• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Aydınlanmayan Tahammülsüzlük

    Yaşadığımız yüzyılda Müslümanların daha çok aydınlanmaya ihtiyacı var. Çünkü Aydınlanmanın etkisine tepki gösteren Müslümanlık eklektik bir dünya görüşünde ısrar ediyor.
    Müslümanlar için mülkiyet eşitsizliği, Tanrı’nın bazı insanları ‘sınamak’ için fakir yarattığına vurgu yapılarak anlatılır. Böylece, yoksul insanların hak arama, başkaldırma, sorgulama vb. davranış bütünlüğünün önüne geçilmiş olunur. Fakire kanaatkâr olması öğretilir, zira bu dünyada çektiği acının mükâfatı olarak öbür dünyada cennet vaat edilir.

    AKP zihniyetinin en çok öne çıkardığı konu din değil mi? Peki dini söylemler arkasında mala mülke sahip olanlar kimlerdir? Din adına ‘tavan’ yapılan şey mülkiyet değil mi? Bunlarla aynı çatı altında namaz kılanlar hiç bu durumu sorguluyorlar mı?

    Herkes merak ediyor nasıl bir hırsızlığın, haksızlığın, ahlaksızlığın, kötülüğün, tahammülsüzlüğün ve caniliğin dönemine geldik diye…
    Her gün bir şehirde çocuk tecavüzleri ve istismarları ortaya çıkarken günümüz “Şeyhülislam”ları, “bize komplo kurdular” diyerek bu olayları ortaya çıkaranları suçladılar. AKP’nin gönüllü saldırgan polisleri tecavüz olaylarını protesto eden öğrencilere saldırıyorlar. Ensar vakfı başkanı “mağdur”muş. Dünya’mızda ve özellikle ülkemizde ‘bir kereden bir şey olmaz’mış. Aynı kültürde harem ‘kadını topluma hazırlamak için’miş…
    Dinci tipler, Avrupa’da bile, Ramazan ayında sokakta yemek yiyene, sigara içene müdahale ediyor, “Sen ne biçim Müslüman’sın, utanmıyor musun Ramazan ayında yemek yiyorsun” diye hesap soruyorlar. Avrupalı kadınlara giyimlerinden ve kültürlerinden dolayı her türlü hakareti yapıyorlar. Kiliseleri yarasa evleri olarak görüyorlar. Yıllarca Avrupa’da yaşıyor ama hala Avrupalıya “gâvur” demeyi gururla sürdürüyorlar. Çıkarları için Avrupa’da sosyal demokrat partilere üye olurlar, sosyal demokrat partilerden belediye meclisi üyesi seçilirler, milletvekili adayı bile olurlar. Ama gidip Türkiye’de ki seçimlerde AKP’ye oy verirler. 
    İnançlarla oynayanlar, inançları menfaatleri için kullananlar iyi insandır diyebilir miyiz? 
    Çıkarcı bakış, İslam aydınlanmasının önünde en büyük engeldir. Bu bakış açısı Müslüman’ın aydınlamasını zora sokuyor. Dünyayı etkileyen, bu olumsuz düşünce, Müslüman ülkelerinde dincilerin sayısını artırıyor. Avrupa ülkelerine korku salıyor. Avrupa’da aydınlanma sonucu kiliseler birer kültür evi haline geldi. Avrupalılar arasında dincilik azalırken, İslam ülkelerinde dinci kindarlığa sarılınıyor. Avrupa ülkelerinde kilise ve katedralleri, ibadete gelen cemaatten ziyade, mimari özelliklerini görmeye gelen ziyaretçiler dolduruyor. Bizde ise camilerde kin ve nefretin propagandası yapılıyor. Türkiye’de yeni okullara ihtiyaç varken habire yeni camiler yapılıyor, onca imam hatip lisesine rağmen yeni yeni kur’an kursları açılıyor. Aydınlanma karşıtı olan bu dinciler, yeni bir şiddet kültürü geliştirdi. İslam coğrafyasında tarikat ve cemaatler, savaşı öyle bir noktaya taşıdılar ki, birbirlerinin camilerini bile havaya uçuruyorlar. Beyinlerini yıkadıkları gençlerden canlı bombalar yarattılar.

    İslam dünyası birçok bilim adamı yetiştirmesine rağmen, seküler dünya görüşü İslam topraklarında bir türlü yerleşemedi. Fıkıhçılar, kelamcılar ve hadisçiler İslam aydınlanmasının önüne set çektiler. Bu durum dünyanın gelişimine “tahammül” edemeyen Müslüman tipini ortaya çıkarttı. AKP döneminde türeyen “Şeyhülislam”ların sözleri din adına birer kanun oluyor. AKP’nin “gönüllü din polisleri”, her şeye müdahale ediyorlar. İşler diledikleri gibi gitmediğinde sopaya, tekme-tokata, yumruğa, tomaya, biber gazına başvuruyorlar.

    Paris’de, Brüksel’de, Ankara’da, Taksim’de patlayan canlı bombalar İslam’a nefret kazandırmıyor mu? Anlaşılan o ki, çoğunluk“susma sustukça sana gelecek” uyarısını ya hiç duymamış, ya da duymuş ama anlamını kavramamış.

    Bilemiyorum, bu suskunluğun mutlaka bir nedeni olmalı diye düşünüyorum.
    Belki de bir gün sıranın kendilerine geleceğine inanmıyorlardır… 

    Tahammülsüzler, hayatımızın her noktasına müdahale ediyorlar. Bizi sokağa çıkamaz, alışveriş yapamaz, seyahat edemez hale getirdiler. Onlar sinmemizi, ses çıkarmamamızı, boyun eğmemizi istiyorlar. Direnmeden, insan onurunu göstermeden çekip gitmek nerede görülmüştür? İnsan olmanın erdemi, savaşa karşı barışta ısrar etmek değil midir?

    Emekçilere çok iş düşüyor. Milliyetçilerin ve dincilerin arasında barışı ve emeği savunmak çok zor olsa da…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları