AB ile Türkiye arasında “göçmen krizi”ne dair zirve yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Zirveye katılanlar, amaçlarının krizi daha da hafifletmek olduğunu söylüyor. Ama zirveyle girilen yeni yönelim ve tarafların üzerinde anlaştıklarını beyan ettikleri prensip kararlar, bunun tersine işaret ediyor. Ne yazık ki önümüzdeki dönem mülteciler için tam bir cadı avına dönecek ve onları sıkıştıran kıskacın yerini artık bir mengene alacak!
AB MASAYA HANGİ ŞARTLARLA GELDİ?
Brüksel Zirvesi öncesinde Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Paris’te buluşarak bir ön görüşme yaptı. Zira iki liderin hem AB ülkelerini ikna edecek hem de Türkiye’ye yeni dayatmalarda bulunacak ortak bir plan üzerinde anlaşması gerekiyordu.
Charlie Hebdo baskını ve 13 Kasım Paris katliamlarının ardından “terörizme karşı” bayrak açan Hollande yönetimi, olağanüstü hal yasalarıyla birleştirdiği şiddet kampanyasında mültecileri de hedefe koydu. Bunun son örneği Manş Denizi kıyısındaki Calais mülteci kampına yapılan insafsız polis baskınıydı. Bush dönemiyle anılan Hollande’ın bu sert yüzüne karşılık Merkel’in çok daha yumuşak bir üslupla krizi üzerinden atmaya çalıştığı gözleniyor. Amaçları ve planları ortaklaşan iki emperyalist lider, bir dönem daha “iyi polis-kötü polis” rolünü oynamaya devam edecek gibi.
DEMOKRASİ ÇÖPE ATILDI
Yakın tarih boyunca insan hakları evrensel beyannemesi, düşünce-ifade-basın özgürlüğü kavramları ve Avrupa’nın demokratik kriterlerini dillerinden düşürmeyen AB şefleri, Brüksel masasına otururken bütün bu “ilkeleri” çöpe attılar. Çünkü onlar için aslolan mülteci krizini üzerlerinden atmaktı ve kurulan masa basit bir pazarlık masasından ibaretti. Son dönem Cizre, Sur, Silopi gibi Kürt kentlerinde yaşanan katliamlar, yıkılan kentler ve ağır insan hakkı ihlalleleri bu nedenle gündeme bile gelmedi. Bu “görmeme” tutumunun kendisi; mülteci krizine karşılık olarak AB’nin Kürt halkının yaşadığı acıları da pazarlık konusu ettiği anlamına geliyor. Dolaylı ya da dolaysız, açık ya da kapalı kapılar ardında; her ne şekilde ele alınırsa alınsın, Brüksel’deki masada Kürtlerin kaderi de bir biçimde pazarlığa kurban edildi. Zaman ve Cumhuriyet gazetelerine atıf yaparak “basın özgürlüğü”ne ilişkin dile getirilen kaygılar ise “bayağı” bir tiyatro sahnesinden öteye geçmedi.
AB NE İSTİYOR?
Peki, Merkel-Hollande öncülüğünde masaya oturan AB ne istiyor?
1-Aslında AB, daha Brüksel’e gelinmeden, kendine çıkardığı bazı “ev ödevleri”ni tamamladı ve Türkiye’ye karşı elini güçlendirdi. Makedonya sınır kapısını kapatan AB, “Balkan rotası bütünüyle kapatılacak” dedi. Ayrıca Ege denizine NATO gemilerini göndererek deniz yolunu da kesmiş oldu. Böylece mültecileri önemli oranda Yunanistan ve Türkiye’de presleyen bir tedbir almış oldu.
2-Geri kabul antlaşmasında yeni bir adım atan AB, kaçak yollardan Yunanistan’a adım atan mültecilerin Türkiye tarafıdan geri kabul edilmesine karşılık “bire karşı bir” formülünü öne sürdü. Buna göre; kaçak yollardan AB’ye girdiği tespit edilen ve geri gönderilmesine karar verilen her mülteciye karşılık Türkiye’den bir Suriyeli AB’ye kabul edilecek! Güya böylece kaçakçılığın da önüne geçilmiş olacak!
Ama işin aslı hiç de öyle değil. Çünkü bu plan, AB’ye alınacak mültecileri hem sınırlı, kontrollü ve filtreleyerek almayı hem de mültecileri öncü ülkelerden ziyade güçsüz AB ülkelerine dağıtmayı hedefliyor. Macaristan Devlet Başkanı Orban’ın şimdiden bu planı veto ettiğini de not düşelim.
3-Türkiye’ye taahhüt edilen 3 milyar avro için “kontrollü” ödemeler başlayacak ve buna orta vadede 3 milyar avroluk yeni bir bütçe eklenecek. Türkiye vatandaşlarına vize kolaylığı ve AB üyeliğinde yeni fasılların açılması da konuşulan maddeler arasında.
4-Bakanlar Kurulu’nun önünde (uluslararası sözleşmeleri hiçe sayan) “Suriyeliler için geçici çalışma izni” yasa tasarısı duruyor. Brüksel ile devam eden pazarlık sürecinde AKP Hükümeti er ya da geç mülteci sömürüsüne ilişkin bu hamlesini sağlama almak istiyor. AB sermayesi de mülteci emeği sömürüsünde oldukça iştahlı ve AKP’nin bu tasarısına teşne olmuş gözüküyor.
TÜRKİYE BRÜKSEL’E HANGİ TEKLİFLERLE GİTTİ?
Dış basında yazanlara ve kulis bilgilerine göre; zirvede AB daha kartlarını açmadan Türkiye önerilerini sıralamış. Oldukça cazip gelen teklifler karşısında AB yetkilileri şaşırıp kalmış! Spekülasyonların doğruluğunu bilmiyoruz. Fakat bu parlak teklifler kime ait olursa olsun mültecilerin geleceğini kararttığı kesin.
Peki Türkiye hükümeti Brüksel’e ne önerdi, ne aldı?
1-Hükümet sözcüleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan telafuz edilen para miktarını 20 milyar avroya kadar çıkardı. Peki 3+3 milyar avroluk paket, mülteciler için alınacak sert tedbirler açısından bir başlangıç olarak kabul edilebilir mi? Hükümetin girdiği yönelim bunun şimdilik yeterli olduğunu gösteriyor.
2-Geri kabul anlaşmasında Türkiye sorun çıkarmayacak. Buna karşılık olarak Erdoğan’ın önerdiği Suriye’nin kuzeyine 4500 kilometrelik “mülteci şehri projesini” de yabana atmamak gerekiyor. Anti parantez belirtelim ki; bu şehrin koordinatlarını Obama bile biliyor ama Türkiye halkı bilmiyor! Peki, daha önce de “31. büyükşehir projesi” olarak açıklanan bu proje ne işe yarayacak? Amaç Suriye rejimi üzerinde nüfus baskısını sürdürmek, Rojova’yı tamponlamak ve AB’ye devasa bir mülteci kampı göstermek olabilir mi? Bu soruların cevabını önümüzdeki süreçte göreceğiz.
3-AB üyeliği için fasıllar meselesine zaten iki taraf da inanmıyor. Ama vize kolaylığı Türkiye hükümeti için önemli bir vaat. Zira bu kirli pazarlıkta iç kamuoyunu rahatlatacak en önemli argümanın vize kolaylığı olduğu görülüyor.
SONUÇ OLARAK;
“Avrupa medeniyeti” ile Osmanlı yayılmacılığı ve İslam kardeşliği üzerine bina edilen “Yeni Türkiye’nin medeniyet inşası” bu tablo karşısında kültürel olarak da dibe vurmuş durumda.
Mültecilerin ve insanlığın geleceği için geriye işçi sınıfı ve emekçilerden başka umut kalmıyor. Bu nedenle Ege’nin iki yakasında bu konuda daha fazla çalışma yürütmek ve mücadeleyi yükseltmek gerekiyor.
Emperylaistler mültecilere “Balkan rotasını” kapatmak istiyor. İşçi sınıfı, emekçiler ve halklara ise; Suriye’ye “barış rotası”nı açacak ortak bir mücadele görevi düşüyor.







