• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    BİR MÜLTECİ HİKÂYESİ-2

    Amsterdam’a gittik. Mehmet dil bilmiyordu, bizi de en çok zorlayan durum buydu. Tipim, kıyafetlerim ve takılarım sayesinde İran ve ya Fransız kadınlarına benzetiliyordum. Bu imajın artılarını yani marjinalliği Schipol havaalanında kullanmaya çalıştım. Ancak amcaoğlum Mehmet’in James Bond çantası başımıza bela oldu. Düşünsene çiçekli böcekli kıyafetler, kısacık saçlar, piercingler ve yanındaki adamın James Bond çantası var. O sırada sevgili rolü kesiyoruz ama hiç inandırıcı değil. Hollanda polisinin tabii ki dikkatini çektik. Bizi sorguya aldılar. Amcaoğlum dil bilmediği için çapraz sorguda dökülmüş. Türkiye’den geliyoruz, kaçağız vs. Ben uzun süre direttim,  “Yunanım,” dedim. “Tatile geldim, Kanada’ya gideceğim dedim.” Eğer Mehmet sorguda dökülmese emin ol bugün Kanada’da yaşıyor olurduk, çünkü pasaportun sahte olduğunu uzun süre anlamadılar. Baktım sorgu daha da uzun sürüyor, beni tutan kadın polise hiddetlenerek; “Problem mi istiyorsunuz? Ben Kürdüm, iltica etmek istiyorum” dedim. Kadın polis gülmeye başladı. Beni Filistinli radikal İslamcı zannetmişler. Kürt olup iltica isteğimi öğrenince gerçekten mutlu oldu. İki gün sonra bizi iltica merkezine gönderdiler. Küçük bir yerdi, çok sayıda Ortadoğu kimlikli insanla birlikteydik. İki gece de orada tutulduk. Ardından Wolvega İltica Merkezi’ne teslim edildik. Burada tam sekiz ay kaldık. Mehmet bir süre sonra gitmek istedi ve en son Danimarka’da olduğunu duydum.

    Hollanda vatandaşı olmak için belirli kriterleri var; bunlara göre gelen sığınmacıları ayırıyorlar. Dil bilmek, tahsilli olmak ve anlayabildiğin kadar insan psikolojisine hakim olmak. Statü almaktaki en etkili faktör Türklere ve Kürtlere tercümanlık yapmamdı. Hatta dönem dönem Yunanca bile çok işime yaradı. Bu dönemde Wolvega’da sosyolog olarak çalışan Marjon’la tanıştık. İlk zamanlar onu ajan zannediyorduk. Evli ve kocasının olduğunu öğrendim. Yanlış hatırlamıyorsam ’95 yılbaşı gecesi iltica merkezinde bir kutlama düzenlendi. Bu vesileyle birbirimize yakınlaştık, kısa bir süre daha büyük bir iltica merkezi yapıldı ve biz oraya nakledildik. Burada da iki yıl kaldım. Marjon’la iletişimimizi hiç kesmedik, sürekli görüşüyorduk. Marjon bir süre sonra kocasından boşandı ve benim de ’96 sonbaharında vatandaşlık statüsü almamla birlikte aynı eve çıktık.

    İlişkimizde böylece başlamış oldu. ’96 yılından beri birlikteyiz, 20 yıllık bir hayat arkadaşlığı. Statüyü alıp vatandaşlık işlemlerine başlayınca üniversiteye başladım. Gazetecilik okumaya başladım ancak burada sistem biraz farklı, önce ilk yıl sanat tarihi okuyorsun ve ondan sonraki yıllar gazeteciliğin temel eğitimini almaya başlıyorsun. İlk 6 ay çok iyi eğitim gördüm. Sonra bir profesörle tartıştık, gazeteciliği bırakıp dinler tarihini okumaya başladım.

    Bölümü bana bıraktıran hocam ağır ırkçılık yapıyordu. Ben Mardin’de Turan Dursun’un öğrencisiydim, böyle yetiştirilmedik. 15 kişilik sınıfta Hollanda’da yaşayan Türklere bakarak Türklerin bağnazlığını, yobazlığını ve radikalliğini hatta oraya yerleşen Türklerin sosyal devleti yıkmaya çalıştıklarını anlatan bir tanıma rehberi hazırlamıştı. Buna karşı çıktım, iş büyüdü. Sınıftaki Türk arkadaşlarım olmasına rağmen hocanın yanında destek çıkmadılar. Tartışma öyle ilerledi ki Türklerden, Hollanda’nın neo liberal ekonomi politikasına geldi. ‘Aylık 800 avro verelim, biralarını içsinler, otlarını çeksinler, fakirler fakir kalmaya devam etsin, zenginler servetine servet katsın’ anlayışıyla sosyal devlet olunmadığını anlattım. İstihdam sağlamayan, emeklilik güvencesi olmayan bir devletin sosyalliği olmaz, dedim. Tartışmanın ardından bölümü bıraktım.

    Uzun süre iş aradım. Polisliğe aldılar, 1 sene eğitim gördükten sonra 2 yıl polislik yaptım. Devriyeye çıkıyoruz, siyah saçlı kahverengi gözlü insanları topluyorduk. Birkaç kez devriyedeki arkadaşlarıma, “Bakın, ben de onlar gibiyim, zararsızlar,” dedim. Tıpkı Türkiye’de Kürtlere olan yaklaşım gibi “Sen farklısın” dediler, güldüler.  Irkçılık başa bela, her yerde karşına çıkıyor. Daha sonra bir ilkokulda bir sene kadar çalıştım. 350 iş mektubum vardı, hiç cevap alamadım. Sosyolog olduktan sonra uzun bir süredir kadın sığınma evinde çalışıyorum…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları