• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Boykot çağrısı dersine çalışmayanların işidir

     

    Eğer solun utanacak gizleyecek bir şeyi varsa, o sol zaten amacından uzaklaşmıştır. ‘Ben’ değil ‘biz’ demektir solda durmak. Tüm acılara rağmen sevinci yitirmeden, “Var olmanın dayanılmaz” ağırlığının bilincinde, beğenmediğimiz bu hayatı anlamlı kılmanın çelişkisiyle karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız. Ve bundan dolayı yaşamak yaşatmak zorundayız. Kötülüklerin ve hoşgörüsüzlüğün yüceltildiği günümüzde, yürürlükte olan araçların tek adam iktidarına dönüştüğü bir süreci yaşıyoruz. ‘Son günahı’ ortadan kaldırmak için, işlenen günahları sorgulamak için emeğin türküsünü HAYIR‘la birlikte söyleyebilmektir mesele…

    16 Nisan 2017 Evet-Hayır seçimi her yönüyle tek adamlığa kilitlendi. Bu kilitlenmeyi önemsemeyenler var. Bu seçimde boykot diyenlerle, evet-hayır’ın önemini kavramayıp kararsız kalanlar ve/ya oy kullanmayı zaman kaybı olarak görenler; insani ve vicdani olarak sorumsuzluk yapıyorlar.

    Türkiye sol hareketinde içi boş devrimcilik yapan  ‘müzmin boykotçuların’ sığ yaklaşımları sergilemeye devam etmesi çok düşündürücüdür.  Siyasal gelişmelerin, somut durumun somut tahlilini yapamadıkları ve üretemedikleri için “böyle gelmiş böyle gider,” diyorlar.

    Hedefe varmak için bazen dallı budaklı yollarla karşılaşıyoruz. Bazen zikzaklar yaparak, kapalı tünellerde serçe avlamaya çıkıyoruz.  Oysa siyaset sosyolojisi için önemli olan, amacı gözden kaybetmeden, hedefe varmak için çeşitli araçları kullanmak…

    Bazı sol yapılar, boykotun hangi koşullarda neden ve nasıl uygulanacağını analiz etmeden ve/ya Lenin’in boykot üzerine söylemiş olduğu sözleri yanlış yorumlayarak, seçimleri boykot etmes çağrısında bulunuyor. Bu hareketlerin, ileri sürdüğü gerekçeler çok soyut ve kabadır. Sol adına boykot diyenlere Lenin’den bir hatırlatma… Lenin, iki türlü uzlaşma arasında ayrım yapar; birinci tür uzlaşma, koşulların dayattığı zorunlu uzlaşmadır. İkinci tür uzlaşma ise gönüllü uzlaşmadır. Zorunlu uzlaşma için Lenin şunları yazmıştır:

    “Gerçek devrimci partinin görevi, tüm uzlaşmalardan vazgeçtiğini ilan etmek değil, tersine kaçınılmaz olduğu ölçüde tüm uzlaşmalar yoluyla, kendi ilkelerine, sınıfına, devrimci görevine-devrimi hazırlama, devrimin zaferi için halk kitlelerini yetenekli hale getirme – görevine sadık kalmayı bilmektir. Bir örnek. III. ve IV. Duma’ya katılma bir uzlaşmaydı, devrimci taleplerden geçici olarak vazgeçmeydi. Ama bu tamamen zorunlu bir uzlaşmaydı. Çünkü güçler dengesi, devrimci kitle mücadelesi yürütmemize bir süre engel oluşturmuştu. Ve bu uzun süreli mücadelenin hazırlanmasında, böylesi bir ‘domuz ahırı’ (Sausstall) içinde de çalışmayı bilmek zorunludur.”(Lenin, Eserler- Werke 25, S. 313).

    Devrimci mücadele somut şartların somut tahlildir, bilgeleşmenin ve sorgulamanın siyaset sosyolojisine dayanan nesnel anlatımlarıdır. Devrimci düşüncede yargılara yer verilmez. Dolayısıyla  ‘tek adamlık’ seçiminde boykot diyenler somut durumun somut tahlilini ve siyaset sosyolojisini ters yüz edenler, diye düşünüyorum.

    Türkiye solu içinde bulunduğu an itibarıyla sosyalizmin sorunlarını çözebiliyor mu? Sosyalistler çeşitli basamakları ve aşamaları içeren bir süreçten mi geçiyor? Sosyalistlerin tüm ilerici hareketleri kucaklamış bir başarısı var mı?  Solun halkla iç içe olması, diyalog ve iletişim kurması, sevgiyi, saygıyı geliştirmesi gerekmez mi? Tek adamlık rejimine karşı  ‘hayır’ı örgütlemek önemli bir mevzidir. Boykot çalışmaları emekten yana olan güçlere saygısızlıktır. Demokratik gelişmelere seyirci kalmak yanlış bir tutum olacaktır.

    Sisteme karşı kazanılan başarıların, sosyalistler açısından daha sonraki hedefleri için yeni mücadele alanları açtığı unutulmamalıdır.

    Bir  ‘’hayırcı’ olarak, Türkiye‘de insanları ayrıştıran, göçmenleri evetçi-hayırcı diye bölenlere hoayır diyorum.  Evrensel insan haklarını yok etmek isteyenlere hayır diyorum. Viyana Türk Büyükelçiliği‘ne asılan pankarta da hayır diyorum.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları