• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Barışı nerede kaybetmiştik” dememek için…

    Karabasan günlerinden geçiyoruz. 30 yıllık kirli bir savaşın acı deneyimlerinden sonra gelinen nokta burası olmamalıydı. Bu coğrafyada Kürdün tarihi hep aynı cümlelerle yazılıyor. Onlara düşen hep yok sayılma, ölüm ve direniş…
    Erdoğan’ın deyimiyle ‘Ustalık’ dönemine giren AKP, Osmanlı devletini yeniden kurmaya azmetmişken, çıraklık ve kalfalık dönemine dair demokrasi nutuklarından bir katre kalmadı bugünlere… Meğer iktidar rahlesinde diktatoryal bir sistem nasıl inşa edilirmiş, onun ihtisasını yapmışlar 13 yıl…
    Hep söyledik, Türkiye köklü bir demokratik hamleyle yapısal sorunlarını çözüp Ortadoğu’da Kürtlerle birlikte yoluna devam etseydi, belki tarihin en ileri demokratik uygarlık modelinin, Demokratik Ortadoğu projesinin mimarı olabilirdi. Ama iktidar sahiplerinin ne oufku, ne o demokratik hevesi, ne de o kültürel altyapısı var. Birden iktidar oldular, kendilerini içinde buldukları devlet ihtişamı içinde birden sarhoş olup hülyalara daldılar.
    Bu demokrasi olamamış demokraside iktidarı kim ele geçirse, ilk yaptığı iş kendinden önceki örnekleri taklit edip o rolü biraz daha ileri taşımak. AKP’nin de ufku, 2. Abdülhamit istibdadını aşamıyor işte… Fakat 2. Abdülhamit devletlerarası dengeleri iyi okuyan, politika satrancında usta, realist bir adamdı. O yüzden çoktan ölüm yatağına düşmüş Osmanlı’yı 30 yıl daha yaşatmayı başardı. Şimdikilerin, akıllarıdumur etmiş kibirli tutkuları, hırsları ve gaddarlıklarından başka pek bir şeyleri yok. Mehter marşı eşliğinde önlerine bakmadan iki ileri bir geri adımlarla, kendine hayal gemilerini Ortadoğu’nun kan gölünde yüzdürmeye çalışıyorlar.
    Bunun Enver Paşa macerasından daha acemi bir heves olduğunu kim anlatacak bu Divan-ı Hümayuna?! Sanıyorlar ki, Kürtlerin öz yönetim talepleri yok saymakla, Kürt ilçelerini toplarla tanklarla harabeye çevirmekle, Kürdün havada uçan kuşuna ateş etmekle Kürt sorununu çözer, MHP’den üç beş vekil devşirip başkanlık sisteminin kapısını aralarız.
    Kuralsızca sürdürülen savaş belki milliyetçileri AKP etrafında kümelendirir, böylece başkanlık sistemine bir adım daha yaklaşabilirsiniz evet, ama o kadarla kalırsınız. Bu kuralsız şiddet yoluyla ne Kürt sorununu çözülür, ne halkın demokrasi ve barış taleplerini susturulur ne de bu demokratik kamuoyu bu ceberrut anlayış karşısında hizaya girer.
    Bunun mümkün olmayacağı, şu üç beş aylık kısa süre içinde ortaya çıkmadı mı zaten? Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de, Dargeçit’te, Sur’da, Silvan’da haftalarca sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz. Koca koca ilçeler üç beş haftada harabeye döndü. İnsanlar cenazelerini günlerce sokaklardan alamadılar. O Kürtleri aç biilaç bodrumlara hapsettiniz. “Analar ağlamasın” diye çıktığınız yolda geldiğindiniz nokta, hamile anaların kurşunlaması oldu. Bugüne kadar yüz yirminin üzerinde kadın, çocuk, genç insan sırf sokağa çıktığı için katledildi. Her gün yenileri ekleniyor onlara. Ne oldu? Kürt meselesi çözüldü mü şimdi? Cizre’yi, Nusaybin’i, Silopi’yi, Dargeçit’i haritadan silinse bile bu sorun sizin anladığınız dilden çözülür mü, Kürtler bunca şeyden sonra Türklüğe yeniden razı olur mu sanıyorsunuz?
    Farkında değiller, kendilerine yeni bir Filistin yaratıyorlar. Şimdi “90’lara mı dönüyoruz” tartışması yapılıyor. Daha beter bir şey yaşıyoruz ama yavaş yavaş ateşe alıştırılarak kaynatılan kurbağalar gibi alıştırılıyoruz kendi yıkımımıza. En kötüsü de ülkenin doğusunda ilçeler yerle bir edilirken batının ürkütücü sessizliği… Nerede kaldı daha geçen yıl barış sürecine destek veren yüzde70’lik halk iradesi, Nerede “Bu devlet bize bunları yapıyorsa 30 yıldır Kürtlere neler yapmamıştır” diyen ey Gezi. Sitemle bir halk uyanır mı bilmiyorum amamevzunun vicdan kapısına dayandığını iyi biliyorum. Bu kadar mı dondu kanımız. Bölünmek budur işte, sağ elin vurduğunu sol elin görmemesidir. 30 yıllık savaş süreci bu ruhsal kopuşu gerçekleştiremedi ve bugün Kürtlerin önemli bir kısmı da barıştan umudu kesmiş bir ruh haliyle ilk kez birlikte yaşamayı böyle gür sesli sorguluyor.
    Bu eşik bölünme eşiğidir a dostlar. Yarın bu ateş, batıyı da sarıp geri dönülemez bir ufka erdiğimizde “biz barışı ne zaman kaybetmiştik” dememek için bugün bir şeyler yapmalı. Son gemi kalkıyor çünkü…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları