• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Barış Vesilesi

    Üç ay önce Karadeniz turuna gittiğimde, Trabzon Hamsiköy’de bir sütlaççının masalarına iliştirilmiş peçeteleri gördüğüm an, benim de orada birkaç cümleyle de olsa bir sevgi bağını anımsatan hatırayı bırakmam gerektiğini hissettim.

    Masadaki her kâğıt parçasına akıtılmış mürekkep, beni insanlar arasındaki sevgi bağının olabildiğince genişliğine ve tutkusuna tanık ediyordu. Ülkenin ve hatta dünyanın çeşitli yerlerinden gelen insanların bıraktıkları bu hatıralara göz atarken bu sevgi bağının en masumane kısmına denk geldiğim için gururluydum.

    Son zamanlarda özellikle içinde bulunduğumuz savaş halinin, sıradan insanlar tarafından bile yüksek sesle dile getirilmesinde beis görülmemesi, ülkemizde sevginin bittiğini, yerine öfke ve nefret duvarlarının örüldüğü bir modern Türkiye’ye tanık oluyorduk.

    Masalardaki o küçük kâğıt parçaları, bu nefret ve öfke duvarının arasından beliren güneş sızıntısı gibi içimi ısıtmıştı.

    “Biz’ler” her zaman bu ülkeye karşı platonik aşk besleyen, günü geldiğinde seven, günü geldiğinde öfkesiyle can çekişen birer öteki olarak; en zor anlarda karşımıza çıkan ve umudun hiç bitmemesi gerektiğine inandıran bu küçük nüanslara tutkuyla yaklaşmıştık.

    Geçtiğimiz yıl meclisteki bir grup toplantısına denk geldim internette gezinirken, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın. Bayram üstü o umut dolu açıklamalarını dinlerken yine kendimi Hamsiköy’de yaşadığım ruh halinde buldum. Ne zaman umutsuzluğa kapılsak, darda olsak, susuz bir çölde vaha gibi bizi hayata bağlayan bir konuşma yapmış Demirtaş.

    Her zamanki gibi yine hukuk ve demokrasi diyordu, kayıplarımızı celladın yüzüne vururcasına bir bir ekrana yansıtıyordu. Yıkılan şehirlerimizi, göçe zorlanan insanlarımızı ve Ceylan’ın gözlerini gösterirken “platonik aşk” besleyen bir toplumun röntgenini yorumlayan cerrahtı.

    Platon’un Peloponez savaşı sırasında savaş ile devlet arasındaki gözlemleriyle “Devlet” eserini yaratıp, platonik aşk deyimini ortaya atması da bugün Biz’lerin yaşadıklarıyla eş değer ölçüde diyebiliriz. Retorik olarak günümüz şartlarına uymasa da, Demirtaş tıpkı Platon gibi olamayacak kadar ideal bir devletin tarifini vermektedir.

    Devlet sadece ve sadece vatandaşlarının çıkarları için var olmalıdır der Platon. Hatta o kadar ileriye gider ki, devleti yönetenlerin filozof olması gerektiğini bile söyler. Gerçekleşmesi mümkün olmayan, ama gerçekleşse ne kadar da güzel olur denilen arzulara tercüman olan “Platonik” deyimini oluşturmuştur. “Platonik aşk” demekle, üremeye yönlendiren, üreme kurgulu “doğal-tanrısal” aşk değil, aslında ideal aşk ifade edilmektedir. Şimdilik bu konuyu burada kapatarak, bir başka yazıda Platon’un Devlet eserini daha ayrıntılı ve detaylı işleyebiliriz.

    Acının, katliamın, öfkenin resimlerini gösterirken Demirtaş, tıpkı Platon gibi bu topraklarda olmayacak bir düzenin idealini anlatıyordu. Biz’ler için, en az altı milyon için huzurun ve birlikte yaşamın teminatıydı anlattıkları. Demokrasi olmazsa, hukuk olmazsa “kandırıldık” savunmasının daha çok canlar yakacağını ifade ediyordu. Ve her ne olursa olsun bu ülkeden vazgeçmeyeceğimizi, yaşamın normlarına en istikşafı seviyeye getirmek için mücadele edeceğimizi fısıldıyordu.

    Bize düşen, her alanda üreterek, yılmadan ve usanmadan mücadeleye devam etmektir. Ceylan’ın gözlerine, Ali İsmail’in gülüşüne, Cizre bodrumlarında yanan insanların anısına en büyük saygı mücadele olacaktır…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları