• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Belediyeleri dizay eden seçimi de eder

    Cumhurbaşkanı’nın AKP’li belediyelerden bazılarından istifa etmesini istemesi, çok kouşuldu, hala konuşuluyor. Büyükşehir belediyeleri arasında ilk teslim bayrağını çeken Türkiye’nin en büyük metropolü İstanbul’un belediye başkanı Kadir Topbaş oldu. Nispeten sitemkar denebilecek bir açıklama ile istifasını verdi.

    Erdoğan’a direnen Melih Gökçek oldu. Erdoğan’ın istediği zamanda istifa etmedi, kendi belirlediği bir zamanda istifa edeceğini açıkladı. İlk etapta ad vermeden bazı belediye başkanlarının istifasını istediğini ima eden Erdoğan, Gökçek bunu geciktirdikçe daha açık konuşmaya ve nihayetinde ad vererek bunu yapmaya başladı. Kapalı ortamlardaki açıklamasında “İstifa etmezse bedeli ağır olur” diyen Erdoğan, kamuya açık konuşmalarında bu tonda konuşmasa bile görünen o bazı belediyelerin istediği zamanda istifa etmemesi onu da, elbet diğer siyasal aktörleri ve kamuyu da düşündürdü.

    Herşeyi ve herkesi yöneten, neredeyse en küçük ilçe örgütünün yönetimini atayacak kadar partiye hakim olan biri hele 15 Temmuz’dan sonra elde ettiği olanaklara rağmen nasıl olur da bir belediye başkanının istifasını sağlayamaz?

    İstifaların Erdoğan’ın istediği zamanda verilmemesinin nedeni, görünen o ki bu sürecin kamudan gizli yürütülen diplomasisindeki pazarlıktan kaynaklanmaktadır. Bu pazarlığın altında neler olduğunu somut delillere bağlı olarak ortaya koymak mümkün olmayabilir. Siyasi pazarlık mıdır? Bir hesap kitap işi midir? Her ikisi de var mıdır? Bilemeyiz. Ancak bir pazarlık olduğunu ve Erdoğan’ın da bu sürecin kendisi ve AKP aleyhine dönmemesi için racon kesmek yerine pazarlığı tercih ettiği rahatlıkla söylenebilir.

    Tüm bu hesaplar hiç kuşku yok bir seçim hazırlığına da delalettir. Erdoğan, 16 Nisan referandumu sonuçlarını da hesaba katarak kendince bir ön hazırlık ve buna bağlı olarak parti içi temizlik yapıyor. Bir yandan il ve ilçe örgütlerini yeniden dizayn ediyor, bir yandan ise yerel yönetimleri kendi hesaplarına uygun bir biçimde yeniden yapılandırıyor. Bu yapılandırmada Türkiye’nin değil, Erdoğan iktidarının çıkarlarıdır söz konusu olan. Öyle ki her ne olursa olsun kendini iktidarı kaybetmemek üzere programlamış bir AKP ile  onun lideri var. Çünkü iktidarın kaybedilmesinin bedelinin ne kadar ağır olacağını en iyi bilen AKP ve lideridir.

    Elbet, seçime ilişkin hazırlıklar sadece AKP’nin, belediyelerin yeniden dizaynı ile yürütülmüyor. 1 Kasım 2015 seçimlerinden bu yana yapılan seçimlerin tümü bize gösterdi ki her seçim bir öncekinden daha az şaibeli değil. Nihayetinde 16 Nisan referandumunda YSK’nin aldığı kararlar hala akıllardadır.

    1 Kasım seçimlerinden bu yana çok şey değişti. Erdoğan, mekanizmanın daha fazlasını kontrol edebilecek bir güce erişti. Meclis, hükümet, partinin yanı sıra yargı ve bürokrasi, emniyet ve ordu büyük oranda Erdoğan’ın kontrolünde ve bunu önleyebilecek bir denetim mekanizması da yok. Birkaç küçük denetim mekanizması var ise onlar da OHAL kararnameleri ile iğdiş edilmiş durumda. Hala varolanları değerlendirebilecek yargı, güvenlik ve siyaset mekanizmaları da ne yazık ki yok.

    Hal bu iken kimse yapılacak ilk seçimin normal, demokratik bir seçim olmasını beklemesin. Belediyelerle ayyuka çıkan tablo seçim mekanizmasının dizaynıyla yürüyecek ve koşulların en uygun olduğu anda da bir erken seçim yapılacak gibi duruyor.

    Ne yazık ki bu gidişatı önleyebilecek bir muhalefet de yok. Umudunu yapılacak bir seçimle iktidara gelmeye bağlayan CHP’nin mevcut aklıyla yapabilecekleri de sınırlı.

    Örnek mi istiyorsunuz?

    Buyrun Meclis’te yapılan RTÜK seçimlerine bakın. CHP’nin bu seçime tek itirazı var mı? RTÜK üyelerinin seçiminin nasıl yapılacağı yasayla belirlenmiş, partilerin RTÜK’teki kontenjanlarının sayısı da milletvekili sayısı ile orantılı olarak tespit ediliyor. Ama gelin görün RTÜK’te AKP’nin 5, CHP ve MHP’nin 2’şer üyesi var ama HDP’nin hiç üyesi yok.

    Bu bir seçim değil mi? Peki, CHP’den buna itiraz eden oldu mu?

    CHP, HDP’ye dönük yalnızlaştırma siyasetinde de ne yazık ki çok kötü bir rol oynadı.

    CHP’nin siyaseti değişmez ise büyük olasılıkla önümüzdeki dönem yapılacak seçimlerde yaşanacak hukuksuzluklara da itiraz eden ol(a)mayacak. Belediyeleri dizayn eden, tüm toplumu kontrol altına alacak mekanizmaları uhdesine geçiren, seçimleri kendince en uygun koşul ve (o)hal’de yapacak olan bir iktidarı, HDP’yi yok sayarak değil, tam aksine ülkenin tüm renklerine sahip çıkarak engellemek mümkündür. Şimdiye kadar bunu yapmayan CHP başta olmak üzere ülkenin muhalefeti aklını başına almaz ise Türkiye’nin önümüzdeki dönemi bugünden iyi olmaz.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları