• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Bizim çağrılarımızın karşılık bulması lazım”
    “Bizim çağrılarımızın karşılık bulması lazım”
    26 Ağustos 2016 10:33
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Filiz Kerestecioğlu kadın hareketinden gelen bir hukukçu… 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde HDP’denart arda İstanbul milletvekili seçildiğinden beri partinin en yoğun çalışan milletvekillerinden biri olarak dikkat çekiyor. Kerestecioğlu sadece kendisini de “Yüksek siyaset” diye tarif ettiği alanlarda değil, aynı zamanda kadın, çocuk gibi özgür alanlarda da mağdurların yanında yer alıyor. HDP milletvekillerinin mecliste birçok ortak çalışmadan dışlandığı ve sokakta polisiye yöntemler engellendiği bir dönemde Filiz Kerestecioğlu ile buluştum ve hem Türkiye gündemini hem de bir milletvekili olarak yaptığı ç alışmaları sordum…

    Bu yoğun gündeminizde söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Sizi basın açıklamalarında, sokakta hep görüyorum. Meclis’i de ihmal etmiyorsunuz. Epeydir sizinle söyleşi yapmak istiyordum.

    Ben teşekkür ederim.

    HDP’li vekiller olarak çok yoğunsunuz, hem sokakta hem de Meclis’te. Seçmenlerinize ulaşmakta zorluk çekiyor musunuz?

    Ne anlamda soruyorsunu

    Yani gittiğiniz yerde polis tarafından, asker tarafından bir engelleme oluyor mu?

    Seçmenlerle zaman zaman halk toplantılarında, zaman zaman eylemlerde bir araya geliyoruz. Bazen de ziyaret ediyoruz. Engellemeler oluyor. Ama OHAL döneminde ekstrem eylemlerle de bir araya gelebiliyoruz. Çünkü mesela pankarta vahşet yazmak yasak. İktidar eleştirilmeyecek.  Böyle bir şey olabilir mi? Bunun OHAL ile ilgisi yok, bu faşizm. Eskiden de engellemeler oluyordu. Şimdi daha fazla tabii. Özellikle alanlardaki buluşmalarımızda insanların bu durum nedeniyle geri durdukları oluyor. Oradaki buluşmalarımız daha yoğun olabilecekken, daha çok bir araya gelebilecekken biraz daha az olduğunu söyleyebilirim.   Ama bizler de engel tanıyacak insanlar değiliz. Seçmenlerimiz de çok engel tanımaz; her şeye rağmen, bütün baskılara rağmen… Gene onlar her zaman sokakta olmayı, bizlerle birlikte olmayı biliyorlar. Ve zor da olsa bir şekilde bir araya geliyoruz.

    DSC_0138

    Peki, sizi engelleyerek neyi amaçlıyorlar?

    Biliyorsunuz, biz epeydir ana muhalefet partisiyiz.  Dolasıyla bizim engellenmemiz Türkiye’de demokratik siyasetin, muhalefetin engellenmesi anlamına geliyor.  Gördüğünüz gibi AKP, CHP ve MHP çok sık bir araya geliyorlar; burada amaçlanan şey,HDP’nin etkin siyasetinin önüne geçmek… Ve sadece HDP olarak değil yani, bütün Türkiye toplumunun, aslında HDP’nin önünü keserek muhalefetin önüne geçmek… Buna şu anda öncülük edebilen güçlerden birisidir HDP; belki de en önemlisidir. Bunun önünü kestiğiniz zaman siz aslında Türkiye’deki bütün muhalefete korku salmış oluyorsunuz.

    HDP, AKP tarafından meclis çalışmalarından dışlanıyor. Muhalefet de buna uydu. Sizi niye dışlıyorlar?

     

    Bu devletin,daha doğrusu partilerin devlet aklıyla hareket ederek fabrika ayarlarına dönüp aynı refleksi vermesi… Yıllardır aslında bunu görüyoruz.  CHP de gerçek anlamda sosyal demokrat parti olmayı hiçbir zaman başaramadı. Yani bizlerle illa yan yana duyması gerekmiyor. Kendi rolünü oynaması gerekirken ne yaptılar; milletvekili dokunulmazlığını hep beraber kaldırdılar. Arada bazı muhalif olanlar vardı bunların içerisinde. Sonra ne yaptılar? Askere dokunulmazlık verdiler, tasarıyı hep birlikte kabul ettiler. Ben onun savunma komisyonu toplantısına gittim, orada da ifade etmiştim;“İttihat terakki ayarlarına geri dönüyorsunuz aslında. Bu kadar zulmü uygulamış olan güçlere siz dokunulmazlık veriyorsunuz ve sonra nereye döneceği, kime döneceği de belli olmaz.” Bu toplantı sanıyorum haziran sonuydu. Ve 15 Temmuz’da ne oldu bu ülkede? Darbe oldu. Biz birçok şeyi aslında öncesinde gördük ve ifade ettik ama sonunda darbe oldu ve gerçekten çok ciddi bir eşikten dönüldü. Peki, sonrasında ne yaptılar? Darbe sonrasında daha fazla demokrasi gelsin, daha fazla demokrasi için hep birlikte mücadele edelim, dedik. Hayır, dört partide ortak bir bildiriye o gün imza atmasına rağmen sürekli HDP’yidışlayan bir noktaya geldiler. Çünkü HDP bu fabrika ayarlarıyla hareket eden bir parti değil; muhalif bir parti… HDP gerçekten halk için, halkla birlikte hareket eden bir parti… Ama diğer taraf sadece devleti kayırıyor.  Devlet halka hizmet etmesi gereken bir kurum değil de halkın devlete hizmet etmesi gerekiyormuş gibi yıllardır o hep o sürdürülen akılla gücün, aslında Erdoğan’ın, AKP’nin darbeyi fırsata çevirmesine aynı şekilde eşlik ediyorlar. Şu anda yeni devlet yapılanmasında da herhalde yer paylaşımı yapıyorlar.

    Söz konusu devlet olduğu için mi bu refleksi gösteriyorlar, yoksa bir yerde anlaştılar mı?

    Anlaşıyorlar. Anlaşma da sanırım, çok net olarak söyleyemem ama yeni devlet yapılanmasında yer edinmek… Çünkü binlerce insan, biliyorsunuz, darbeden sonra gözaltına alındı, görevden uzaklaştırıldı. O boşalan yerler ne olacak? Herhalde birlikte paylaşılacaklar.  Ve burada da HDP’ye yer yok. Bizim zaten böyle bir şey talep ettiğimiz de yok. O anlamda söylemiyorum da, ama paylaşımda bir yer kapma anlayışıdır.

    Mesela cumhurbaşkanı bu 15 Temmuz olayından sonra “Ben işte tüm halkın cumhurbaşkanı oldum,” dedi. Sizce öyle bir yaklaşım göstermiş olsaydı, muhatap almış olsaydı, Türkiye için barışa bir adım atılmış olmaz mıydı?

     

    Çok çok büyük bir fırsatı gene kaçırıyor Türkiye. Gerçekten o darbe girişimi sonrasında görüldü hani, kalkıp işte Kürt illerini bombalayanlar bu adamlardı,Roboski’yi yapanlar bu adamlardı; bu askeri güçler… Yani şu anda çoğu gözaltında olan tugay komutanları vs… Bir yandan bunlar ortaya çıkarken, aslında gerçekten insanlar bir araya gelmiş. Belli ölçüde çekinceleri var-belki hani kadınlar açısından da ayrıca konuşuruz- sokağa çıkma anlamında, ama bütün bunlar olurken hakikaten bu bir fırsattı. Yani evet, bu güçler bizleri engelledi, bu güçler birçok provokasyona neden oldu ve biz hakikaten herkese barış elini uzatalım, demokrasi içinde birlikte adım atalım ve buradan da özellikle de yeni bir anayasa aslında toplumsal uzlaşmaya dayanan yeni bir anayasayı inşa etmeye başlayarak yola çıkalım, denebilirdi. Ve buna ben herkesin hazır olabileceğini düşünüyorum. Ama bunun yerine ne yapıldı! Daha çok çatışma körüklendi. Bakın işte o zamana kadar insanlarsokaklardayken, susmuş olan IŞİD bir Kürt düğününde, kına gecesine saldırdı ve onlarca kadın, çocuk öldürüldü.  Hakikaten artık Türkiye’deinsanların iktidarlarını sürdürmekten vazgeçip insanların şunu görmesi gerekiyor; tırnak içerisinde Kürt sorunu bu şekilde çözülemez ve Türkiye’de çatışma ve savaş hali bitmedikçe de darbe her zaman olabilir, ortam buna her zaman müsait olur. Başka politik şeylere de müsait olur ve bu sorun da maalesef, işte o 40 yıldır sorunun çözülmesini sağlamayan yöntemlerle çözülemez. Bunun yolu hakikaten uzlaşmadır, müzakeredir, demokrasiye adım atmaktır; yeni anayasa yapmaktır ve bunu toplumsal uzlaşmayla yapmaktır. Ama bir yolu da bu masalarda, bu görüşmelerde en fazla kadınların yer almasıdır bence. Kadınlar olmadan asla yani…

