Bazı günler böyledir. Böyle geçer. İyi. Bir iyilik duygusu ile, herkese yayılan bir iyilik duygusuyla geçer. Tarihe böyle geçer.
Gurur, umut, sevinç, inanç, hasret, pişmanlık iç içe geçer.
İç içe geçer belki nostalji ile beklenti de. Gelecek beklentisi.
Bazı günler böyle geçer.
İşçiler geçer caddelerden. Gençler geçer. Yaşlılar geçer.
Onlardaki duygu yol kenarlarındakilere geçer.
Bir ehemmiyet hissi.
Hayata ehemmiyet, dünyaya ehemmiyet, ülkeye ehemmiyet, kendine ehemmiyet.
Ehemmiyet veren bakışlarıyla geçerler.
Gülümseyişlerde ehemmiyet.
El ele tutuşmalarda, yan yana yürüyüşlerde ehemmiyet.
Bir ehemmiyet veriş.
Bazı yürüyüşler böyle mühimdir.
Bazı kazanımlar böyle mühim.
Herkes ne kadar mühim olduğunu hisseder. Tek tek ve bir arada.
Bazı günler mühim geçer.
Cumartesi, 1 mayıs.
İstanbul.
Taksim.
Çok mühimdi Türkiye için.
Türkiye işçi sınıfı için.
Türkiye demokrasi güçleri için.
Gözü kulağı Taksim’deydi Türkiye’nin.
Ve sonra işte biz geçtik
Türkiye’nin önünden.
Yerimize geçtik Taksim’deki.
Kendi yerimize geçtik.
Yerimiz burasıydı.
Herkesin yüzünden okunan buydu.
Ne kadar yerimizde olduğumuz.
Yaşlılar gençlere daha önce nerede olduklarını anlatıyordu.
Daha önceki yerlerini.
Ve elbette 1977’deki.
Bırakmak zorunda kaldıkları yerlerini.
Şimdi yerlerini hatırlıyordu eskiler.
Ve yer veriyorlardı gençlere.
Meydanda ve anılarında.
Herkes yerini gözden geçiriyordu.
Bu ülkedeki.
Bu hayattaki.
İşte yine kendi yerine geçiyordu herkes.
Korku geçti.
Kaygı geçti o zaman.
Herkes yerine geçince.
Kendi yerine.
Bu mühim yerimizde, kendi yerimizde şimdi kararlılıkla devam.
Burada.
Buradan.
Böyle geçti işte 1 mayıs 2010.
Tarihe geçti.
İyi geçti.
(Bu yazıyı uzun bir aradan sonra 2010 yılında Taksim’de yeniden ve barış içinde kutladığımız ilk 1 Mayıs’ın ardından yazmıştım ve BirGün gazetesinde yayımlamıştım. Bu sene Bakırköy Pazar Yeri’nde 1 Mayıs için toplandığımızda 1 Mayıs 2010’u ve bu yazımı hatırladım ve hatırlatmak istedim.)







