• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Biz şu helvayı nasıl yaparız ona bir kafa yoralım…
    “Biz şu helvayı nasıl yaparız ona bir kafa yoralım…
    26 Ekim 2016 13:41
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Binnaz Toprak’ı belki geniş kitleler geçen yasama döneminin CHP milletvekili olarak tanıdı ama Binnaz Toprak Türkiye’nin en önemli siyaset bilimcilerinden, etkili bir akademisyen. Radikal gazetesinde bir dönem yazdığı yazılar da ilgiyle okunuyordu. Prof. Dr. Binnaz Toprak, kendisinin de söylediği gibi ümitsizliğe kapılsa da öyle kenara çekilip oturacak insanlardan değil. Şimdilerde Toprak, Demokrasi İçin Birlik’in koordinasyon kurulunda yer alıyor ve geniş bir muhalefet yelpazesinin oluşmasına öncülük yapıyor.

    Geçen pazar Demokrasi İçin Birlik’in ilk kurultayı yapıldı. Kurultayın açılış konuşmasını yapan Binnaz Toprak ile buluştum ve kendisine hem Demokrasi İçin Birlik’i hem muhalefetin durumunu sordum:

    -Biliyorum çok yoğunsunuz, dün (Pazar) bir kurultay yaptınız. Bayağı da konuşuldu. Böyle bir dönemde söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

    -Ben teşekkür ederim.

    -Hemen konuya geleyim;  dünkü Demokrasi için Birlik Kurultay’ı sizi memnun etti mi?

    Ya evet…  İlk defa bu, 28 Haziran’da toplandı. Orada bir koordinasyon kurulu seçilmişti. Onların da büyük çabasıyla bu program gerçekleşti. Gerçekten çok büyük bir ilgi vardı. Türkiye bugün ne yapılabileceği konusundaki ümitsizlik içinde; dolayısıyla bir ümit yaratıldı her şeyden önce. Yani bir şeyler yapabiliriz, “hep birlikte bir şeyler yapabiliriz”in ümidi ortaya çıktı. Çok kalabalıktı, diye düşünüyorum. Yani o toplandığımız salon 500 kişilik bir salon… 30-40 sandalye boştu, gerisi doluydu. Ve akşam 5.00’e kadar bir kere kimse bir yereler kıpırdamadı, 7.00’de de herhalde bir 350 kişi oradaydı. Bir pazargünü için muazzam bir kalabalık… Bu kalabalık da şöyle bir kalabalık; demokrat, özgürlükler yanlısı, hukuk devleti yanlısı, barış yanlısı… Her kurum ve her partiden orada temsilciler vardı; STK’lardan vardı, yani İzmir’den mesela… Ege Yeşil Hareketi’nin başındaki kişiden tutun, engellilere, LGBTİ bireylere, barış yanlısı insanlara, genel olarak demokratlara kadar… Sendikalar, odalar vs.
    DSC_0098

    -Barolar…

    Evet, Barolar… Yani büyük bir kalabalık olduğu için ben memnunum. Yani inşallah devamı gelir, diye umut ediyorum. Partiler de oradaydı. CHP’den bayağı gelen olmuştu. HDP’den vardı tabii.ÖDP’den vardı,EMEP’ten vardı. Diğer partilerden vardı, küçüklü büyüklü… Ve herkes konuştu. 50’den fazla kişi konuştu galiba. Söz verildi.

    -“Demokrasiiçin Birlik” hangi ihtiyaçtan doğdu?