    DSC_0125

    Zaten Selahattin Demirtaş Antep katliamından sonra tüm partilere bir çağrı yaptı; bir araya gelelim, uzlaşalım, diye… Bu mümkün mü sizce?

    Olması gereken bu… Zaten bunun için ısrarla ısrarla bu çağrıları yapıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın yaptığı çağrı da buna yönelik… Ama olur mu, bunun tek cevabı bizde değil.

    Yine de bir öngörünüz olmalı,böyle bir iktidarla mümkün mü?

    Ne diyeyim şimdi ben! Ne diyeyim, olmaz mı diyeyim yani şimdi… Bunu da demek istemiyorum. Evet, çünkü o zaman niye çağrı yapıyoruz?! Olmaz diyeceğimiz bir şey için baştan çağrı yapmak da anlamlı olmaz, diyelim. Umutlu olmak gerekir, diyelim.

    Umarım olur… Biraz da medyayı konuşalım. Medya üzerinde yoğun baskılar var. Siz HDP olarak bu konuda ne yapıyorsunuz?

    Arkadaşlarımızın yanında olmaya gayret ediyoruz. Yani ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü bizler için çok önemli. Bunun sıkıntısını en fazla yaşayan partiyiz zaten… 7 Haziran sonrasından beri neredeyse biz hiçbir televizyona, hiçbir ulusal basın organına çıkamıyoruz, bizimle söyleşi yapılmıyor.  Enteresan tarafı da hepimizin gördüğü gibi sürekli bizimle ilgili konuşuluyor. Hala bizimle ilgili konuşulmaya devam ediliyor, hiç de vazgeçilmiyor bundan. Biz sürekli kriminalize edilmeye çalışılıyoruz. Her olay neredeyse bizim sorumluluğumuzdaymış gibi bir dil kurulmaya böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyor. İşte bu en başta sorduğunuz sorunun yansımalarından biri… Ne kadar kriminalize edilirsek, ne kadar siyasetten uzaklaştırılırsak, kendi çaplarındao kadar iyi at koşturacaklar ve rahat rahat yönetecekler yani; muhalefeti yok etme arzusu… Bakın, konuşuyoruz yani… Hayat Tv, sizler, BirGün;  Kürt basınını  bir kenara ayrı olarak koyalım, ama bunlara da aynı şekilde baskı var.  Cumhuriyet gazetesi filan… En ufak bir muhalefeti susturmak istiyorlar. İMC Televizyonu işte uydu yayınından çıkardılar. Artık bütün kanalları kapatmak, gerçekten muhalif olan bütün kanalları kapatmak ve o algıyla yönetmek istiyorlar. Ama bu aynı zamanda bir şeyi daha gösteriyor; demek ki yapamıyorlar, demek ki yetmiyor. Demek ki direnç fazla. Demek ki insanlar gerçekten muhalif, gerçekten mücadele ediyorlar; bu, bir yandan da bunu gösteriyor. O yüzden, yönümüzü kaybetmememiz lazım. Dün mesela işte arkadaşların yanında, İnan Kızılkaya ve ZanaBilirkaya ile beraberdik. Gerçekten bir de bu dönemde olan şu; mesela Gülfem tecavüz tehdidine maruz kaldı. Bir yerlere tekme tokat, kapıyı yumruklayarak giriliyor. Ondan sonra gazetecilere ya da tanıdıkları insanlara şiddet uyguluyorlar. Ne olursa olsun sana o sırada silah doğrultmamışsa senin hukuken yapman gereken sadece gözaltına almaktır; başka türlü davranamazsın. Bunların gazeteci olduğunu, ne olduğunu çok iyi bildiği halde bu insanlara tekme tokat giriyorlar, hakikaten işkencenin yeniden dirildiğini görüyoruz Türkiye’de şu dönemde. Bunun gazetecilere de yöneltildiğini… İşte tuğra Tekerek alınıyor ve bırakılıyor, Aslı Erdoğan alınıyor; daha öncesinde işte Şebnem Korur Fincan’cı, Ahmet nesin, Erol ÖnderoğluRSF’den… Bunlar sembol isimler. Özellikle seçiliyor aslında. Ama işte demin söylediğim gibi demek ki olmuyor. O direnç var, dediğim direnci kırmanın yollarından birisi bu uygulamalar ama olmayacak, yine olmayacak yani.

    Kadınlardan söz ettiniz, kadınlara vurgu yaptınız. Bir de kadınları soralım size. Siz kadın hareketinden geliyorsunuz. Kadın sorunları ne durumda bu dönemde?

    Savaşın, darbenin, şiddetin militarist aklın, erkek egemenliğinin en yükseldiği dönemlerdeyiz. Sadece kadınlara değil, LGBTİ’lere yönelik şiddet de ciddi bir biçimde yükseliyor aslında. İki gün önce Antep saldırısını kınadıktan sonra da yakılarak öldürülen trans arkadaşımız, Hande Kader’in eylemine gittik. Her iki eylemde de ciddi bir öfke vardı, onu gözlemledim. Birçok insan da gözlemişler. Gerçekten artık herkes yeter, diyor. Çünkü şiddet var, kadına yönelik şiddet var. Evlerde ne olduğunu bilemiyoruz. Çünkü herkes tırnak içerisinde yüksek siyaset ve büyük sorunlarla meşgul.  Ve ev içlerinde ne olduğunu bilemiyoruz aslında.  Yani kadınları yeterince gündeme getiremiyoruz; burada olanları, yaşananları yeterince gündeme getiremiyoruz. Her zaman arkadan iş çevirmeye çalışıyorlar, çocuklar da aynı şekilde yani… Baksanıza 9 aylık çocuğa tecavüz edildi ya, daha ötesi var mı yani!  Biz o Nizip kampına gittik, kampın içerisine giremedik. Sokaklarda insanlar çok daha zor durumda, diye oradaki sivil toplum örgütleri anlattılar. Mahmut Toğrul, Besime Konca, Gülsüm Ağaoğlu ve ben gittiğimizde KAMER’le görüştük. Kadınlarla özellikle göçmen kadınlarla iletişim halindelerdi, sorunları anlattılar; çok ciddi sorunlar vardı. Rapor da yayımladık kendi çapımızda. Kampın içerisine giremesek de en azından baro ile görüştük. Türk Tabipler Birliği ile görüştüm. Türk Tabipler Birliği o sırada raporunu yayımlamamıştı daha.  Biz de o yüzden çok fazla söz edemedik ama şuna da dikkat çekmişlerdi; yani orada, kamplarda hakikaten çocuk istismarı tehlikesi var. Çünkü çok iç içe bir yaşam var ve denetlenmeyen, şeffaf olmayan bir yaşamda şiddet şiddeti doğuruyor ve bu sarmal içerisinde yaşarken en tehlike içinde olanlar da çocuklardır, kadınlardır. Yani bunun illa kampta olması gerekmiyor, şehrin içerisinde de olur. Tarım işçisi bir ailenin çocuğuna oldu bu… Bunları önlemenin yolu şeffaflıktır ancak, denetime açmaktır. Ben çocuk İstismarını Önleme Komisyonu’ndayım. Bakın, Çocuk İstismarını Önleme Komisyonu pırıl pırıl yerleri ziyaret etti;  birisi Sincan Çocuk Yarı Açık Cezaevi, biri de Ankara Çocuk İzlem Merkezi… İki yeri ziyaret ettik, zar zor Karaman’a gittik. Onun dışında oradaki muhalif bütün milletvekilleri, sadece ben değil, hepimiz birlikte “Bizim önleyici rolümüz olması lazım, caydırıcı rolümüz olması lazım ve biz aslında bir şey olmadan ziyaret etmeliyiz. Belki aniden gitmeliyiz,” dememize rağmen başka hiçbir yere gitmedik. Ve Çocuk İstismarını Önleme Komisyonu toplanmıyor şu anda, raporunu yazmaya başladı. Ne yaptık da biz rapor yazıyoruz. Bu, Karaman olayından, Ensar olayından sonra kurulan komisyon… Yani Türkiye’nin dertleri aslında çok… Ama dediğim gibi darbeyi fırsata çevirdiler.  Bu fırsat kadınlara karşı da kullanılabilir, çocuklara karşı da kullanılabilir, LGBTİ’lere karşı da kullanılabilir, emekçilere karşıda kullanılabilir; hiç önemli değil… Hiçbirinin sorunu gündeme gelemez.

    DSC_0117

     

    Sayın cumhurbaşkanı demişti “Bu darbe bizim için Allah’ın bir lütfu…”

    Bu bir lütufsa, gerçekten olmaz olsun yani… Böyle bir şey olabilir mi? 200 işçi ölmüş Haziran ayında ya… Haziran ayında 200 işçi ölmüş yani… Ve bizim geçen torba yasalarda işte bir erteleme geliyor, iş güvenliğinin, aile hekimliğinin olmasıyla ilgili. Çünkü daha hazır değillermiş, ama işçiler ölmeye hazır değil mi! İş yerleri hazır değil. Ya da HES’lerle termik santrallerle ilgili şeyler…

    Barışın tesisi için parti olarak nasıl bir program izliyorsunuz?

    Şiddet sarmalı, şiddet ortamı ve milliyetçilik körükleniyor. Yöneten kesimlerden ya da işte diğer muhalefet partilerinden bir çağrı yapılmadıkça sadece bizim çağrılarımızla olmaz tabi. Yani onlara karşılık verilmesi lazım. Çünkü o milliyetçilik körüklendikçe, bu gidişin sonu gidiş değildir. Bu gidişin sonunda “Sen ölüyorsun, ben ölmüyorum”, “ Yan sokakta ölüyor, bu sokaktaki ölmüyor” diye bir şey olmaz. Bunu dünyanın çok yerinde gördük. İç savaş öyle bir şeydir ki, herkesi yok eder. Şimdi sadece kadınlara çocuklara, LGBTİ’lere, daha fazla emekçilere yönelmiş olabilir, doğa katliamları yapıyor olabilir ama iç savaş öyle spesifik bir şey de değildir. İç Savaşta kimin nerede duracağı hiçbir şekilde belli olmaz. Yani bunu önlemek lazım, siyaset bunun için yapılıyor. Bizler neden vekiliz ya da onlar neden vekiller?! Yani bugün mecliste artık hiçbir şey için hiçbir siyasetçinin mış gibi yapmaması lazım. Yanibiattan vazgeçsinler ve diğer partilerdeki milletvekilleri de kendi yöneticilerini çağırsınlar bu ülkede barışı kurmak için çağrı yapmaya… Bizim çağrılarımızın karşılık bulması lazım.  Hep birlikte oturup liderler zirvesi de yapılmaydı darbe sonrası… Selahattin Bey çağırdı, bundan bizim kesinlikle dışlanmamamız gerekiyordu. Aynı şekilde şu anda da artık barışın tesisi için hep birlikte oturup bir şey yapılması lazım. İnsanların dili konuşsun diye var yani…


    Yorumlar



    İlgili Haberler