• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bir toplumsal gösterge olarak Ramazan pidesi

    Uzun paçalı donuna kadar soyunup, kamyondan un çuvalları yüklenerek hızla fırınlara giren, tepeden tırnağa beyaza bulanmış hamalların yine meleklere dönüştüğü zamanlardayız işte. O un tozundan ağarmış meleksi işçilere yoldan geçenlerin, kaldı- rımda onlar fırına girene kadar nazikçe duraklayanların, minnetle baktığı ayda. Vasıfsız işçilik ya da tam tersi ‘kanaatkârlık’, ‘sabır’ ve nefsine karşı muzaffer olmayı tarif eden bir deyim olmuş ‘hamallığı’ ifa ederken ederken, Ramazan ayı boyunca bir de melekliği üstlenirler, melek olarak görünür un hamalları. Çünkü onların taşıdığı undan pide yapı- lacaktır. Bu bilinir. Un hamalları ve fırın işçileri üzerinden bütün emekçilerin, yoksulların melek imgesiyle örtüldüğü, çözülmeyi bekleyen sınıf çelişkisinin, 11 ay bin bir zulümle sermayeye kazandırılan sınıf mücadelelerinin hamurlaştırıldığı, yufkanın yarı saydamlığının ardına gizlendiği, yüreğin sıcak pidelerin üzerindeki pufidik dörtgenler gibi olduğu, bir yufka yüreklilik dönemi. İşçi sınıfının ve yoksulların herkesçe cennete layık görüldüğü Ramazan ayıdır şimdi. Hamur işleri, üç büyük tek tanrılı dinde de en az bir gıda olduğu kadar bir ideolojik araçtır da. Yo- ğurulan un tanecikleri kadar toplumdur da, sınıflardır da hamur teknesinde, tezgâhta hercümerc edilen. Ne kadar çimento karı- lırsa karılsın bir yerinden yine de çatlayıveren toplumsal beton, ancak dinsel ideolojinin ağır bastığı kutsal gün ve aylarda yumuşatı- larak, hamurlaştırılarak daha dayanıklı hale getirilir. O günlerde sofraya getirilecek, birine uzatı- lacak olan ekmek (pide) toplumsal bütünselliğe de işaret eden bir gösterge olmuştur artık. Sınıf mücadelesinin dikey hiyerarşisi oklavanın altında yufkanın hafif, hamur kütlesinin yumuşak, yayvan geometrisini kazanmıştır. Müslüman’ın fırından çıkmasını beklediği Ramazan pidesi, Yahudi’nin Şabat akşamı sofrası- na gelen Challah, Hristiyan’a Komünyon’da şarapla uzatılan ekmek, hep aynı yayvan, yumuşak göstergesel cisim, mideden çok ruha bir gıdadır. Aynı ideolojinin yeniden ve yeniden üretilip fırına sürülmüş hali. Pide sözcüğünün etimolojisine ilişkin farkı tezler ortaya atılmıştır ama ‘pita’ ile benzerliği açık. Pita, Yahudiler’in Amerika Birleşik Devleteri’nde Challah’a verdikleri isim. Benim kulağımda ikisi de yayvanlık, yayılmışlık, uzanmışlık olarak tınlar, böyle bir durumu çağrıştırır. Toplumsal mücadelenin bastırılmış, basık olmasından çok ara verilmiş, dinlenmeye alınmış olması, bir ateşkes durumu takip eder bu çağrışımları benim imgelemimde. Pideyi ya da pitayı dilimlemek mümkün değildir. Dardan genişe kadar büyüyen bir hiyerarşiye kavuşmayacaktır bu pişmiş hamur dilimlenerek. Sofrada elle parçalanarak bölüşülmesi ve yenmesi daha doğru olacaktır. Ramazan pidesinin üzerindeki pufidik, yastıksı bölüntüler (fragmanlar) adil bir paylaşımı kolaylaştırmak üzere tasarlanmış olmalı. Ramazan pidesi fırından çıktığı andan itibaren eşitleyicidir. Yoksulların minnetle uzandığı ama zengin sofrasında da bir anlamı olan, onları da ‘sevindiren’ bir nimet, Negri ile Hardt’ın ‘ortak zenginlik’ kavramı (Antonio Negri, Michael Hardt ‘Ortak Zenginlik’, 2009) için iyi bir sembol. Daha henüz bir yeni yetmeyken de pide almak için fırına gönderilirdim. Başka komşu çocukları da olurdu fırının önündeki kuyrukta, beklerdik. Fırından yeni çıkmış, kızgın pideyi ödül olarak güneşi kapmış çocuklar gibi elimiz, kolumuz yana yana, yine de gururlu, yine de sevinçli koşardık eve sonra. Evet, pidenin böyle bir parlaklığı, rengi vardır. Güneşsidir. İftar saatine doğru güneş batmışken, Ramazan pidesinin güneşi doğar sofrada. Nicedir ‘pastane pidesi’ diye bir pide de türemiştir. Üzerine bolca yumurta sürülüp neredeyse glaze bir parlaklılık, ışıltı kazandırılmış. Ama bu fazladır işte. Parlaklığı kendindenmiş gibi gö- rünmeli, daha kıvamında olmalı- dır Ramazan pidesinin ışıltısı. Aşı- rının değil sadeliğin estetik, sadeliğin esas parlaklık olduğunu ortaya koymalıdır sofranın ortasına konulan pide. Milyonlarca insanın açlık çekti- ği bir coğrafyada tonlarca ekmek çöpe giderken, pidenin bayatına kıyılmaz nedense. Sahurda ısıtı- lıp içine tereyağı sürüldüğünde ve hele bir de eski kaşar yerleştirildiğinde sahurda sandviç nefaseti için bire birdir bayat pidenin pufidik yastıkları. Sucuk katanı da oluyor pideye, pastırma katanı da. Parası olanı durdurmak zordur ne de olsa. Ama her halükârda sadelik ilkesi yeniden ve yeninden girer devreye ve Ramazan pidesi arınır o fazladan süslerden. Dedim ya, en fazla, o da bayatı için, tereyağı ve kaşar. Demli çayla. Pidenin elastikiyeti de önemli. Hem koparırken hem çiğnerken oluşan o elastiki, esneyen gerilim ve dönüşüm hayatın uzadıkça uzayacağına, sindire sindire geçirileceğine inandırır insanı. Hele ki yoksulu. Korkuların parayla yenildiği, ama bir yandan da parası tükenmeden yitme korkusu üretti- ği bir medeniyette cepteki az bu- çuk parayla alınmış pide uzadıkça uzarken, hayat korkusunu yener yoksul, dünyada daha da kalaca- ğına kanaat getirir. Pide elastikiyeti, hamurdaki o hava odacıkları zamanın hacim kazanmış halidir. Ramazan ayı geçip de pidesi tedavülden kalktığında da nasılsa ülke yoksullaştıkça sayıları artan börek- çi dükkanlarında kır pideleri çıkacaktır yine fırından öğlene doğru. Bol soğanlı, az kıymalı, peynirli, patatesli. Eh, bu da bir şeydir. Ramazan geldi. Herkes ister istemez dini ideolojinin ve pratiklerin kıyılarında, yörüngesinde uçu- şuyor şimdi bir şekilde. Pide hamurunun ince yayvanlığının sihirli halısında. (Bu yazım ilk kez 20 Mayıs 2018 tarihinde Cumhuriyet Pazar ekinde yayımlanmıştır.)


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları