• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Ayşegül Terzi” Davası
    “Ayşegül Terzi” Davası
    13 Eylül 2017 10:06
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    İnsan hakları ihlallerinde , devletlere getirilmiş uluslararası yükümlülükler arasında faillere etkin şekilde cezalandırma da var. Türkiye’de yaygın cezasızlık politikası/kültürüyle ihlallerin etkin bir şekilde soruşturulmadığı, kovuşturulmadığı, yaptırıma uğramadığı topraklarımızda hepimize potansiyel mağduruz.
    Cezasızlık politikası, hak arama yollarına başvurulmamasına veya sürecin yarıda kesilmesine neden olmakta. Hak aramanın önünün kesilmesi kamuoyunda, sürekli beslenen “adaletsizlik” sarmalına bir ilmek daha atmaktadır. Türkiye halklarında artan yargıya güvensizlik insanlar arasında sıkışmışlık ve çaresizlik hissi ile birlikte öfke yaratıyor.
    Sanığın ikinci tahliye kararından sonra, ” Ne diyebilirim ki? Türkiye’de adalet bu kadar. Düşünebileceğim hiçbir şey yok. Bu ülkede kadın olmak böyle bir şey. Benim ölmemi bekliyorlar.” diyen Ayşegül Terzi hakkında karar ancak 6. duruşmada çıktı. Hatırlarsanız, İstanbul Çekmeköy de belediye otobüsünde hemşire Ayşegül Terzi şort giydiği için tekme atmıştı.
    Saldırgan, Abdullah Çakıroğlu, “inanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “kasten yaralama” ve “hakaret” suçlarından toplamda 9 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davada mahkeme kararını 3 yıl 10 ay hapis cezasını olarak verdi.
    İki kere serbest bırakılan saldırgan kamuoyunun ve sivil toplum örgütleri tarafından yapılan baskı ile bu karar ancak alınabiliyor. Üstelik baştan sağma koruma kararları verilmişti! Duruşmada söz alan sanık, ” Kadın müstehcendi”, “Bana göz işareti yaptı, hangi anlamda yaptığını bilmiyorum” gibi ifadeler kullanmıştı. Sanık ayrıca, “Son sözünde, “Ayıptır diye söylemeyecektim ama otururken iç çamaşırı görünüyordu. Devletimizin kırmızı çizgisini bilmek istiyorum. Burası Türkiye ve burası bir İslam ülkesi. Zaten gayrimüslim oldukları anlaşılmıştır. Beni tahrik ettiler. İlaçları alamamanın etkisi de vardır” diyen sanık yaptıklarını söyledikleriyle meşru kılmaya çalışıyor. Bu ifadeler toplumda bu gibi davaların zaten cezasız kalacağı şeklinde failin cesaretlendirilmesinin bir sonucudur. Ancak verilen karar, iyi hal ve haksız tahrik gibi indirimler uygulanmaksızın asgari bir ceza. Emsal niteliğinde olan bu ceza, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın kaldırılması, kadınlar ve erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik eden bir karar. Uygulanan yaptırım, İstanbul Sözleşmesi’ne göre verilmiştir. İstanbul sözleşmesi yani, Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Sözleşmesi. 1 Ağustos 2014 yürürlüğe giren anlaşma uluslararası hukukta kadına yönelik şiddet konusunda yaptırım gücü olan ilk sözleşme niteliğinde. Kadına şiddetle mücadele alanında amacı devletin kurumsal mekanizmalarını zorunlu aktif hale getirmek. Kadına yönelik şiddetin, ” kadın ve erkek arasında ve fiili eşitliğin gerçekleşmesi” ile önlenebileceğini vurguluyor. Bu düzenleme, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca artık Türkiye iç hukukun bir parçası. Dolayısıyla, yürürlükteki yasalarla sözleşme hükümleri arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda sözleşme kuralları uygulanır. Özellikle haksız tahrik maddesinin yorumuna sözleşmedeki (md.42) yeni kriterlerin uygulanması dolayısıyla bu emsal karar verilmiştir. Sözleşme kapsamında herhangi bir şiddet eyleminin gerçekleşmesini müteakiben başlatılan cezai işlemlerde sözde kültür, gelenek, din ve görenek gibi bu eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilememesini sağlamak üzere gereken hukuki ve diğer tedbirleri almak uluslararası bir yükümlülük kapsamında. Şort giyindiği için meşrulaştırılmaya çalışılan, kadına yönelik şiddetin fiziksel şiddeti aşıp psikolojik şiddetin vuku bulduğu bu olayda mahkemenin verdiği karar umut yeşertici. Hâkimlerin siyasi eğilimleri, devlet politikalarıyla eş değer olan kişiliklerinin hukuk bilgilerini yenmemeleri dileğiyle.


    Yorumlar



    İlgili Haberler