    Şu ihtiyaçtan doğdu; 14 yıldır AKP iktidarda ve AKP bugün neredeyse hâkim parti durumuna geldi. Hâkim partiden kastettiğim de şu,  seçimler yapılıyor, her seferinde kazanıyordu. Böyle örnekler çoktu. Mesela İskandinavya’da, Norveç’te İşçi Partisi, İsveç’te Sosyal Demokratlar beş seçim iktidardan düşmediler. Tabi Norveç, İsveç için savaş sonrasını kast ediyorum. Çok iyi oldu, çünkü bu partiler gerçekten de sosyal refah devletini kurdular İsveç’te. Bizde maalesef AKP-onlarla mukayese edilemeyecek bir partidir- demokratik kazanımları geriye götüren, giderek özgürlükleri kısıtlayan, hukuk devletini ortadan kaldıran bir veçheye dönüştü; öyle bir tablo çıktı… Onun karşısında da muhalefet partileri zayıf. Çünkü dağınıklar. Yani mecliste pek bir şey yapamıyorlar. Orada sabaha kadar oturuyorsunuz, ondan sonra sabaha karşı istedikleri kanunun oylamaya sunuyorlar, emir komuta zinciri içinde hepsi elini kaldırıyor. Ne kadar vicdanlarına hitap etseniz de olmuyor. Vicdan meselesi olan bir takım konularda bile öyle bir parti disiplini var ki hepsi birden elini kaldırıyor, hepsi birden yasaları geçiriyor. Meclisin dörtte üçü AKP milletvekillerine aitti. Dolayısıyla meclis işlevini yapamıyor.

    Bu 15 Temmuz’dan sonra bir ümit doğmuştu; yani acaba bir anlaşma olabilir mi, muhalefet partileri ile bir yumuşama olabilir mi, hep birlikte bir şeyler yapılabilir mi, diye… Ama maalesef bu çok kısa sürdü. Dolayısıyla şöyle bir düşünceden yola çıktık biz; yani mademkiAKP karışındaki muhalefet bu kadar dağınık ve dağınık olduğu için de bir şey yapmak mümkün değil, o zaman bir birleştirmeye çalışalım herkesi… Yani sadece siyasi partilerden bahsetmiyorum burada.Demin de söylediğim gibi demokrat olan, özgürlükçü olan, liyakate inanan yani idari hukukun liyakat esaslarına dayanması gerektiğineinanan, özgürlükçü bir laikliğe inanan herkesi; barışa inanan herkesi biz bir araya getirelim. Herkesten kast ettiğim de demin de söylediğim gibi sendikalar, odalar, sivil toplum örgütleri, değişik platformalar, siyasi partiler vs. Ben bu başarılabilirse,Türkiye için bir umut doğacağını düşünüyorum.

    DSC_0094

     

    -Peki, bu başarılırsa bundan sonra yola nasıl devam edeceksiniz?

     

    Dün bir Koordinasyon Kurulu kuruldu, Eşgüdüm Kurulu kuruldu. Daha doğrusu kurulmadı da, şöyle dendi, “Yani bunu devam ettirmek için bir eşgüdüm kuruluna ihtiyaç var!” Eşgüdüm Kurulu daha sonra toplanıp neler yapılması gerektiğine karar verecek.  Belki alt komisyonlar kurulabilir, ya da ne gibi şeyler,neler yapılacak; bunlar karar verilebilir. “Kim bu kurulda yer alabilecek, zaman ayırabilecekse lütfen ismini yazdırsın,” dendi. 50’den fazla kişi ismini yazdırmış. Bu kadar insanın “Ben burada çalışırım, zamanımı harcarım,” demesi de gerçekten ümit verici bir şey. Çünkü bu insanlar da işsiz güçsüz insanlar değil. Demin de söylediğim gibi hepsinin bir kere bir kurum içinde görevi var, aynı zamanda da meslekleri var.

     

    -Biz de, bu arada Ahmet’le (Tulgar)birlikte ismimizi yazdırdık…

     

    Öyle mi, yazdırdınız mı? Çok güzel… Çok teşekkür ederim. Şimdi dolayısıyla perşembe gibi eski kurul olaraktan bir toplanıp,“Bundan sonra işte, ne zaman devrederiz, bu yeni kurul ne zaman oluşur ve ne gibi şeyler yapılabilir,” konuşlarını konuşuruz. Hatta şöyle öneriler ortaya çıktı; dendi ki, önümüzde bir başkanlık sistemi meselesi var, yani bunu en baştan yeniden MHP devreye soktu, yeniden gündeme soktu. AKP de bunu fırsat bilip, “Getiriyoruz, mecliste oylanacak.Tamam!geçmez ama referanduma gider,” dedi.

    -MHP ne niyet güdüyor burada?

    Valla bunu anlayabilmek çok zor… Benim şahsi kanaatim şu; bu Meral Akşener ve arkadaşları hareketinden sonra bir anlaşma mı yaptı, ne yaptı, diye düşünüyorum. Yani çünkü AKP orada çok yardımcı oldu; Meral Akşener’in bertaraf edilmesi meselesinde… Şimdi diğerlerini de atıyor, Özdağ mesela… Disiplin Kurulu’na vermişler. Bir de MHP tabi AKP’den çok çok farklı bir oluşum değil bir sürü açıdan baktığınızda. Başlarda sanki çok farklıymış gibi, sanki AKP o kadar da milliyetçi değilmiş gibi gözüküyordu. Çünkü bu Kürt sorununu çözmeye falan çalıştı ama bugüne baktığımızda gerçekten bugün AKP’nin milliyetçi bir söylemi var, aynı zamanda dini söylemi var.  Yani MHP ile çok örtüşüyor. MHP de aslında, en azından 2011-2015 arası en kritik oylamalarda her seferinde AKP’ye destek çıkmıştı. Dolayısıyla kendi ideolojilerine göre, bir takım anlaşmalar yaptıkları için bu desteği veriyor olabilir… Anayasadaki ilk dört maddenin değişmemesi içinanlaştıkları haberleri çıktı. Yani böyle bir takım anlaşmalar var herhâlde. Ne yapmaya çalıştığını ben bu şekilde yorumluyorum. Hem AKP’nin, ideolojisine yakın bir pozisyon tutturacağını düşünüyor hem de belki MHP içindeki muhalefet konusunda yardımcı, oldu diye böyle bir anlaşma var aralarında…

     

    -Şöyle diyebilir miyiz; 7 Haziran seçimlerindenHDP’nin sonra barajı aşıp da 80 milletvekili almasından sonra, MHP’nin bunu altında kalmasından sonra Bahçeli HDP’yle çözüm süreci olmayacaksa her türlü desteği veririz, dedi. Acaba bunun için mi, Kürt sorunu üzerinden mi birbirlerine destek olmuyorlar?

     

    Çok güzel bir soru İshak. Tabii, 7 Haziran’dan sonra Türkiye’de bir ümit doğurmuştu muhalefet birleşebildiği ölçüde… Ben o zaman bunu yazdım, MHP bu seçimlerde kaybedecek diye…Yani görünen köy kılavuz istemez. Çünkü CHP diyor ki, “Yani tamam koalisyona girmek istemiyorsunuz, dışardan destek verin.” HDP dedi ki, “Biz girmeyelim, dışardan destek de vermeyelim,sesimizi de çıkarmayalım.” ona da ‘hayır’dediler. Yani bütün alternatiflere ‘hayır’ dediler. Şimdi AKP gibi hâkim bir parti tam da kaybetmişken, bir ümit doğmuşken; bu ümidi MHP’nin ortadankaldırması, MHP seçmeni arasında da hayal kırıklığı yarattı. Dolayısıyla baraj altında kalmadıklarına şükretsinler bence.

    Bu tabii, MHP’ye bir şok etkisi yarattı ve büyük bir ihtimalle de şu anda kendi geleceklerini AKP’ye yamanmakta buluyorlar. Yani AKP’ye destek verdikçe,Devlet partisi oluyorum, devleti koruyorum vs.” dediği sürece bir yerlere varabiliriz ümidi… Aralarında belki bir başka türlü anlaşma var yani; Devlet Bahçeli’ye başkan yardımcılığı falan gibi… O da konuşuluyor.

    -Biz yine kendi konumuza dönelim… Zaten onlara karşı olduğunuz için Demokrasi için Birlik hareketinin öncülüğünü yapıyorsunuz. Dünden itibaren bir Demokrasi Meclisi kuruldu, diyebilir miyiz?

    Yani ben bunun daha erken olduğunu düşünüyorum, meclis demeyelim.

    DSC_0078

    -Neden?

    Bir miktar dahanereye varacağına bakmak lazım ama yani bir ümit doğdu. Gerçekten de söylediğim gibi bu ülkede demokrasiye inanan,özgürlüklere inanan, hukuk devletini önemseyen, sosyal barışı ve sosyal refahı önemseyen insanlar açısından bir ümit doğdu; bu bir ümitti. Ve gerçekten de çok çalışarak -benim ümidim mesela, öyle bir şey ki- bu tür hareketler öyle sinerji yarattığı ölçüde oy oranlarının da-hepsinin oy oranını toplasanız belki fazla bir şey etmeyebilir- ötesine geçebiliyor sinerjisiyle birlikte, böyle heyecanla… Dolayısıyla böyle bir heyecan yaratabildiği takdirde, tabii bunu basına yansımak lazım. Anadolu’da toplantılar yapmak lazım. Oradaki demokrat insanları bu harekete katmak lazım. Yani inşallah becerilebilir. İnşallah böyle bir alternatif ortaya çıkartabiliriz.

    -Dün bir davet de geldi size.Hem Diyarbakır Barosu’ndan hem Van Barosu’ndan… Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, gidecek misiniz?

    Şimdi zaten bir takım toplantılar yapılmış; bir tanesine ben de katıldım, Bahçelievler’deki toplantıya… Koordinasyon Kurulu’nda da yoktum hazirandan sonra ama Ankara’da yapılmış, İzmir’de yapılmış, İstanbul’da birkaç tane yapıldı. Diyarbakır’da da planlanıyor anladığım kadarıyla.Davetgelmiş olması da tabii olumlu. İnsanlar olumlu karşıladı Diyarbakır’da toplantı yapmayı. Ama onun yanı sıra Çanakkale’de düşünülüyor, başka bir yerde daha düşünülüyor. Dolayısıyla bunu böyle toplantıları halinde yapmak tabii ki önemli. Tabii bu hareket bir siyasi parti niteliğinde değil.  “Aaaa, bu hareketle birlikte seçimlere girelim de kazanalım,” değil ama siyasi partilere de destek olmak yanibirlikte hareket etmelerini sağlayabilmek gerekir. Yeni bir Türkiyevizyonu oluşuyor.

    -Zaten şöyle bir söyleminiz de vardı… “İdeolojin ne olursa olsun burada herkes konuşuyor. İdeolojinizi belirtmeyin,” diyorsunuz?

    Tabi tabi… ‘Laikliğin’ yerine ‘Sekülarizm’ dedim diye kıyamet kopuyor. Yanibuna isterseniz ‘sekülarizm’ deyin, isterseniz ‘laiklik’ deyin. Ama‘laiklik’ biraz da baskıcı bir çağrışım yapmaya başladı.

    -Ona geleceğim. Bu konuda da bir sorum var…

    Özellikle AKP’liler için… O yüzden onu bir kenara koyayım. Ama ‘Sekülarizm diyelim” dedim, tweetterda kıyamet koptu.

    -Bu soruyu da yazdım, buna daha sonra geleceğim.

    Buna daha sonra geleceksiniz ama onu da önemseyen demokrasiyi, hukuk devletini, özgürlükleri, herkesin düşüncesini açıklama fikrini,herkesin örgütlenebilmesini, herkesin protesto hakkını ve -herkesin eğer yeterince eğitimi varsa, eğer yeterince kabiliyeti varsa- devlette iş bulabilmesini, hukuk esaslarına göre bütün bu idari yapının liyakate dayalı olmasını savunmak gerekiyor. Bakın, mesela 15 temmuz niye oldu?! Çünkü liyakat bir kenara itildi, sadece ve sadece “İşte Gülen hareketine dâhildir ve AKP ile aynı koalisyon içindedir,” diye birtakım insanlar devlet dairelerini dolduruldu; orduda öyle, yargıda öyle,bürokraside öyle.Şimdi geçenlerde başbakan çıkmış, “Efendim, bu hurafedir, yardım ettiğimiz falan!” diyor. Ama bunu dünya âlem biliyor; yapılan bütün araştırmalarda bunlar ortaya çıktı. Dolayısıyla AKP’nin şu anda liyakati da önemsemesi lazım. Zaten modern dünyada liyakat esaslarına dayalı olmayan demokrasinin doğru dürüst işlediği görülmemiştir.

     

    -Bugün Türkiye’nin öncelikli sorunu nedir?

    Valla bugün Türkiye’nin öncelikli bir sürü sorunu var… Yani çok sorunu var bence. Bir kere demokrasi sorunu var, özgürlükler sorunu var; demin de söylediğim gibi yani… İnsanlar düşüncelerini söylemekten korkuyorlar, çekiniyorlar. Çünkü düşüncelerinizi söylediğiniz zaman hapse girebiliyorsunuz. Bu geçmişte de oluyordu ama geçmişte askeri darbeydi, oydu, buydu… Şimdi seçilmiş bir hükümet var ve bu hükümet ‘demokrasi’ diyerek işe başlamıştı. Dolayısıyla böyle bir dönemde artık, 2016 yılında insanlarındüşüncelerinde ötürü tutuklanması olamaz, kabul edilemez. Baksanıza, hapiste kaç gazeteci var!!!Hukuk tamamenideolojik bir şekilde işler vaziyette. Zaten eskiden beridir böyle şeyler oluyordu ama bunların düzeltilmesi lazımdı. İnsanlar kimliklerini rahatça söyleyemiyorlar. Hangi kimlik olursa olsun; başörtüsünden tutun Kürt kimliğine, Alevi kimliğine, ne bileyim farklı cinsel yönelimleri olan insanların kimliğine, birtakım Müslüman olmayan çok çok küçük kalmış insanların kimliğine kadar insanlar kendi kimliğiyle yaşayamıyor. Kendi yaşam tarzıyla rahatça hareket edemiyor. Bunlarvar, toplumsal barış var tabii… Yani Kürt sorununun da bir şekilde çözümlenmesi lazım. Bu tür meselelerin şiddetle çözümlendiği şimdiye kadar hiçbir yerde görülmedi. Yani her yerde barış çabasıyla çözümlendi. Ama burada Kürt hareketinin de ben çok yanlışı olduğunu açıkçası düşünüyorum. Barış çabalarına set çekmekte. O çok ayrı bir konu, çok iyi bildiğim bir konu da değil. Ama her halükarda sosyalbarış bir kere gerekli… Sadece Kürt meselesinde değil, başka meselelerde de…Türkiye öyle bölünmüş ki insanlar birbirinden nefret eder hale geldi; yani böyle bir Türkiye yoktu. Ben bu yaşa geldim, insanların birbirine bu kadar düşman olduğu, birbirinden bu kadar nefret ettiğini bugünkü kadar algılamamıştım yani. Şimdi gerçekten de insanlar birbirinden ciddi bir biçimde nefret eder hale geldi; bunun değişmesi lazım. Tekrar bu ülkede insanların kardeş olduğunun, birlikte yaşamamız gerektiğinin,bu ülkenin çok kültürlü yapısının bir zenginlik olduğunun; bütün bunların bilincine varmamız lazım. Tepedeki söylemler ayrıştırıcı olduğu sürece insanlar da birbirinden ayrışıyor, uzaklaşıyor.

    -‘Laiklik’ yerine ‘sekülarizm’ demenizin nedeni nedir? Bu konu sosyal medyada çokça tartışıldı…

    Evet,ay yani!! insanlarkelimelere takıyorlar (gülüyor). Ben bunu şunun için söyledim; şimdi laikliği reddetmek mümkün değil. Yani laiklik olmadan demokrasi olmaz, laiklik olmadan özgürlükler olmaz. Bütün bir İslam coğrafyası da aslında bunu gösteriyor. Yani eğer Türkiye’nin farklı bir konumu varsa İslam coğrafyasında, tam da bu nedenledir, laik bir devlet sistemi olduğu içindir. Kadın hakları açısından, genel olaraktan sosyal yaşam açısından,  hukuk devleti açısından vs… Son derece önemli ve ön koşulu demokrasinin. Dolayısıyla yani‘sekülarizm’ dedim diye laikliği reddetmiş olmam gibi şeyleri, sosyal medyada çıkmış olan sözleri doğrusu saçma sapan buluyorum. Şunun için değiştirelim, dedim; çünkü bu tür itirazlarda bulunanlar ister kabul etsin ister etmesin, Türkiye’dekilaiklik başından beri baskıcı olmuştur. Yanimütedeyyin kesimlere çeşitli dönemlerde ciddi baskılar olmuştur. En son örneklerini vereyim ben size, mesela başörtüsü meselesi… Yani öğrencilerin, üniversite öğrencisinin, 18 yaşından büyük olan kızların üniversiteye girmesi engellendi. Bu okadar büyük travma yarattı ki, şimdi mesela laikliğin geriliyorolması “Ne oluyor! Niye bu İslami temalar bu kadar siyasete de girdi. Laiklik elden mi gidiyor!” diye pek çok insanın kaygılanmasına yol açıyor ama tam bubaskının yüzünden çıktı. Çünkü bu insanların hepsi laik kesimden nefret eder hale geldi. Kin ve intikam duygusuyla hareket ediyorlar neredeyse. Yine aynı şekilde, mesela yine bu İmam Hatip’den mezun olanlar üniversiteye giremez!!!! Ya bir sınav var, kazanan herkes girer…Çocuğu babası 11 yaşında İmam Hatip’e gönderdi, diye imam olmak zorunda mı? Kurban derilerini illa THK’na vereceksiniz!!!Niye ya, parasıyla vermiş almış istediğini yapar. Şimdi bunun gibi birçok meselede öylesine bir baskı oluştu ki… Ben bir zamanlar tek parti yönetiminin laikliğini de eleştiriyordum, ondan çoktan vazgeçtim. Çünkü o dönemler için İslami bir toplumda daha demokratik bir anlayış mümkün değildi, diye düşünüyorum. Yani belkieninde sonunda bir devrimdi cumhuriyet. Devrimler dünyanın her yerinde baskı içerir, baskıcı olmuştur başında ama daha sonraki yıllarda buna hala devam edilmesi, yani 80’lerde, 90’larda hala bunun mesele haline gelmesi laiklik kelimesinin içini boşalttı.  Dolayısıyla sekürlarizmden kast ettiğim, şöyle bir şeydi;-bu kelime yerine onu kullanalım- yani devletin temellerinin dinle bağlantılı olmaması… Devletin dindar olana, dine inanmayana, farklı dinden olana, herkesekarşı eşit davranması, herkese eşit mesafede olması, hukuk sisteminin içine sokmaması dini meseleleri, eğitim içine sokmaması… Şey haricinde, mesela din tarihini öğretme vs gibi…Zaten öğrenilmesi gereken meselelerin okullarda öğretmenin haricinde…Şimdi dolayısıyla yani hangi dine inanırsa inansın veya hiçbir dine inanmıyor da olsa devletin bu işlere karışmaması; sekülarizm tam da bu demek. Çünkü laikliğiFransa’danaldığımız için baskıcı bir boyutu vardı laik kelimesinin. Fransa’dan başka bir ülkede de pek kullanılmaz aslında.Yani Fransa’da da zamanında baskıcı boyutları çok olmuştu laikliğin; çok olmuştu. Mesela ben size örnek vereyim, 3. Cumhuriyet döneminde 1870’den 1940’a kadar bçok baskıcıydı laiklik. 1940’da Naziler işgal etmişti. 70 yıllık dönemde kiliseye gittiği bilinen hiç kimse koalisyon hükümetlerinde yer alamıyordu. Aynı şey ordu için de geçerliydi. Pazar günlere kiliseye gittiği biliniliyorsa orduya alınmıyor veya yükselemiyor. Yani bizde de biraz böyle baskıcı bir laiklik söz konusuydu. Onun için dedim ben,  laiklik yerine sekülarizmi kullanalım, diye…  Sekülarizmden kasıt, dinde özgürlükçü bir laiklik… Başka bir şey de diyebiliriz, orada İbrahim Kaboğlu Hoca vardı, ne dedi o? “Ben başka bir şey diyorum,” dedi,“Laiklik demiyorum da…”

     

    -Dünyevi…

    -“Dünyeviyim” mi, dedi?

     

    -Dünyevi…

    Evet, yani bu laik kelimesi baskıcı bir ton içeriyor. Yani bakın, twetterdan bana yazanlardan biri demiş ki, “Laiklik baskı da içerir. Öyle de olması gerekir. Ancak öyle adam oluruz!” . Şimdi artık 2016 yılında ‘baskı da içerir’ dediğiniz de size de baskı yapıldığında sesinizi çıkarma hakkınız yok. Yani kim daha güçlüyse o zaman baskıyı o yapar. Dolayısıyla ben bunu böyle görüyorum. Bu konuda da kıyamet kopartılmış olmasını da, “Vay efendim! Sen zaten laiklik demek istemiyorsun. Git, başka laik olmayan bir ülkede yaşa “ diyenleri de anlamıyorum. Çok da değil aslında bunların sayısı biliyor musunuz? Üç beş tane böyle mesaj geldi. Oluyor!!! Yani demin dedim ya, insanların birbirinden nefret etmesi, ne dendiğini anlamadan hemen üstüne atlayıp söylenen laftan hareketle hakaretler yağdırmaya başlanması o kadar yaygınki bu ülkede. Maalesef konuşabilmek neredeyse mümkün değil. Ağzını açan herkes de bu hakaretlere maruz kalıyor.

     

    -Son olarak barış mücadelesi Demokrasi için Birlik’in neresindedir?

    Şimdi mesela şey de denildi“Bunun ismini Barış ve demokrasi için birlik diyelim,” diye. Aslında benim düşüncem şöyle; bir kere Demokrasi için Birlik diye ortaya çıkıldı, dolayısıyla artık değiştirmek kargaşaya yol açar; ikincisi değiştirmek gerekmez de… Çünkügerçekten demokrasi diyorsanız, yani demokratik bir ülke istiyorsanız, sosyal barışı zaten sağlamak zorundasınız. Sosyal barışı sağlamamışsanız, demokrat olmanız da imkânsız. Nitekim olamıyoruz işte… Yani bu Kürt meselesi yüzünden geçmişte de bugün de bir türlü barış sağlanamadı, diye özgürlükler kısıtlanıyor, işte sıkıyönetim mahkemeleri kuruluyor veya yasalar değişiyor, söz söylemek imkânsız hale geliyor vs vs. Dolayısıyla sosyal barışın muhakkak sağlanması lazım. Yani bu ülke bölünmez! Kürt hareketi de defalarca bölünmek istemediğini söyledi zaten. Ya bölünüp de nereye gidecekler Allah aşkına!!! Hem ekonomik gelişme açısından, hem başka meseleler açısından bütün bu coğrafyada en ileri ülke Türkiye…Dolayısıyla aklı başında Kürt nüfusunun Türkiye’den ayrılıp da ayrı bir devlet kurmak isteyeceğini hiç ama hiç düşünmüyorum. Bu korkulardan da sıyrılmalıyız diye düşünüyorum;“Vay biz bölünür müyüz, Vay orada Kürt devleti kurulur mu?!”korkusundan… Yani barış olmadığı sürece de insanlar kopuyorlar. Ayın zamanda eminim o coğrafyada da biz buradan ayrılalım, kendi başımızın çaresine bakalım, diyenler var. Çünkü yıllarca bu devam ediyor. Kaç yıl oldu?! Bu kadar insan öldü; bitmesi lazım. Yani ben savaşa, her türlü savaşa karşı bir insanım. Dolayısıyla “Analar ağlamasın” deniyor ama her seferinde de analar ağlıyor. Bunun oturulup anlaşılıp masada ne yapılabilir, ne yapılamaz konuşulması lazım.Kürt hareketinin de taviz vermesi lazım, devletin de taviz vermesi lazım. Bir ortak yol bulunabilir burada.  Mesela en basitini söyleyeyim, ne olur Alla aşkınıza anayasada “Herkes Türk’tür” diyeceğine “Türkiye vatandaşıdır,” diyecek olsak. Yani sırf bunu demekle barışa bir adım daha atıyor olsak, yani bir kelime  bu kadar mı önemlidir?!! Sorulanlar kendini Türk hissediyorsa “BenTürk’üm” der, demek istemiyorsa da demez. Yani bu zorlayarak da olmaz. İnsanlara “Ben Türk’üm” dedirtmek isteseniz de demiyorlar. Dolayısıyla yani bunun barışçıl bir şekilde çözümlenmesi, bu meselenin çözümü için çaba harcanması gerektiğine inanıyorum ben. Zannediyorum orada toplanmış insanların birçoğu da buna inanıyordur, çünkü bu ‘güvenlik ortamının’ bu kadar kırılgan olması, bu kadar insanın ölmesi insanları endişelendiriyor. Artık “Aman kalabalıkların ortasında olmayayım,” demeye başladı insanlar.Yani bir yanda işte o Suriye meselesinden dolayı IŞİD hikâyesi, bir yandan PKK meselesi… Yani herkes tedirgin… Hayatından tedirgin… Bu işin içinde olan olmayan herkes!!! Dolayısıyla bu sosyal barış şart… Yani Türkiyegibi her şeyi olan bir memlekette, Allah aşkına neyin kavgasını yapıyoruz?! Yani derler ya, un var, yağ var şeker var, biz yıllardır helva yapamıyoruz. Yani biz şu helvayı nasıl yaparız, ona bir kafa yoralım. Aslında da helvanın da tarifi fevkaladebasit (gülüyor). Yani o kadar da uzun boylu, komplike bir şey değil.

     

    -Peki, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

     

    Valla, eklemek istediğim şu var… Dün de oradaki insanlara baktım; yaşı benim yaşıma yakın pek çok insan vardı, gençler de vardı. Ama benim yaşıma yakın pek çok insan hayatı boyunca şuülke bir adım daha ileri gitsin, diye uğraşmışinsanlar. Yani bunun mücadelesini etmiş insanlar… Ben öyle bir şey yaşamadım ama oradaki birtakım insanlar işkence görmüş, hapislerde yatmışvs vs. Ama bu ülkeyi sevdikleri için bu ülkeden kaçmamışlar,başka bir yere gitmemişler, mücadelesini vermişler. Şu ülke daha yaşanabilir, daha refah içinde, daha mutlu olsun diye… Geldiğimiz noktaya bak!!! Herkesin birbirinden nefret ettiği, birbirine düşman kesildiği, kimsenin hayatının güvencede olmadığı, kavganın gürültünün hâkim olduğu bir ülke! Yani niye böyle; bunun böyle olması gerekmiyor. Bambaşka bir Türkiye kurgulayabiliriz, bambaşka bir Türkiye’deyaşayabiliriz. Bu durum bir yandan beni ümitsizliğe sevk ediyor ama öbür taraftan da mücadeleye devam etmeliyiz, diye düşünüyorum. Yani pes de edemeyiz. “Ay, ne yapalım biz de böyle bir ülkede yaşıyoruz, ne yapalım?” deyip oturamayız. Yani inşallah daha iyiyi gideceğiz, diyelim ve bitirelim böyle umutvaat eden bir cümle ile…

    -Çok teşekkür derim.

    Ben teşekkür ederim.

     

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler