• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Böyle gelmiş böyle gidecekti 

    Sistem içi çatışkılar bazen öyle bir hal alır ki insanı hayretler içine düşürür.  Ama çok somut bilgilere rağmen iyiler ve kötüler aynı rezilliği konuşuyor. İnsanı hayrete düşüren olaylar hep gelip gidiyor. Çark böyle işliyor. Hadi bu hayrete, “bal tutan parmaklar” böyle gelmiş böyle gidecek diye kulak asmıyor. Peki yoksullara ne oluyor!

     

    Güncel ve aktüel olan “Man adası” belgelerinin orijinali Kılıçdaroğlu’un elinde. Bu belgelerden hukukçular sorumludur ve hukukçuları ilgilendirir. (Tabii ki üstüne soğuk su içmeyen hukukçular.) Kemal Kılıçdaroğlu’na “Man adasını” kimin sipariş ettiğini ne tartışmak ne de yazmak istiyorum. Sistem içi çatışkı böyle bir şeydir. Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgeler sayesinde, Man Adası’nın Britanya’ya bağlı 80 bin nüfuslu bir vergi cenneti olduğunu öğrendik. Peki ne olmuş? Daha ne olsun yahu! Hem milliyetçiler hem de İslamcılar ticaret yapmaya başlamışlar! Man adası da “Malta” gibi bir “vergi cenneti” imiş, cennetin ayaklarının altına serildiği yerler olmuş!

     

    Düşünsenize, 1 sterlin sermayeyle kurulan bir şirkete milyonlarca dolar banka üzerinden gönderilmiş. Peki bu paralar Türkiye’den ne adına transfer edilmiş?

     

    “Devletin malını deniz” görenler ola ki bir şeyler yanlış giderse ya da birileri ortaya çıkarırsa  “Benim bir tek kuruşum yok” diye yemin etmeyi de ihmal etmezler. Çünkü yemin etse başı ağrımaz. Avrupa’da bilinen bir uygulamadır bu, özellikle Türkler arasında. Almanya, Avusturya, İsviçre vb. ülkelerde “uyanık” Türk girişimciler kendi adına mal mülk yapmazlar, hesap açmazlar, iş kurmazlar, hep birileri olur. Bu birileri de oğullar, kardeşler, akrabalar olurlar yani bunlar kağıt üzerinde görülürler. Bunu yapmalarındaki hesap, yemin etseler başı ağırmayacak hesabı olduğu içindir. Sorumluluktan kaçmanın önlemleridir. Bu yeminler de öyle bir hesap! Gece gündüz vatan, millet, şehit edebiyatı yapanların, milletin bankadaki kefen paralarına göz dikenlerin milyonlarca dolarını dışarıya kaçırması da bir başka hesap.

     

    Devletin malını deniz görenlerin çocukları, hiç çalışmadan nasıl büyük servete sahip olabiliyor? Milyonlarca doları nasıl kazanmışlar, bir açıklasınlar da görelim. Nereden ve nasıl kazanılmış? Bir gün sabah işe gidip akşam eve yorgun gelmişler mi? Bir gün olsun “alın teri” dökmüşler mi?

     

    Devletin malını deniz görenlerin nasıl büyük mali yolsuzluklar, “para sıfırlamalar”ı yaptığını kendi ağızlarından itiraf ettikleri yine iç çatışkıları sonucu öğrendik. Zarrab’ın nasıl rüşvet dağıttığını öğrendik. Zarrab’ın Türkiye’den çıkışının öldürülme korkusundan olduğu öğrendik. ABD’deki davası sayesinde birçok skandal ortaya çıkmıştır. Kabul etsek de etmesek de bu irin taştı ve döküldü.

     

    Düşünsenize, nereden nereye gelindi. “Hayırsever” bir iş adamı olup bakanların kendisine ödül vermek için yarıştığı Zarrab, Amerika’da Türkiye’nin gündemini belirliyor. Zarrab ister “itirafçı” olsun isterse “iftiracı” olsun, ortada bakanlara verilen bir rüşvet davası var mı yok mu?

    Düşünsenize şöyle bir. Devletin malını deniz görenlere göre her şey komplodur, yalandır. Öyle mi? Peki evdeki paraların ayakkabı kutuların da ne işi vardı? Kutularda olan paralara  “İmam-Hatip parası”ydı diyenler hangi algı operasyonunu yapıyorlardı?

     

    Halkbank, bir devlet bankasıdır ve yasal olarak hükümete bağlıdır. Dolayısıyla bütün sorumlulukları devletin güvencesi altında olan bir bankanın giriştiği para aklama, ambargo delme, rüşvet olayları ortaya çıktığı halde devletin malını deniz görenlerin her şeyi vatan millet şehit  adına örtbas ettiği açık değil mi? Devletin malını deniz görenlerle, “bal tutan parmağını yalar” diyenlerle “tırtıklamışlar ve de tıktıklamışlar”!

     

    Konya Ereğli’de kırk günlük bebek zatürreden öldü. Tek odalı toprak evde kalan ailenin oturduğu evin camı kırıktı. Pencere naylonla kapatılmıştı. Samsun’da 2.5 aylık  bebek, açlıktan öldü. Van Gürpınar’da bir baba 16 kilometrelik yolu sırtında çocuğunun cesediyle gitti.

    O çetrefilli, karışık, acılarla dolu, vahşi, bencil ve kindar yollardan irin akıyor. İyinin ve kötünün bu kadar açık biçimde ortada durmasına rağmen sağırlar ve dilsizler birbirini ağırlıyor.

     

    Fakat bu demek değildir ki her iyinin sonu kötü, ya da kötünün sonu iyi olur!


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları