• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bizim olanı yazmak

    Hepimiz biliyoruz. Çok sorunumuz, birçok derdimiz var. Her şeyi masaya yatırıp saatlerce konuşuyoruz ve bunu çok yapıyoruz. Bu bilindik huyumuz. Bu huyla, konuştuklarımız her seferinde masada kalıyor, bir türlü masaya yatırdıklarımızla kendimiz yüzleşemiyoruz. Hepimiz birbirimize farklı cümleler kurarak, kurduğumuz cümleler içinde kendimizi unutup gidiyoruz. Ve sonrası başlıyor…

     

    Dayanışma kültürümüzden seslenmek istiyorum. Dostlukların, yoldaşlıkların kurban edildiği, kırılan, dağılıp dökülen ilişkiler… Göstermelik caka satanlar, üretilen şartlara sessiz kalanlar… Bu bağlamda dayanışma ilişkilerimizin özgül sürecini sorgulama konusu yaptım bu haftaki yazımda.

     

    Her şeyden önce üreten ve üretilmesine katkı sunulan tarihsel şartlar sıkı bir yüzleşme ve hesaplaşma içinde belirlenir ve  gerçekleşir. Dolayısıyla tarihsel koşullar, duygu, düşünce, irade ve kavramların anlamı ve de koşulları, insani değerleri unutturmamalı.

     

    Toplumsal ilişkiler nasıl ki bir değişim sürecini yaşıyorsa, siyasal ilişkiler de bundan nasibini aldı/alıyor. İnsani ilişkilerimizde bunu görmekteyiz. Geçmişin hafıza ve hatırlatma konuları sadece sosyal bilimlerde değil psikoloji, psikanaliz, kültür, sanat ve edebiyat gibi alanlardaki gelişmelerde de en gözde konular olarak karşımıza çıkıyor.

     

    Dolayısıyla “dayanışma kültürü” üzerine hatırlamalar ve hatırlatmalar, tartışmalar ve sohbetler yapılmalıdır. Bu yoğun ilişkiler ve sorgulamalar entelektüel üretime bir zenginlik olarak yansımalı, gelişim gösterilmelidir. Kendimizle yüzleşmeliyiz ki tıkanan ilişkiler, yaşanan olumsuzluklar sorgulansın. Arkadaşlık, dostluk ve de yoldaşlık emir komuta, yat kalk, getir götür, gel git ilişkisi değil.

     

    Yaşananları görmezden gelmeden, yaşanan alışkanlıkların üzerimizdeki etkilerinden kurtulmamız gerekir. Biz yaşananları inkar etmeden, yaşananların güzelliklerini ve çirkinliklerini görmeliyiz. Biz görmedikçe, içimiz daha çok kor gibi yanar. “O güzel İnsanlar, o güzel atlarına binip gittiler” sözüne çok fazla sığınmanın bir anlamı yok. Bu kavramı eleştiriyorum. Çünkü güzellikler her dönem yaşanır/yaşanıyor. Onurlu bilgimizle içimizdeki güzellikleri paylaşıyoruz. Güzel insanlar aramızdalar. Güzel insanlarımız gittiler diye yapılacak bir şey kalmadı mı?

     

    Her ölüm erken ölümdür ve kabullenmesi zor bir durumdur. Ölüm üzerine yazmakta zorlandığım bir olgu. 2017 yılında çok yakın yoldaşlarımı, dostlarımı ve tanıdıklarımı hastalıktan dolayı yitirdim. En son 14 Aralık’ta bu acıyı yaşadım. İşte bunun verdiği acıyla ince bir sitemimdir bu yazdıklarım. Her ölüm haberi bende derin acılara neden oluyor.

     

    Bilinçte ve içimizde yer kalmayınca, bedenimizde nefes kalmayınca toprağa taşınıyoruz. Her gün eksiliyoruz ve bu eksilmemizden büyük dersler çıkarmıyoruz. Hiç dinmeyen hasretle ve hep derinleşen muhabbetle birbirimizi kucaklayamıyoruz. Oysa yaşarken birbirimize ihtiyacımız var ve bu kadar çetrefilli yaşamın içinde, birbirimizi kucaklamak olmalıdır yaşamımız.

     

    Yaşarken birbirimize sahip çıkmalıyız, birbirimize samimi dostluğumuzu göstermeliyiz, yoldaşlığımızı hatırlamalıyız, hatırlatmalıyız. İyileşecek yaralarımıza merhem olmalıyız. Çünkü iyileşecek yaralarımız var. Geçti mi geçer günler dünden habersiz. Geçmişle geleceğin arasında omuz omuza, göz göze, yürek yüreğe, günler bağışlanır. Geçmiş gün olarak kalır.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları