• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bir kadınla yapılan üç şey…

    “Bir kadınla üç şey yapabilirsin; Ya onu seversin, ya acı çekersin ya da onu yazarsın.”

    Soğuğun insanın damarlarına kelepçe takıp kan akışını durdururcasına yaşam fonksiyonlarını yavaşlattığı Şubat gecesinde karşıma çıkmıştı “Justine”. Mütemadiyen buradan bakınca, LawranceDurrell’ın küstah ve oldukça bencil cümlesi, henüz kitabın ortalarına gelmeden, hikâyenin bir parçası olmaktan çıkıp, benim bir parçam olmuştu.

    O parçayı zihnime kazıyıp, saygıyla karşıma aldım. Yetmedi, rakımdan aldığım bir yudumun yanında Rum aşçı Pantaris’in(Fadıl) elinden çıkan enginar haşlamasındaki o enfes tadı alırcasına keyiflendim.

    Bir kadını sevmekle başlayan, acı çeken ve onu yazarak serüvenini sonlandıran bir zavallı mıydı Durrell?

    Bir kadını sevmekle ve ya terk edilmek arasında çok büyük fark yoktu. İkisi de oldukça tehlikeli ve gizemli sonun başlangıcı olabilirdi. Severken kâbusa dönüşen bir ilişkinin yıkımını, sessiz bekleyişler seanslarında beyninin içindeki çığlıklarla yaşarsın. Yolun sonunu beklediğin bu serüvende, birden elinde bir bavul ile çorak toprakların ortasındaki ıssız bir durakta indirilirsin. Kıskançlık krizlerinden gelinen bir sonraki durak,vücudunun herhangi bir bölgesine dokunduğunda rahatladığın ellerinin huzuru olur, kaybetmişsindir. Zamanla gözlerinden aşağısını ve yüzünü ve en sonuncusu kokusunu unuttuğun arafta geçen zamanı yıllarla anımsardın.

    Bir kadın sevilmeyi mi ister, kendisi için acı çekilmesini mi yoksa yazılmak mı ister?

    Bir kadın yalnızca sevilmek ister, daha çok sevilmek ister.

    Kendileri için acı çeken erkekleri görünce yüzlerinde oluşan o ekşi tadı, o acıdan kurtulmasını dileyen ve çektiği acı için o erkeği küçümseyen edanın altında, o acıyı kendi kadınsı çekiciliğinin kibri gibi gören ve bundan oldukça memnun olan tavrından ötürü bir kadının kendisi için acı çekilmesini de isteyebileceğini seziyoruz.

    Peki, bir kadın yazılmak ister mi?

    Birçoğu bu soruya belki “evet” diyecektir. Ancak açık sözlü olanlar bir adım öne çıkarak; “beni yaz, beni yaz ama beni, benim gördüğüm gibi değil, benim kendimi sana anlattığım gibi yaz” diyecektir. Ama ya onu anlatacak kişi olarak ben, onun anlattığı gibi değil de, onun kendisini gördüğü gibi görüyorsam? Kendi vücudunda beğenmediği mahrem yerlerini türlü hilelerle kapatıp gizlemeye çalıştığı yerleri gibi bazen öfkelenerek, bazen de ağlayarak ruhunda beğenmediği yerlerini görebiliyorsam.

    Hiçbir erkeğin vücutlarındaki ya da ruhlarındaki kusurları görmesine, bunları dile getirmesine tahammül edebileceklerini sanmıyorum.

    Hamlet’iOftelya’ya bağlayan neydi?

    Güzellikleri mi?

    Yoksa onların deliliğe ve ölüme yakın durmalarının daha yakın durmasının gizli ve hastalıklı çekiciliği miydi?

    Otello’yuDesdemona’ya bağlayan neydi peki? İhanetine bu kadar çabuk inanabileceği bir kadına niye tutkundu?

    Kadınlar ve yazarlar, görünenin altındakileri kurcalayarak bu sorulara cevap ararlar. İçgüdüleriyle de olsa gerçeğin daha altlarda bir yerlerde olabileceğini sezerler. Edebiyat tarihinde aşk romanlarındaki tüm kadın karakterlerin kusurları ön plana çıkmıştır.

    “Bana sorarsanız, ben, kadını bütün kusurları ve eksiklikleriyle gören biri onları sevebilir derim. Ben kadınların, vücutları gibi ruhlarının da en çok saklamak istedikleri yerlerini severim. Onların erdemlerinden çok kusurlarının çekici olduğuna inanırım. Durrell dâhil bütün iyi romanlarda en güzel anlatılan bölümlerin kadınların “kusurları” olduğunu ve erkeklerin bu kusurlara bağlandığını görürsünüz…”

    İskenderiye Dörtlüsü’nün önsözünde Durrell’ın son sözleri benim niyet beyanım olarak eklenebilir…

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları