• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    BOYACI AHMET

    Bu gün boyacı Ahmet’i tanıdım. Daha doğrusu o afacan ve zekice bakan gözleriyle kendini bana o tanıştırdı da denilebilir. Onu, Bebek Belediye gazinosunun hemen yamacında önündeki küçücük boya sandığıyla, elleri koynunda gelene geçene bakınarak müşteri aranırken fark ettim. Ya da o beni fark etti. Gözler cin gibi bakıyor. Saçları sıfır numara traşlı; sarı mı sarı! Üstünde boyası kaçmış hayli eprimiş, solukça bir ceket; açık gömleğinden gözüken bağrı zayıf mı zayıf… Arada bir titreyerek bağırıyor:

    -Parlatalım abiler! Parlasın…
    Hava, bu gün hayli yağışlı ve soğuk. Donduran sert bir rüzgâr esiyor; içim ürperiyor.
    -Boyim mi abi, derken iştahla bakıyor. Peki, diyerek çamurlu koca ayakkabımı biraz da utanarak uzattım. Tüm maharetiyle işini yaparken arada ‘parlıyor’ diyerek çığırtkanlık yapıyor.
    Adını o vakit öğrendim. Konuşmayı hayli seviyor belli ki… Babası inşaat işçisiymiş.
    -Şimdi evde abi, inşaattan düştü yatalak kaldı. Babam, diyor; gözleri sulanıyor… Bizi ne çok severdi. Bir dediğimizi iki etmezdi; siz yeter ki okuyun oğlum, derdi bize…
    -Derken, tekrar gözleri yaşarıyor. Çok üzülüyor, ben çalışıyorum diye abi…
    -Söz verdim ama mutlaka okuyacağım… Dünya iyisidir benim babam abi. Bir iyileşse bize neler alacak.
    Annesi gündeliğe gidiyormuş, zengin evlerine. El işi işte abi. Bize belli etmiyor, ama çok yoruluyor. Annemin adı Meryem; tıpkı Meryem ana gibidir abi.
    Derken yine gözleri sulanıyor. Dört kardeşi daha varmış; ikisi kız. Biri daha bebekmiş. Bir de çokça gururlandığı bir abisi varmış tamirhanede çalışan…
    -Ah Şahin abim. Bize öyle kol kanat gerer ki, ismi gibi şahindir abi, anlayacağın…

    Dokuz yaşındayım, derken gururlanıyor. Okulda bit salgını olmuş, kapıcı çocuğu diye sadece onun saçlarını kesmişler. Oysa annem öyle temiz bakar ki bize… Evimizi bir gör, çiçek gibidir, çiçek… Yanı başında bir çiklet kutusu var; içi silme çiklet dolu…
    -Bir çiklet alır mısın abi, derken dostluğuna güveniyor. Sonra ayağıma vuruyor, usulca tık tık diye… Öbür tekini uzat demekmiş. Elleri soğuk ve çamurdan çatlamış, yer yer simsiyah. Müdür dövüyormuş, elleri kirli diye… Bir Mahmut öğretmen varmış ama… Onun için ‘kral adam’, diyor. Belli ki gururlanıyor Mahmut öğretmeniyle… Kitaplarını, defterlerini o almış; hastalığında ilacını alan da o… Yüreğimde bir yer ayırıyorum Mahmut öğretmene, tüm dostluğumla… Akşamları anasına teslim ediyormuş kazancını haklı bir gurur ve sorumluluğun verdiği rahatlıkla… Gazinonun bekçisi arada kovalıyormuş onu…
    -Aslında iyi adamdır, ama ona da patronu kızıyor; o yüzden abi, yoksa…
    -Yalancıktan kovalıyor anlayacağın…

    Derken boyama bitti. Yüzüme bakıyor… Teri soğumadan vermek lazım ustanın hakkını… Birkaç tane de çiklet alıyorum
    -Sağol abi, diyor. Elimi uzattım.
    -Ellerine sağlık Ahmet usta, artık arkadaşımsın, diyorum.
    Arkamdan bağırıyor:
    -Ara sıra uğra abi! Ben hep buradayım.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları