Mustafa Köz ve Mehmet Said Aydın konuştu ve kaderin bir cilvesi, tam o sırada Atışalanı Emniyet Amirliği’nde Aslı’nın avukatıyla birlikte sorgusuna geçilmişti, pardon ifadesine geçilmişti. Tam Atışalanı Emniyet Amirliği’nden Aslı ayrılırken biz de basın toplantısını bitiriyorduk, hatta avukatı Aslı’nın yanında telefonunu açtı, hoparlöre verdi, biz Aslı’yı alkışladık, ifadeden sorguya o şekilde geçildi. Çağlayan Adliyesi’nde uzun bir gün yaşandı, yazar arkadaşları, hatta yanımızda Necmiye Alpay da vardı o gün. O gün Aslı’yı bekledik, görmeye çalıştık, çok zor bir gündü, o sırada aslında sosyal medyadan da Türkiye’nin dört bir yanındaki okurları o Çağlayan’daki adliye bahçesini boş bırakmadılar. Geldiler, Aslı biliyorsunuz o gün sevk edildi ve tutuklandı. Tutuklandıktan sonra biz Aslı’ya sesimizi duyurmaya çalıştık “Aslı nasıl dimdik duruyorsa bizde duracağız” dedik ve alkışlarla Çağlayan Adliyesi’nin o yakın korkuluklarına doğru yürüdük ve ilk herhalde o zaman bağırdık “Aslı Erdoğan yalnız değildir” diye. Ben Aslı’nın yüzünü ilk cezaevinin ring aracına bindirilirken çok az gördüm, onun gülümsemesini de gördüm. hiç öyle bir gülümseme Aslı’nın yüzünde görmemiştim, o zaman dedim ki “benim arkadaşım aslan gibi girdi ve aslan gibi de çıkacak oradan” dedim. Ondan sonra hiç durmadık 19 Ağustos’ta Aslı tutuklandı, hemen ertesi gün 20 Ağustos’ta biz Özgür Gündem gazetesinin önüne gittik ve orada ikinci basın toplantısını yaptık. 

    Katılım nasıldı?

    Basın toplantısına çok sayıda yazar katıldı ve Aslı Erdoğan aslında bir şeyleri öğretiyor. Orada Özgür Gündem Gazetesi’nin önünde oradaki yazar arkadaşlar hiç Özgür Gündem Gazetesi’nin yerini bilmiyordu. Çünkü kendi aramızda nerede, nerede, nerede diye adres paylaşıyorduk. Aslı bize bir şeyleri öğretiyor, edebiyat dünyasına sürekli bir şeyler öğretiyor, orada bir araya geldik ve “neler yapabiliriz” diye düşündük. 22 Ağustos’ta da hemen pazartesi günü ilk özgürlük nöbetimizi başlattık. Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, o sırada tutuklu Aslı vardı, sonra da Aslı Erdoğan aslında bir sembodü. 110’un üzerinde tutuklu gazeteci var Türkiye’de, aslında onların sesidir Aslı. Onların özgürlük çığlığı, barış talebi Aslı’da sembolleşti ve hemen özgürlük nöbetini başlattık, zaten akabinde bir çok tutuklama geldi ve Necmiye Alpay da tutuklandı ve Necmiye Alpay’ın da ismine tutmaya başladık nöbeti. Dediğim gibi, bu iki isim bir semboldür 114 tutuklu gazeteci olduğu söyleniyor, aslında biz bu özgürlük nöbetini her gün tutuyoruz ve bu özgürlük nöbetlerini başlattık. Özgürlük nöbetini ilk başlatan kişi Murathan Mungan oldu. Murathan Mungan’ın sözüyle başladı özgürlük ardından Sema konuştu, Sema Kaygusuz, Gönül Kıvılcım, Seray Şahiner, Vivet Kanetti Uluç konuştu ve o gün baktık ki farklı renklerden, farklı görüşlerden, farklı geçmişlerden farklı insanlar yan yana özgürlük için bir araya geliyor.

    DSC_0343

    Özgürlük nöbetlerini devam ettiriyorsunuz.

    Haftada 2 gün Pazartesi ve Cuma 16.00-18.00 arası. Katılımcılara şimdi dönüp bakıyorum, burada defterde notlar var, sizler de katılmışsınız. O kadar farklı görüşlerden kişiler var ki katılan, başarılı yazarlar var, liberal yazarlar var, politik olmayan yazarlar oraya gelip ifade özgürlüğünü savunuyorlar ve yan yana durmayı becerebiliyorlar. Aslı dışarıya çıkarttığı mesajlardan birinde şöyle demişti: Aslı biliyorsunuz devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmakla yargılanıyor, “demek ki bozduğumu iddia ettikleri devletin birliğine ve bütünlüğünün harcına benim bayağı bir katkım varmış” dedi. Çünkü HDP ve CHP’nin ilçe örgütlerini yan yana görüyoruz özgürlük nöbetinde. İlk özgürlük nöbetimizde HDP’li siyasetçi ve vekil olan Filiz Kerestecioğlu ilk CHP’li bir siyasetçi olan, milletvekili Sezgin Tanrıkulu yan yana açıklama yaptılar. Aslı aslında bu bozduğunu iddia ettikleri birlik ve bütünlüğe bayağı katkıda bulunuyor, içerideyken bile bulunmaya devam ediyor. Aslı bir barış köprüsü olarak devam ediyor.

    Özgürlük nöbetinin dışında neler yapıyorsunuz?

     Özgürlük nöbetlerinin dışında yazı nöbetleri de sürüyor. Bir süre Cumhuriyet Gazetesi’nde sürdü, konuk yazar olarak orada da çeşitli yazarlar yazılar yazdı. Ayşe Kulin yazdı, Buket Uzuner yazdı, Yiğit Bener yazdı, Zülfü Livaneli yazdı Aslı’yla ilgili. Zülfü Livaneli çok güzel bir cümle kurdu. “Aslı gibi yazarları tutuklamak, bir ülkenin aslında kendi dilini kesmesidir” dedi. Bunun dışında özgürlükçü demokrasi gazetesinde Aslı’nın arkadaşları yazı nöbetini sürdürüyor. Tabii bir de Aslı’nın sıra arkadaşları var, Robert Kolejliler her Cumartesi 11.00-15.00 arasında çeşitli dönem mezunları geliyorlar, Aslı için nöbet tutuyorlar. Öğretmenleri geliyor, kütüphane memuru geliyor, nöbet tutuyor Aslı için, son olarak Boğaziçi’li arkadaşları bir mektup yazarak Aslı’nın yanında olduğunu açıkladı. Aslı’nın her dönemindeki arkadaşları Aslı’yı yalnız bırakmıyor. Robert Kolejliler, çocukluğunu geçirenler, Boğaziçililer ve edebiyat serüvenindeki yazar arkadaşları onun yanında ve bunun da dışında okur nöbetleri de var, ben bunu çok önemsiyorum. Dünyanın bütün meydanlarında Aslı’nın çeşitli dillerdeki kitapları okunuyor. Oğuz Atay’ın çok önemli bir sorusu var. “Ey okur, neredesin?” Hayatın çelişkisi okur Aslı için hapishaneye düştükten sonra ortaya çıktı ve şimdi dünyanın bütün meydanlarında, bütün dillerinde “biz buradayız” diyor Aslı’ya. Türkiye’deki dayanışmadan bahsediyoruz ama dünyadaki dayanışmayı, Aslı’ya Türkiye’deki aydın ve yazarlar sahip çıkmış durumda. Kültür ve sanatta bir merkez olan yer biliyorsunuz Fransa’dır. Fransa’da Petric Deville bir imza kampanyası başlattı. Bu imza kampanyasında dünyadaki bir çok yazar Aslı ile dayanışma içinde olduğunu açıkladı. Fransa’nın ardından Almanya’da bir yine imza toplanmaya başlandı ve orada da dayanışma açıklandı. İngiltere Pen bu konunun takipçisi ve İngiltere Pen, Türkiye PEN, Uluslararası PEN birlikte acil çağrı yaptılar Aslı Erdoğan için bu acil çağrılar çok az görülür, farklı yazar örgütlerinin ortak yaptığı acil çağrı yaptılar ve dahasını da söyleyeyim Uluslararası PEN başkan yardımcısı Eugene Shulgin Türkiye’ye geldi Aslı için, özgürlük nöbetine katıldı. Eugine’e bir mektubu var Aslı’nın, onu Eugine’e gönderiyorum. Diyor ki, “Eugine’i hep babam gibi gördüm, bunu kesinlikle ilet” dedi ve ben de bunu iletiyorum. Bunun dışında Galler, Almanya, Danimarka PEN yetkilileri de Türkiye’ye gelerek dayanışma gösterdiler. Danimarka onursal üyesidir Aslı Erdoğan. İsveç’te dayanışma gecesi düzenlendi ve o geceye Ragıp Zarakoğlu katıldı, ardından Köln’de Osman Okkan’ın moderatörlüğün de bir dayanışma gecesi düzenlendi şu anda İspanya ve İtalya çok hareketli ve okur nöbetlerine hazırlanıyor. İspanya konuyu Avrupa Parlamento’suna götürmeyi düşünüyor ve tabii ki Fransa halen devam ediyor, konu artık hükümet düzeyine çıkmak üzere Fransa’da ve son olarak bu tam duyulmadı ama Norveç PEN’in de onursal üyesidir Aslı Erdoğan. Bunun dışında son tutuklanmalarla birlikte Amerika’da ve Kanada’da hareketlenme oldu. Amerika’da ve Kanada’da da Türkiye’deki yazarlar ve Aslı Erdoğan için de büyük bir imza kampanyasıyla desteğini açıkladı. Amerika’da ve Kanada’daki ağırlıklı olarak Amerika’da ki aydınlardı.

    Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın tutuklanması kamu vicdanını yeteri kadar yaraladı mı? Bu tutuklamalar Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

     Aslı ve Necmiye’nin tutuklanması bence kamuda, halkta çok ciddi bir infiyal yarattığına ben inanıyorum. Halk yaralandı bu konuyla, bu tutuklamalarla ilgili. Bir de ben ifade özgürlüğü konularının sadece belli bir görüşe ait olduğuna inanmam. Partiler üstü bir bir konudur bu. Yani sadece mualif partileri yaralayacak bir konu olduğuna inanmıyorum aslında soldaki, sağdaki tüm partileri, tüm siyasi görüşleri yaralayacağına inanıyorum. Çünkü ifade özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz ve aslında şu anda bütün partiler de demokrasiyi tüzüklerinde kabul etmiş durumdalar. Bundan dolayı konuşan ya da konuşamayan, bir kısmı da bir korku ikliminden dolayı konuşamadığını, fakat Aslı ile Necmiye’nin tutukluluğundan hiç de mutlu olmadığına eminim. Çünkü, ifade özgürlüğü hep söylüyorum partiler üstü ve ideolojiler üstü bir konudur. Bundan dolayı biz özgürlük nöbetine çağrı yaparken partiler üstü olduğunu tekrarlıyoruz ve her partiden yetkililerin ve seçmenlerin özgürlük nöbetine katılabileceğine inanıyoruz. Yani, Bartın’daki manavı da yaralıyor, Diyarbakır’daki taksi şöförünü de yaraladı, İstanbul’daki akademisyeni de yaraladı. Konuşamayan ve bu duygusunu, hüznünü dile getiremeyen halkın da ben yaralandığını Aslı ve Necmiye’nin tutuklanmasını içine sindiremediğine inanıyorum ve bu hataların düzeltilebileceğine eminim. Çünkü kimsenin içine sinceğine inanmıyorum

    .DSC_0383

    Siz Aslı’yı iyi tanıyorsunuz, Aslı için barış, Kürtler neyi ifade ediyor?

     Bizim Aslı ile belki yakınlaşmamıza neden diye şu saydığınız iki meseledir, Barış ve Kürtler. Aslı ile edebiyat nedeniyle çalışıyoruz ama son dönemdeki bu konudaki çalışmalar, çabalar daha da yakınlaştırmıştı. Aslı’nın yaşamının merkezinde ötekiler vardı bu çok önemli. Aslı küçükken, çocukken kedi yavrularını alıp paltosunun içinde eve getiriyormuş, aslında bir çocuğun alıp ezilen olarak görüp, öteki olarak görüp onu iyileştirebileceğini düşünebileceği tek şey işte kedi yavruları, onu evine getirirmiş. Ondan sonra ilk gençlik yıllarında siyasi göçmenler bir meseleydi Türkiye’de, bir kampa kapatılmıştı. Aslı gitti o siyahi göçmenlerle konuştu. Aslı Robert Kolej mezunu, Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyordu aslında Aslı bizim CERN’deki ilk araştırmacılarımzdandı. Aslı Türkiye’ye gelip tezini sunacağı zaman hiçbir akademisyen Aslı’ya sınav yapamadı. Rusya’dan bir akademisyen gelip Aslı’yı sınav yaptı ama o dünyanın en iyi fizikçilerinden biri olmayı reddetti ve insan sesinin sözcülüğünü, edebiyatı seçti. Aslında burada bile ötekilerden yana tercihini koyduğunu görüyoruz. Ardından Aslı Erdoğan 90’ların sonunda hapishanelerin tektipleşmesi sırasında ölüm oruçlarında çaba gösterenlerin yanında yer aldı. 2010 yılında Aslı Erdoğan, Sait Faik Hikaye Armağanı’nı Yaşar Kemal’in elinden aldı, bu bir barış geleneğidir, edebiyattaki barış geleneğidir. Aslı Erdoğan edebiyatın işte bu sönmez yanardağının, barış geleneğinin günümüzdeki önemli temsilcilerinden biridir. Elbette ki Aslı Erdoğan barışı savunacaktır. Barışı savunurken de, ötekilerin yanında olurken de, Radikal gazetesindeki köşesinin adı Ötekilerdi. Aslı 19 yıllık bir gazeteci, köşe yazarıdır. O sırada da tabii ki de Kürt meselesi ile ilgili Aslı Erdoğan yazdı. Türkiye’deki ötekileri mesele edinip Kürt meselesini görmemek mümkün olabilir mi? Böyle bir şey mümkün değil yani bu riyakarlık olur, Aslı her zaman açık sözlü bir insandı ve Kürt meselesi son dönemde evet yazılarının odağını oluşturuyordu ama Aslı’nın dili barış dilidir, ötekileştirmeyi durdurmaya yarayan bir dildi. Biz biliyorsunuz ki “Kobani’ye koridor açılsın” diye bir eylemlilik gerçekleştirdik. Orada Aslı’nın bir konuşması vardı. Tam sınıra sıfır noktada konuşmuştu Aslı. Orada Aslı, toplumsal alanda da bireysel alanda da hiçbirini tercih etmezdi. “Ben sadece ülkeler arasında koridor istemiyorum, insanlık koridoru. Ben aynı zamanda insanlar arasında insanlık koridoru açılsın istiyorum”, hatta gazetecilere dönüp şöyle demişti, ben seninle benim aramda da koridor açılsın istiyorum.” Aslı ondan sonra barış akademisyenlerinin ifade özgürlüğüne müdahale ve saldırıların ardından barış için edebiyatçıların arasında imzacı olmuştu ve barış için edebiyatçılar adına bir konuşma yapmıştı. Burada Aslı şunu söylemişti: “biz sözcüklerle haşır neşiriz tabuta dönüşmüş bir sözcük var” demişti, “o sözcüğü gelin derin dondurucudan hepimiz, elbirliğiyle çıkaralım” demişti. O sözcük Barış idi. Aslı Erdoğan’ın barış konusu son dönemde hayatımın odağındaydı ama başka bir konu o kadar ötekileştirilmiş olsa Aslı o konuyu gündemine alırdı. Aslı’nın ötekilerle ilişkisi ideolojik değildi.

     

    Siz de sokaklarda, meydanlardasınız. Türkiye’de barış ve demokrasi için neler yapılabilir?

     Aslında o soruyu düşünmek yerine biz yapıyoruz. Bizzatihi diye düşünüyorum. Barış ve demokrasinin ben tavandan geleceğine inanmıyorum. Dikkat ederseniz barış için mali müşavirler kuruldu, barış için edebiyatçılar kuruldu, barış için taksi şöförleri kuruldu, barış için güvenlikçiler kuruldu, barış için siyasetçiler kuruldu. Tabii ki barış isteyen birçok siyasetçi var ama barış ve demokrasi talebinin ben tavandan geleceğini sanmıyorum. Birkaç parti, birkaç örgüt bir araya gelip Türkiye’ye barış ve demokrasiyi getireceğine inanmıyorum. Yine biz barış ve demokrasi talebini sokaklarda örmeliyiz, meydanlarda, sokaklarda örmemiz, halkla örmemiz gerekiyor. Bu da ne olacak? Ben büyük toplantılar, büyük meydan mitingleriyle geleceğine inanmıyorum. Biz sokağa çıkıp bir barış fotoğrafı sergilediğimizde, kurduğumuzda barışı getirmek adına çok büyük bir iş yapacağımıza inanıyorum veya bir duvarı barış duvarı diye beyaza boyadığımızda aynı duvarları barış duvarı diye Cizre’de beyaza boyandığında Kadıköy ve Cizre arasında bir köprü kurulacağına inanıyorum. Bence küçük insani çabalarla oluşabilecek. Hiç bir zaman tavandan, üstten barışın geleceğine inanmadım. Halkların birbirleriyle kuracağı küçük insani köprülerle barışın geleceğine inanıyorum. Aslında halklar arasında da barış köprülerinin halen çatışmaların olmasına rağmen olduğuna inanıyorum, sadece bunu biraz daha biz görünür kılmayı düşünüyoruz. İşte bu alanlar edebiyat ve sanat olacaktır. Tabii ki de gazeteciler, barış edebiyatçılığı halkın arasındaki insani köprüyü daha görünür kılmalıyız. Bununla demokrasinin halk düzeyinde yani bizimle geleceğini düşünüyorum. Bu konuda siyasetçilerden pek umutlu değilim ama bizler, halklar yani başaracağız bunu diye düşünüyorum. Halkların arkadaşlığı, dillerin arkadaşlığı ile bunu başaracağız diye düşünüyorum. Buraya anı defterleri getirdim, Necmiye için Ahmet Tulgar çok güzel bir şey yazmıştı, “Necmiye sadece halkların değil, dillerin de barışına inanırdı, Türkçe’nin de barışına inanırdı” diye. Bence halkların dillerin, barışın, tutuklu arkadaşlarımızın dik duruşuyla, dışarıdaki dayanışmayla ve halklar arasındaki küçük barış köprüleriyle gelecek barışa dair ümidim hiçbir zaman sönmedi ve dediğim gibi çok tavandan yana umudum yok ama “halklar kendi aralarında bu barışı sağlayacaktır” diye düşünüyorum.

     

    Çok teşekkür ederim.

     Ben teşekkür ederim.

     

     

     Aslı Erdoğan’ın Annesi Mine Aydost: “Bu dayanışmanın devam etmesini istiyorum tabii ki”

     Sevgili Ayşegül bize Aslı’yı anlattı, biz gidip bird e Aslı’nın annesiyle görüşelim, dedik. Aslı nasıl bir çocuktu, nasıl bir evlattı, neler yapıyordu?

     Aslı uslu bir çocuktu, çok güzel bir çocuktu, oyuncakları yoktu, oyuncakları kitaplardı, defterlerdi, onlara bakardı pek sorun olmadı çocukluğu çok rahat geçti, çok güzelcde yemek yerdi o zaman, her şeyi çok iyiydi.

    Yani usluydu diyorsunuz…

     Çok usluydu, çok sorunsuzdu. Bir kitap verirdim, bir defter verirdim onların sayfalarını çevirirdi 2 yaşındayken, onlarla oynardı.

    Eğitimi nasıl geçti?

     Küçükken dediğim gibi kitaplarla oynadı, sonra büyüyünce de eğitimi tabii çok iyi oldu. Çok çalışkan, çalışkan demeyeyim de çok zeki bir çocuktu. Zaten İQ sunun çok yüksek olduğunu ilk defa yuvada söylediler. Sonra ilkokul öğretmeni “Aslı’yı bu okuldan alın da hani başka bir okula verin, ileri zekalıların olduğu bir okula verin” dedi.

    -Verdiniz mi?

     Hayır yapamadık onu. Çünkü ben çalışıyordum, babası askerdeydi yani olmadı, normal okula gitti. İlkokulu bitirdikten sonra kolej imtihanlarına soktum ve hepsinde en baştaydı. O zaman ayrı ayrı giriyorlardı. Yani 10 tane 15 tanesine girdiyse hepsinin en başındaydı hatta bir Türkiye birinciliği var, çok iyiydi. Sonra da aynı şekilde sorunsuz oldu.

    Şimdi o iyi insan cezaevinde. Cezaevinden size nasıl mesajlar gönderiyor?

     Mesajlar, tabii insan olduğumuz için bazı ihtiyaçlarımız var. O da ihtiyaçlarını, öncelikle ben soruyorum ve o da cevabını veriyor. Kitap sokamıyoruz, benim gönderdiğim kitap gitmedi ama cezaevinde zaten bir kütüphane varmış. Ondan çok memnun Aslı. İşte tabii sevgilerimizi gönderiyoruz birbirimize.

    -Peki Aslı’nın cezaevinde oluşu sizi nasıl etkiliyor?

     Elbette etkiledi, hayatım değişti. Ben çok sakin yaşıyordum, yazlıktaydım. 6 ay Altınoluk’ta oturuyoruz. Çok ağır geçiyordu, böyle hiçbir şey yapmadan, yani çok sakin, huzurlu bir hayatım vardı. Birden bire bir telefonla değişti tabii.

    -Görüşme imkanınız oluyor mu?

     Görüşme imkanımız oluyor tabii. Haftada bir görüşüyoruz hatta bir de şimdi telefon imkanım oldu. Haftada bir veyahut 15 günde bir, daha bilemiyorum, ilk defa daha dün telefonla konuştum, telefon imkanı doğdu. İlk açık görüşümü yaptım bayramda, ondan önce kapalıydı yani bir camın arkasından görüyordum kızımı, dokunmam imkansızdı, telefonla görüşüyorduk camların ardından. 40-45 dakika görüşüyoruz, açık görüşte aynı şekilde 40-45 dakika konuşuyoruz.

    Peki bizim aracılığımızla kamuoyuna seslenmek ister misiniz? 

    Evet tabii ki de. Kızımın davası son derece insanlık dışı, hukuk dışı. Hiç olmadık bir şeyden bu kadar ağır yargılanıyor ve hüküm isteniyor. Ben bunu anlayamıyorum. Aslı’nın durumu yani davası bir yerde demokrasi davasına dönüştü yani ne bileyim Aslı özgürlüğün sesi oldu. Bir insan hakları savunucusu olarak herkesin dikkatini çekti, tabii şimdi bu davada da nasıl anlatayım bilemiyorum ama burada düşünce ve bunu beyan etme ve ifade özgürlüğü sınanıyor, bence yani bu dava olumsuz sonuçlanırsa bunu düşünmüyorum tabii ki de Türkiye’nin demokrasisi sorgulanmış olacak yani düşünce ve ifade özgürlüğü yok ise demokrasi de yoktur, bu şekilde bakıyorum olaya ben yani son derecede akıl dışı görüyorum böyle bir davayı. Benim kızım devamlı barışı savunurken şiddetle adı anılan bir örgütün propagandasını yapmaktan suçlanıyor ki bu son derece akıl dışı ve kimse de buna inanmıyor, ne Türkiye’de ne de Türkiye’nin dışında uluslararası ortamda. Ben bu davayı hukuk dışı olarak görüyorum.

    İnsan hakları derneklerine, sivil toplum kuruluşlarına bir çağrınız olacak mı dayanışma aracılığı ile? 

    Tabii ki de dayanışma istiyorum ve yapıyorlar da, ellerinden geleni herkes yapıyor. Hem Türkiye’de yurdumuzda hem de yurtdışında. Dayanışma çok önemli, devamlı bu dayanışmanın gündemde tutulması da önemli ve  bu da devam ediyor, aynı şiddetiyle devam ediyor, hiç bir eksiği olmadan çok büyük bir dayanışma görüyorum. Herkese çok teşekkür ederim.

    Benim unuttuğum veya eklemek istediğiniz bir şey var mı?

     Bu dayanışmanın devam etmesini istiyorum tabii ki. Kızımın serbest kalacağına eminim o zamana kadar böyle bir dayanışma bizim için çok önemli. Dediğim gibi bu dayanışmayı sürdürenlere de çok teşekkür ediyorum. Aslı hep minnet ile anıyor onları.

    Biz de size çok teşekkür ederiz Aslı’nın annesi olduğunuz için, böyle güzel bir evlat yetiştirdiğiniz için, onunla gurur duyun lütfen. 

    Tabii ki onunla hep gurur duydum, hep de duyacağım.

    DSC_0376

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları