• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Bizim Renkli Duvarlarımız-1

    Bu hikâyede bahsi geçen kişiler ve mekânlar; Türk toplumunun örf, adet, gelenek ve görenekleri bakımından itibarsızlaştırılmamaları için isimleri değiştirilip, kurguda küçük değişiklikler yapılarak yazılmıştır…

    Yaz ayları, ta ilkokulda öğretilen gibi sıcak ve kurak geçerdi. Ege’de, hele hele İzmir’de ve dört tarafı yüksek binalarla çevrili, estetik yoksunu kompozit kaplı yapıların arasında kalmış küçücük Arap Hasan Mahallesi’nde de yaşam gailesi olarak sıcakla ve kurakla uğraşılırdı. Uğraşılırdı diyorum; o zamanlar şimdiki gibi klimanın her evde olmadığı, lüks sayıldığı zamanlardı. Akşamüstü mahalleli kadınların termosa çay doldurup, iki kilo çiğdemi –çekirdek- gündelik dedikodularla tüketirken serinlemeye çalışma uğraşlarını hatırlıyorum. En üst kattaki bekâr Astsubay’ın eve getirdiği kadın arkadaşlarından, dolmuşuyla yokuşun tepesinden caddedeki Doğan Mefruşat’a giren Hüseyin Amcanın, çok içtiği rakısının hesabını yaparken bile tek dertleri serinlemekti.

    Bu yüzdendir ki, henüz 10 yaşımı doldurmamışken, yaz aylarında her sabah babamın elini tutarak ona çıraklık yapmaya yanına gittim. Evin küçük beyi, evin küçük reisi veya ‘erkek’ olarak babasının izinden giden hayırlı evlat oldum. Öyle yetiştirildim. Benden iki yaş büyük ablamın pazar arabasını çekmesine izin vermeden, hava kararınca babamın bir bakışıyla yerimden fırlayıp, ekmek almaya kapı önüne adım atacak ablamı ittirip, “otur oturduğun yerde, ben alırım” öfkesiyle, elimdeki ve bünyemdeki ağırlığın farkıyla babamın gururunu okşayacak intibalar bırakan hayırlı erkektim.

    Bıyıklarım yeni terlemiş, okuldan kaçıp -ayyuka çıkarsa- türlü bahaneler uyduracak ve yalanlar söyleyecek özgüveni yakaladığım zamanlarda babamın dükkânına gitmeye devam ettim. Dört katlı bir apartmanın altındaki tuhafiye dükkânında, akşama kadar gelip giden müşterileri tezgâh arkasında kötüleyen –kadınların alışveriş tutkusunu- babamla zaman geçirdim. Reşit olmaya ramak kaldığı yıl, yaz tatilinin ilk gününde babamın yerine erkenden dükkâna gidip, hayır duası okuyup sağ ayağımla içeri girdiğim ilk gün, üst komşu Gürsel Abiyle tanıştım. Şık giyimli, düzgün Türkçesi, beni süzen gözlerinin arkasında her kadını elde edecek cazibesini nerden aldığını sorguladığım Gürsel Abi, “çay hazır m?” diye sordu. “Değil,” dedim; dedim ama bendeniz daha bir kızla el ele tutuştuğunda heyecanlanan biri olarak, bu adamın çevresinden, potansiyelinden ve karizmasından yararlanmalıyım, diye düşündüm. Aramızda en az 10 yaş vardı. Genç görünümü, estetik düşkünlüğü, parfümü, pahalı arabası ve sonradan öğrendiğim kadarıyla, genel müdür vasfıyla elde edemeyeceği kadın yoktur, dedim. Öyle ya, münasebetler itibar veya etiket jargonuyla yürüyordu benim aklımda.

    Her gün sektirmeden geliyordu Gürsel Abi, bazen İncirliova kurabiyesi bazen İzmir boyozuna iki yumurtayla gülen yüz yapıp babamla beni gülümsetiyordu. Yakındı, sıcaktı, samimiydi. Kadın mevzusu açtığım her an konuyu babamla ikisi aynı anda kapatıp, farklı yerlere çekiyorlardı. Daha genç yaşta olduğum, okul okumam gerektiği için babamın kızdığını düşünüp, Gürsel Abi tek başına olduğunda konuyu açmaya çalışıyordum. Yine ikna edememiştim. Babamın iş yerindeki tuvaletten fare çıkıyor, diye her gün onun evine tuvalete gitmesi, saatlerce bira içip tavla oynamaları da hoşuma gidiyordu. Bir gün, ben biraz daha büyüyünce, babam evli barklı adam, onla mı takılacak, şiarında şark kurnazlıkları da yapıyordum.

    Okullar açıldı. İlk bir hafta dükkâna uğramadım. Gittiğim ilk hafta sonu Gürsel abinin evinin boş olduğunu gördüm. Yıkılmıştım. Sanki çok yakınımdaki birini habersiz gömmüşler gibiydi. Kadınlarla yakınlaşma konusunda potansiyel ekmeğimi yitirdiğimden dolayı dişlerimi sıktım. Dükkânın önündeki asma ağacının altına çöktüm, haşereleri tek tek elimle öldürdüm. Öfkemi, kızgınlığımı veya adı her ne haltsa o duyguyu yerle yeksan etmek için onları öldürdüm. Babam gelir gelmez yakasına yapıştım, “nerde” dedim. Umursamadı. Önce duymazdan geldi, kafasını başka yöne çevirdi. Sonra, taşındı, gitti adam dedi. İçime oturmuştu.

    Erkek olmasam ağlayacağım o derece…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları