• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Boğuntu…

    Toplumca alıştık her şeye. Hiçbir şeyi yadırgamıyoruz. Her şeyin normale uygun, usa büründüren bir açıklaması var artık.

    İnsanı insanlığından utandıran her gün onlarca şey yaşanırken, refleksini yitirmiş, değerlerini, hasletlerini geçmişte unutmuş, bön bön bakan toplum haline geldik.

    Vicdanın değil gücün çağıran, öğreten, besleyen sesi asıl olan. İyi insan olmak değil, iyi bir kurnazlık yüzdürebilir bencillik gemisini. Neye elinizi atsanız, dağılıyor, parçalanıyor. Kokladığınız her şeyden yükselen kesif bir küf kokusu…

    Kimin ne kadar umurunda bilmiyorum ama vicdanını kaybetmiş toplum haline dönüşüyoruz hızla… Hem de şımardıkça, iştiha içinde terk ediyoruz insanı insan kılan yanlarımızı. Bir cinnetin şehvetine kapılmak gibi bir şey bu…

    Bir lisede okul müdürü “hayvanlar ve ölülerle cinsel ilişkiye girmek orucu bozar. Bu durumda kaza yapmanız gerekir” gibi sözüm ona gençlere İslam’ı anlatan risaleler dağıtıyor, korkmuyor, utanmıyor, başıma bir iş gelir diye kaygılanmıyor. Korkutuyor bu pervasızlık insanı.

    Hayvanlar ve ölülerle ilişkiye girmek orucu bozarmış, kaza gerekirmiş. İğrençliğin dibi…

    Daha da iğrenç olanı o okul müdürünün pişkin pişkin vaziyeti savunurken kimsenin ona dokunmaması, dokunamaması… O adam hala bu ülkede okul müdürü… Eğitim sen’li öğretmenlerin itirazı dışında kayda değer bir protesto var mı, yok.

    Aslında şaşıracak bir şey de yok.

    Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuk tecavüzlerini “bir defadan bir şey olmaz,” diye sumen altı etmeye çalışan aile bakanını aklayan insanların yasa yaptığı bir ülke burası.

    Hukukun ipinin bizzat hukukçular tarafından çekildiği bir ülke…

    Adaletin değil gücü borusuna tav olan; hırsızlığı marifet, dürüstlüğün avanaklık kabul eden insanların ülkesi…

    İnsan cesetlerini çırılçıplak yerlerde sürükleyecek kadar canavarlaşanları kahraman sayan bir garip vatanseverlerin ülkesi…

    Otel dikmek için orman yakan iş adamlarının, polis korumasında mitingler düzenleyip iç savaş tehditleri savuran mafya babalarının ülkesi…

    Varlığını hamaset ve yalan üzerine inşa etmiş bir iktidarı çılgınca alkışlanırken en değerli bilim insanlarına, aydınlarına, yazarlarına cüzamlı muamelesi insanların ülkesi…

    Öldürenlerin değil, öldürüldüğünü söyleyenlerin katil muamelesi gördüğü bir ülke…

    Sesin kimseye ulaşmıyor, için içini yiyor bu çürüme, yalan ve korku bombardımanı altında… Boğazını bir mengene sıkıyor, uzaklaşmak,  gitmek istiyorsun, olmuyor. Labirentin gözeneklerinde ışık arıyorsun, yok. Kendi kabuğuna çekilip televizyonları kapatmak,  romana, klasik müziğe vermek de kapatmıyor o hayatın her yerinde olan o acımasız, çırılçıplak gerçeği…

    Böyle yaşamak zorunda değilsin, hissediyorsun ama ne yapacağını bilmiyorsun. Camüs’un boğuntu dediği şey bu galiba…

    Yani sizin cenahtasa ne söylerse söylersin, hangi rezaleti yaparsa yapsın dokunmayacaksın! Aslolan saflar ve zatlardır çünkü.

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları