• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    BAHAR BAYRAMI

    Babamın hayatında tek meşgalesi pullardı. O tekdüze adam pul kataloglarını eline aldığında hayata farklı bakardı. Oysa çok gazete okuduğunu söyleyemem; şöyle başlıklara bakar bırakırdı. Bulmaca çözmesini severdi, ama. Annem de… Tamiratı, daha doğrusu bozulan bir şeyi yeniden çalışır duruma getirmeyi de severdi. Pullarına bir çocuğun annesine baktığı bakışla, sevgiyle, ihtimamla yanaşır; onları pamuklarda saklardı, sanki…

    Pulları tek tek özenle bölümlere ayırır; damgalı ya da damgasız olmasına, ilk baskı olmasına, sınırlı sayıda basılmasına çok dikkat eder; onu meraklı gözlerle, izleyen bana da sıkılmadan anlatırdı. Türk pullarını da ayırmıştı. Cumhuriyet öncesi Arap harfleriyle basılan pullar, Cumhuriyet sonrası Arap harfli basılanlar ve Latin harfli pullar, Osmanlı pulları… Zarflar…

    Neredeyse her ülkenin pulu vardı. Hepsini iyi tanır, Filateli derneğiyle de devamlı görüşür veya mektuplaşırdı. Zaman zaman takas ederdi pulları; saatler içinde gider gelir pullara bakardı. O arayıp bulamadığı pulu bulduğunda çocuk gibi nasıl da sevinirdi. Babam iyi bir filatelistti. Toplar, biriktirir ve araştırırdı. Kitap okuduğunu fazla bilmem ama çokça dergi alır ve okur, okuturdu.

    Merakımı bildiğinden sorduğum pulları birer birer anlatır. Tarihini, neden, kimin adına çıkarıldığını sabırla aktarırken bazen yanı başında uyuya kalırdım.

    Okumayı yenice sökmüştüm. Bir pulun üzerindeki fotoğrafa bakıp üzerini okuduğumda… Bahar Bayramı! Üstelik birkaç yıl üst üste basılmış pullardı. Pulun üzerindeki kızın Keriman Halis olduğunu söyledi. İlk güzellik kraliçemiz ve Dünya güzelimizmiş. Bir de bahar dalları, çiçekli pullar elbette. Şu anıyı yazarken dahi usuma geliyor o gülen gözlü güzel kadın…

    “Baba, baharın bayramı diye dedem bana başka bir gün olduğundan bahsetmişti; hatta geçen Mart ayında yandaki boş arsada ateş yakıp eğlenmiştik. Adı da şey; hah tamam Newroz’du. Üstelik o gün gündüz ve gece de eşitlenmiş oluyormuş” diye bilmiş bilmiş konuştum.

    Babam, başımı okşayıp “Aferin benim oğlum nasıl da bilirmiş” deyip güldü sonra da “Ben sana bunu anlatamam. Büyüyünce sen kendin zaten öğrenirsin” Hayal kırıklığına uğramıştım.

    Sonra dayanamadım tabi ki anneme sordum. O da bir güzel anlattı. Anlattı anlatmasına ya ben yine anlamamıştım ki… Gerçekten Bahar Bayramı Newrozsa, devletimiz aynı adla ikinci bir baharı ne diye kutluyordu.  O gün bütün okulun yanımızda öğretmenlerimiz ve bazı veliler varken yürüyerek Sivas fidanlığına pikniğe gitmemizi hatırlıyorum. Ben annemden bir şeyler öğrendim ya illa öğretmene ve diğer arkadaşlarıma satacağım. Oysa annem, sıkı sıkı tembih etmiş kimseye söyleme diye…

    Çıktım öğretmenim Uğur’un karşısına aniden sordum. Öyle pat diye üstelik. Öğretmenim önce şaşırdı sonara da kızarıp bozardı. Kimseler duydu mu diye de etrafına baktı. Kim söyledi bunu sana?” Annem, dedim.  Evimizi bilen Uğur öğretmen ertesi gün gelip annemle konuştu. Bir daha bu konu açılmayacak dendi ve ben bir daha konuşmadım. Ta ki ortaokula gelinceye dek… O zamana dek  unutup gitmiştim.

    İstanbul Üsküdar’da yatılı okulda okuyorum. O yıl ortaokula başlamışım.1968–1969 öğretim yılındayız.  1 Mayıs hafta sonu izninde olmalıyım, Taksim Bahçesinde top oynuyoruz. Birden birçok gencin bahçede toplanıp slogan attığını gördüm. Üstelik birçok tulumlu işçi de var aralarında.

    “Yaşasın 1 Mayıs” İşçinin emekçinin bayramı kutlu olsun” Birden annemin anlattıkları geldi usuma. Koşarak o abilerden birinin yanına gidip bayramı ve neden toplandıklarını sordum. Anlattı ve bu kez anladım.

    “İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü

    Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı. Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz–21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi. Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı.”

    Türkiye’de ise ilk kez 1921, 1922 ve 1923 yılında kutlanmasına karşın sonraları 27 Mayıs 1935’de yasaklanarak ismi bile değiştirilmişti. Böylelikle adı Bahar Bayramı olmuş ve tatil ilan edilmişti.. Şimdi neden değiştirildiğini anlayabiliyordum. Elli yıl aradan sonra 1975’de bir gazinoda sonra da 1976 yılında Taksim Meydanında geniş katılımlı kutlamalar yapılmıştı. 1977 1 Mayıs Mitinginde ise olanları birçok sır barındırmasına karşın şimdi hepimiz biliyoruz. Tam 37 can bu meydanlarda hayatını emek ve dayanışma adına yitirmişti. Peki, 2008’de resmi olarak 1Mayıs Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanan 1 Mayıs 2009’da da resmi tatil oldu ve ilk kez 1910 yılında olmak üzere 3 yıl üst üste Taksim Meydanı’nda kutlandı.  Daha sonra Taksim’de bir daha bayram kutlanmadı.

    Kutlanması umuduyla bugün de meydanlardayız…

    bedros yazı görsel


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları