Yarı ölüm sayılır, karanlık
O yüzden
Sırf o yüzden
Aydınlık gerek bana
Doyasıya yaşamak ve gülmek adına
Artık ağzım dilim olmasa da
Girersem bir gün o kurumuş toprağa
Üç yapraklı yonca
Ya da bir tutam rezene kadar salkım saçak
Hani az tatmadığım zindan karanlığında
Velev ki sorguda gözlerim bağlı
Zaten ölüm her ânım
Ne çıkarı olur ki sağ olmanın
Birikmişse karınca yuvasındaki toprak kadar
Dışarıdaki sevgilinin özlemi
Kokusu savrulan dağ kekiği
Sevgilinin boynundaki sarı eşarba benzer
Nazla salınan papatya olup
Yaşamak isterim bir dağın yamacında
Gözlerimi kapatmayın!
Vurun beni zincire!
Atın en dar hücreye!
Tepede varsa aydınlık bir pencere
Değiyorsa demirine neşeli bir serçenin kanadı
Bir kara böcek geliyorsa göz ucuna yârenliğe
Dayanırım susuzluğa, kaba dayağa
Eğer vuracaksanız beni; alnımın çatından
Ya da direnen göğsümden
Gözüm henüz sizi görüyorken
Kırmızı bir güneş üzgün batarken
Ufkunda Ege’nin
Gözüm henüz güzeli ve çirkini fark ediyorken
Vurun!
Kulağımda rüzgârın ve ceviz yaprağının hışırtısı
Hayalimde sevgilinin güzel gözleri
Vurun beni alnımın çatından
Ölmeyeyim yeter ki bir başıma
Gözüm açık
Bilmeden karanlığı
Bilmeden ölümü
Bilmeden, karanlığı,
Bilmeden, ölümü
Gitmek güzeldir
Toprağın çatlağına…
İstanbul,03 Ekim 2011
Bedros Dağlıyan







