Bugünlerde olan-bitenler… Yani Avusturya Parlamentosu’nun Türkiye’ye silah ambargosunu ön gören önergeyi kabul etmesi, Avrupa Parlamentosu’nun büyük bir çoğunlukla Türkiye ile müzakereleri geçici dondurma kararı alması, Türkiye’nin barış güvercini Ahmet Türk’ün tutuklanması, eş başkanların, gazetecilerin, yazarların, sanatçıların tutuklanması, Fırat Kalkanı Operasyonu’nun 93. Gününde rejime ait olduğu bildirilen uçaklar tarafından açılan ateş sonucu, Rus uçağının düşürüldüğü günün yıl dönümüne rastlanan bir zamanda 3 askerimizin hayatını kaybetmesi -ki ailelerine sızlayan yüreğimle baş sağlığı diliyorum,- doların tavan yapması…
Başka şeyler de var…
Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan’ın 1996’da oluşturduğu bir yapılanma olan Şanghay Beşlisi’nin Enerji Kulübü’nün -2001’de Özbekistan’ın katılımı ile üye sayısı altıya çıktı- üyesi olmadığı halde, Türkiye’nin 2017 yılından itibaren dönem başkanlığını yürütecek olması…
Bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü- sorusunu akla getiren benzeri haberler, beni emekli olduğum yılın ilk aylarına götürdü.
Emekli olmadan önce, “Emekli olursam altı ay sırt üstü uzanacağım. Hiçbir iş yapmayacağım,” der dururdum. Gün geldi emekli oldum. Eşime “Sakın üstüme varmayın. Ben inzivaya çekileceğim. Hiçbir iş tutmayacağım,” dediğimi hala anımsıyorum.
Bu sırt üstü, yan gelip yatışım üç beş günden sonra sıkıcı gelmeye başladı bana. Sokağa çıkıyorum. Birkaç tanıdık yüz. Selam, hal hatır… Sonrası mı? Sonrasında her gün birbirinin tekrarı…
Günler, hiçbir iş yapmamama rağmen yorucu, sıkıcı gelmeye başladı. Ne yalan söyleyeyim, koca dünyada yalnız başıma kalmış ne yapacağımı şaşırmıştım. Adeta bunalıyordum yalnızlıktan.
Yalnızlığın gerek kişiler gerekse toplumlar için çekilmez bir durum olduğunu çok iyi anlamıştım…
Bütün bunları neden söylediğime gelelim…
Ülkemin son durumu beni bir yurttaş olarak üzmeye, ürkütmeye başladı.
“Ülkenin durumunda ne var? Ne çıt kırıldımmışsın, ne korkak mısın,” diyenleriniz olabilir. Ama ben halet-i ruhiyemden söz ediyorum işte…
Baksanıza, Amerika ile kavgalıyız. Avrupa Birliği ile restleşiyoruz. Suriye topraklarında savaş halindeyiz. Askerlerimiz ölüyor. Irak’la kavgalıyız. Dünü asla unutmayacak olan Rusya’yla ne denli ilişkilerimiz olduğu belli değil. İran öteden beri mezhepçi yaklaşımı ile kendini ortaya koyuyor. Bana göre İsrail’in dostluğu Amerika’nın izin verdiği ölçüde… Ermenistan hakeza…
Yani, batı malum… Güneyde, doğuda ve uç kuzeyde göğü saran alevler, patlamaların yükselttiği kara dumanlar, içimi karartıyor.
Adeta, emekli olduğum ilk aylardaki halet-i ruhiyeyi yaşıyorum.
Yoksa ülke bilerek ya da bilmeyerek yalnızlaştırılıyor mu?
Oysa şunu çok iyi biliyorum, bir insanı da bir ülkeyi de yalnızlık bitirir.
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”







