• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bizim Gezi’miz

    Bir zamanlar Gezi’miz vardı bizim.  “O daha başlangıçtı.” Kafasına her eseni şak diye yapabileceğini sanan, kudretinin sınırsızlığına vehmetmeye başlamış bir iktidarı nakavtın kıyısına getirmiş bir patlama. Patlarken patlarken, özgürlüğü keşfetme çabası…

    Gezi iktidarsızdı,  iktidara karşı gücünü bu anti iktidar özelliğinden alıyordu.  Merkezsizdi. O yüzden iktidarın merkezi, nereden zapt edeceğini bilmiyordu Gezi’yi… Herkesin ama herkesin üzerine sallıyordu gaz bombalarını bu yüzden. Kendiliğindendi.  Bu kendiliğindenliğin bir masumiyeti, ikna edici bir meşruiyeti vardı.  Politikanın dışında bir yerlerde kendini kurarken yerleşik politik kalıpları da alt üst eden bir enerjiye sahipti bu kendiliğindenlik.

    Gezi talep etmedi, “Dokunma” dedi sadece. “Ağacıma dokunma”, “yaşam tarzıma dokunma”, inançlarıma dokunma”… Dokunma… Sadece dokunma…

    Gençti Gezi, kentliydi. Küreselleşme çağının ekonomik bunalımlarının üçüncü dünyalı haline karşı yarınından endişeli, bugününden mutsuz gençliğin gemileri yakmasıydı. Yakışıklı genç erkeklerin, güzel kızların direnişiydi; sanat da vardı içinde, mizah da…

    Herkes kendi çelişkisini sırtlanıp geldi Gezi’ye. Tam anlayamasa da başkasının derdine ilk kez kulak kabarttı. Üst üste değil, yan yanaydı Gezi. Herkesi bir parça ezberini bozmaya, yanındakinin dilini anlamaya çağırdı. Kulağının pasını açtı bir süreliğine de olsa toplumun. Bu yüzden savaş mağduru Kürtlerden Ergenekon ailelerine kadar geniş bir satha yayıldı ve bu haliyle o kadar rengârenk ve o kadar sahiciydi ki… Nihai sonuçlarına ulaşamasa da. Şimdilik.

     

    önder yazı görsel

     

    Ama uçucuydu Gezi. Kalmayacağı aşikârdı. İçinden ne bir parti çıkartabilirdi ne de yarın aynı görkemle aynı kitle, başka bir düzlemde harekete geçebilirdi.

    Parladı, göz kamaştırdı, mesajını verdi ve söndü.

    Çünkü karşına dikildiği iktidar gibi örgütlü değildi. Olamazdı. Hayatında belki de ilk kez isyan etmiş, isyanda özgürlüğün dayanılmaz cazibesini ilk kez hissetmiş gençlerden, o ajite hali ömür billah sürdürmesini beklemek fazla şey istemek olurdu.

    Çok umut edildi Gezi’nin yeni bir milat olması.  Ama unutulan bir şey vardı, Gezi henüz neyin olması gerektiğini söyleyecek menzilde değildi, sadece neyin olmaması gerektiğini seziyordu ve tanımlar değil sezgilerdi milyonları harekete geçiren. Ama nasıl bir ülke murat ettiğinin de ipuçlarını verdi. Yarının demokratik Türkiye’si kuruldu belki de Gezi’de iki haftalığına.

    Hayatında ilk kez devlet zorunun gadrine uğrayanlar, direnmenin hazzıyla tanışanlar milat sanıyordu onu. Tarihi kendinden başlatmak gibi çocuksuydu bu bakış. İşi Gezi şovenizmine kadar vardıranlar oldu, sanki bu ülkede daha önce hiç direniş yaşanmamış gibi. Kürtleri Gezi üzerinden vurmak isteyenler… “En büyük direniş bizim direnişimiz,” diyenler… Bu bile nahif bir şeydi. Şimdi ses vermiyorlar nedense.  Özledik oysa onları.

    Peki, Gezi’nin kalanı ne?

    Bence yitirdiğimiz o güzel gençlerin güzel gülüşleri… Hep bir şeyleri anımsatacak o güzel gülüşleri yani Mehmet, yani Ethem, yani Abdullah, yani Ali İsmail, yani Hasan Ferit, yani Medeni Yıldırım, yani Ahmet, yani Berkin…

    Bir de o parktaki özgürlük duygusu, dayanışma ve birbirini anlama hissiyatı…

    O özgürlük cini içinize girmişse bir kez, beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkar gelir ve sürükler götürür peşinden sizi…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları