• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bir inadın hikâyesi: Halkın Nabzı

    Halkın Nabzı, Maltepe’nin Nabzı ismiyle yayına başlayalı dört yıl olmuş… İlk, sosyal medya ortamında tanıtımına rastladım, İshak Karakaş’ın sayfasında. İshak Abi ile o zaman tanışmıyorduk, ancak sosyal medya ortamında birbirimizi takip ederliğimiz vardı. Zaman zaman Kürt meselesinde sert tartışmalara girdiğini görür, ben de kendi cephemden katılırdım bu tartışmalara. Sanırım, o zamanlar bir sıcaklık oluştu aramızda.

    Gazeteyi yakından incelediğimde bu kez Ahmet Tulgar imzası ile karşılaştım. 90’lı yıllarda az çok gazetecilik hakkında kafa yorup da Ahmet Tulgar ismini bilmemek mümkün mü?  Milliyet ve Akşam gazetesindeki köşe yazılarından, söyleşilerinden tanıyordum Ahmet Tulgar’ı… Medya dünyasının kırmızıçizgilerinin öte yakasında kendini konumlandırmış, İkitelli medyasını her fırsatta ters köşe yapmaktan keyif alan farklı bir gazeteci profiliydi o. Kel alaka bir magazin haberinden en sert derin devlet hikâyelerine aynı iştahla sarkabilirdi çaktırmadan.  Ana akım medya içinde buz kıran gibi bir şeydi Ahmet Abi…  Üstelik birazcık uçarı, ele avuca sığmaz tavrıyla herkesi de alıştırmıştı buna…

    2012-2013 yılları yerellik, yerel demokrasi, yerinden yönetim gibi kavramların siyasette çokça tartışıldığı yıllardı. Kürt meselesinde barışçıl çözümün ilk kez devletin cidden gündemine aldığı günlerde, ‘yerel demokrasi’ de Kürt meselesinin çözümünde sihirli formül olarak entelektüellerin, siyasetçilerin gözde kavramı haline gelmeye başlamıştı. Küreselleşirken yerellik üzerine daha çok kafa patlatan dünyanın gidişatıyla da uyumluydu bu.  O zamanlar yeni kurulan ve sol cenahta güçlü bir rüzgâr estiren HDK’nin demokratik ve özgürlükçü programındaki yerellik vurgusu da bunda büyük rol oynuyordu şüphesiz. Gelecek yerelindi, yerelden örgütlenen demokrasinindi.

    Halkın Nabzı’nın selefi Maltepe’nin Nabzı’nın çıkış tarihi tam da bu yelpazeye oturuyordu.  Maltepe’nin Nabzı yerelden evrensele uzanan çeşitliliği ve barışçıl demokratik tutumuyla yeni medyacılık anlayışında avangart bir konuma sahip olabilirdi. Heyecanlanmıştım. Hemen İshak Karakaş’a iyi dileklerimle birlikte “ben bu gazetede yazmak istiyorum”  mesajını gönderdim. İshak Karakaş kısa sürede dönüş yaptı; “Yazını bekliyoruz…”

    Bu işin bu kadar kolay olması doğrusu şaşırtmıştı beni. Sevdirmişiz demek ki kendimizi…  O gün bugündür, gazetede kesintisiz yazıyorum. Dile kolay, tam 200 sayı… Haftalık bir yerel gazeteden kotarılması çok zor bir gazetecilik başarısı…

    Peki, onca maddi sınırlılıklara, siyasi zorluklara rağmen Halkın Nabzı’nın bugünlere gelmesinin ardında ne var?

    Tek kelimeyle inat…

    Halkın Nabzı pek çok yerel gazetenin yaptığı gibi sermaye odaklarına, devletin yerel kurumlarına yaslanarak ticari bir yaşam kurmadı kendine.  ‘Reklamcının gazetesi’ pozisyonlarına hiç ama hiç tevessül etmedi. Böyle olsaydı, belki işleri daha kolay olurdu ama o zaman da Halkın Nabzı olmazdı. Bir misyon gazetesiydi Halkın Nabzı… Yerel demokrasinin, demokrasinin, özgürlüklerin ve barışın savunucusu olarak kendi yolunu kendi çizdi. Ayakları Anadolu yakasına basarken Türkiye coğrafyasının zengin kültürel birikimlerine, oradan dünyaya uzanarak yerelden evrenseli kucaklama çabası içinde oldu.  Siyasi konjonktüre göre yön değiştirip, işine bakanların gazetesi olmadığından, zamanla en zıt düşünen insanların bile saygısını kazandı.

    En zor zamanlarında bile barışın ve demokrasinin bir gün gerçek olacağına dair inancın inadıyla açtı yolunu ve bu inat Halkın Nabzı gazetesini barış gazeteciliğinin köşe taşlarından biri haline getirdi.

    Çorbada bizim de tuzumuz olmuşsa ne mutlu bize…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları